Konuk Yazar, 22 Kasım 2004

Devrim Seral

 

Kendi kendini yönetmek

Kuzey Kıbrıs’ta özellikle geçen yıla göre tam bir bitkinlik hali baş gösteriyor.

2003 yılının Aralığında yapılan seçimlerde statükonun yıkılacağı ümidi içimizi sarmıştı. Meydanlara toplanan binlerce kişiye rağmen artık statükonun devam etmeyeceğini düşünüyorduk. Ancak olmadı. Meclis aritmetiğinde çözüm yanlısı güçler maalesef gerekli sayıyı sağlayamadı.

Sonra CTP-DP hükümeti kuruldu. Çözümsüzlüğün en önemli sahiplerinden birinin yani sayın R.R Denktaş’ın güdümünde olduğu bilinen bir parti ile çözümü en fazla sahiplendiğini iddia eden partinin birlikteliği ile referanduma gittik. Sonuçta anlaşma filan olmadı her şey ayni şekilde kaldı.

Kuzeydeki statükoyu maalesef alt edemedik. Statüko ise CTP'yi de içine alarak çözüm yanlısı güçleri zayıflatma yoluna gitti ve bunu da başarmıştır. CTP belki de önceki hükümet deneyiminden ders alarak Kıbrıs’ta "Türkiye’ye Rağmen" iş yapılamayacağını anlamıştır.

İşte bu en can alıcı noktadır. Biz niye adada en basit işlerimizi bile halledemiyoruz? Şu anda anayasasında bağımsız ve egemen! olduğu iddia edilen devletimiz av bölgelerini bile açarken oranın komutanları bu kararları tanımama yetkisini nerden buluyorlar?

Aslında bu sorunun cevabı basittir. Adanın kuzeyinde yönetim bizim demokratik! biçimde seçtiğimiz hükümetimizde değildir. Yönetim açık biçimde asker ve Türkiye devleti tarafından yapılmaktadır.

İşte bunu söylediğinizde zaten hazır cevap ne olacaktır. "Sen askere karşı mısın? Asker ile ne alıp veremediğin var?" ya da "Kıbrıs’ta olağanüstü! durum söz konusudur. Bu yüzden bu şekilde yaklaşımlar doğaldır." gibi sorular veya açıklamalar ile karşılaşmak mümkündür.

O zaman hani Egemenlik ? hani Bağımsızlık? hani kendi kendini yönetme? isteği. Annan planı karşıtları bunların olmadığından dem vururken bunun şu anki devletimizde zaten var olmadığını geçiştirmektedirler.

Otuz yıldır adada olağanüstü durumun geçmemesi de ayrı bir durumdur. Aslında yüzümüze bakıla bakıla bizimle oyun oynanıyor maalesef.

Şu anda hükümet kurma girişimleri de ayni şekilde Türkiye’ye endekslenmiştir. Türkiye 17 Aralıkta müzakerelere başlama tarihi alırsa belki düzlüğe çıkarız ancak alamazsa başımıza neler geleceğini kimse bilmiyor!

İşte bizi sonsuz kısırdöngüye sokan da bu bilinmezliktir. Kimse ne olacağını bilmiyor. Hayatlarımız hep tarihlere endeksleniyor. Yok 14 Aralık, yok 24 Nisan ve şimdi de 17 Aralık.

Kıbrıs’ta anlaşma olmadan hiçbir şeyin düzelmeyeceğini anlamak gerekiyor. Ancak işin kötü yanı bizim muhatabımız olması gereken Kıbrıslı Rumlar da artık bizi pek muhatap olarak kabul etmiyor. Aslında bir noktada bunun sorumlusu da biziz.

Statüko yanlısı partileri geçtim de CTP gibi çözüm yanlısı gözüken bir partinin onlardan geri kalmayacak şekilde bir nevi küskünlük moduna girerek görüşme kanallarını kapatması ve Denktaş’tan geri kalmayacak demeçlerle de bunu desteklemesi çok üzücüdür.

Kıbrıs’ın Kuzeyinde yakın zamanda arka arkaya iki seçim olması beklenmektedir. Fakat bu seçimlerin maalesef bizim "Kendi kendimizi yönetme" irademizi ortaya koyacağını sanmıyorum.

Çünkü bu seçimlerin kararını da yine bizim değil Türkiye’nin adadaki Türkiye asıllılara vereceği yönlendirme verecektir.

Bazı siyasi partilerimiz Türkiye’ye şirin görünerek oyları alıp iktidar olabileceklerini sanmaktadır. En basiti şu anda bile CTP iktidarın büyük ortağı olmasına rağmen sivilleşme yolunda ne yapabilmiştir? Ya da yeni seçimde sağlam bir oy alsa da gerçekten Türkiye’nin karşısına çıkıp "Kendi kendimizi yönetmekle" ilgili rahatsızlıklarımızı dile getirebilecek midir?

Adada yıllar boyu süren çözümsüzlük Kıbrıslı Türklerin yararına olmamıştır.

Biz eğer kendi kaderimizi tayin etmek istiyorsak bunu talep etmemiz gerekmektedir.

Her yaptığımız hareket ilerde karşımıza çıkacaktır. O yüzden adada varlığımızın sürdürülebilmesi için mutlaka Kıbrıslı Rumlar ile uzlaşmamız gerekmektedir. Sonuçta ilerde adada komşu ya da birlikte yaşayacak olanlar bizler olacağız.

Biz Türkiye’ye yaslanmış ve her kararı oradan alan bir otorite istemiyoruz. Kıbrıslı Rumlar en azından Yunanistan ile birlikte hareket edebiliyorlar. Biz niye öyle olamıyoruz?

Yazımı Gandhi'nin çok sevdiğim bir sözüyle bitirmek istiyorum.

"Önce bizi görmezden geldiler, sonra bize güldüler, sonra bizimle savaşmaya başladılar, sonunda biz kazandık!"

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org