Konuk Yazar, 8 Temmuz 2004

OSMAN ERCÜMENT

 

BADİOU’NUN HAKİKATLAR ETİĞİ

Etik tarihsel süreç içerisinde berisindeki anlam farklılaşsa da iyinin ne olduğuna ve iyi bir yaşamın nasıl olabileceğine yönelik toplumsal içeriği olan inanışlardır ve yargılamalarda ölçüt görevini üstlenir. Aristoteles iyiyi euodomonia ile tanımlamıştır. Euodomonia mutluluk ve yerinde davranmayı içeren Yunanca bir kelimeydi.Hristiyanlıkla belirginleşen ve Kant’la birlikte kesin bir şekilde ayrılan ödev ve mutluluk kavramı, yine Kant’la birlikte evrensel bir boyut kazanmıştır. Günümüz etik anlayışı Kant’ın da etkisiyle evrensel bir etiktir ve bu evrensellik Badiou’nun vurguladığı gibi durumun tekilliğini göz ardı eder. Badiou’ya göre her durum tekil bir çokluktur ve her durum kendi tekilliği içerisinde değerlendirilmelidir. Tüm durumlar için geçerli olabilecek bir yargı öne sürülemez. Badiou günümüz etiğinin önsel bir kötü (Yahudilerin kıyımı) mutabakatına dayanan, evrenselliğe vurgu yapan muhafazakar bir etik anlayış olduğunu öne sürer. Günümüz etiği muhafazakardır; çünkü etiği insan hakları ile eşitler, insanı bir kurban-hayvan statüsüne sokar ve bu yüzden her türlü iyi arayışını önsel olarak reddeder. İnsan hakları kisvesi altındaki günümüz etik anlayışı Batı dışı toplumlara müdahaleciliğin kaynağıdır ve Batı’nın kendinden memnun halini ifade eder. Günümüz etiği Kant’tan daha çok hevinas’ın hoşgörü etiğinden etkilenmiştir. Bu hoşgörü etiği ötekine kendini karşılıksız adamadır ve öteki ‘bütünlükle ötekidir’. Günümüz etiği hevinas’ın dinsel bir içerik taşıyan bu etik anlayışından dinsel boyutu soyutlayıp kendisine uyarlamıştır. ‘Çok kültürlülük’ bu etik anlayışa dayanır. Badiou’ya göre bu hoşgörü etiği Batı’nın parlamentarizm, insan hakları, laiklik vb. değerlerine dayanan bir etik anlayıştır. ‘Ötekine’ hoşgörü ancak şu şekilde mümkündür. “Benim gibi ol ki farklılığına saygı duyayım”.

Badiou insanın bir yırtıcı-hayvan olarak iyinin ve kötünün aşağısında olduğunu vurgular. İnsanın diğer canlılardan tek ayrıcalığı bir ‘özne’ oluşumuna, bir hakikat sürecine katılabilme yetisidir. Kültürel farklılıklar zaten vardır, önemli olan aynıyı yakalayabilmek ve bir hakikate yakalanmaktır ve bu her biri tekil bir çokluk olan tüm insanlar (insan-hayvan) için geçerlidir. Badiou günümüz etik anlayışının tersine, etiği iyiden hareketle tanımlar. Genel olarak etik diye bir şey yoktur, sadece tekil hakikatlerin etiği vardır. Aşk, sanat, siyaset ve bilim olmak üzere dört tür hakikat usulü vardır. Bir karşılaşma sonucu hakikat sürecine yakalanan insan-hayvan tüm varlığını bu ‘özne’ oluşumuna sadakatle adar. Bir insan hayvan normalde ‘varlıkta sebat’ etmeye çalışır ve kendi çıkarı peşinde koşar. Bir özne oluşumuna katıldığında ise kendi çıkarını gözetemez bir duruma gelir. Kötü, bu iyiden hareketle 3 çeşittir. Bir özne oluşumundan kesilme ve kendi çıkarının peşinden koşmayı tercih etme şeklindeki kötü ‘ihanettir’. Bir hakikat sürecini, sosyalizmi taklit eden ‘Nasyonal Sosyalizm’ ise ‘taklit’ anlamında kötüdür. Bir hakikatin tüm kanaatleri ortadan kaldırarak kendini bütüncül olarak dayatması ise ‘felaket’ anlamında kötüdür. Badiou, pozitivizmi ve 1917 devrimi sonrası yaşananları ‘felaket’ anlamında kötüye örnek gösterir.

Sporda, siyasette, tıpta ve birçok alanda duymaya alıştığımız etik kavramı endişe vericidir. Badiou’nun ‘hakikatler etiği’ bize durumu durumun tekilliğini göz önünde bulundurabilme imkanı verdiği için radikal bir etiktir ve her türlü muhafazakarlığı reddeder. İnsan haklarından, demokrasiden ve hoşgörüden bahseden ama pratikte buna uygun davranmayanları bu etik çerçevede değerlendirmeliyiz.

* Alain Badiou, ‘Etik’, Metis Yayınları, 2004.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org