Noktalı Virgül, 2 Temmuz 2006

Murat Kanatlı

 

Geçmiş kalmış bir merhaba

                    “Yeniden bulduk tapınağımızı. Başlıyoruz” [1]

Geçmiş kalmış bir merhabadır bu...

Aralık 2004’de uzun bir yolcululuğa giderken kapı aralığından son kez seslenir gibi “görüşmek üzre” dediğimizden buyana, buradan, yeniden ilk taze ‘merhaba’dır bu [2]...

Geç kalmıştır çünkü Aralık 2005’den beri yazılmayı bekleyenlerdendir bu dönüş yazısı ama hızına karşı gelinemeyen dönemlerden geçmekteyiz ve şairin dediği gibi;

İnsan yaşadığı yere benzer

O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer

Suyunda yüzen balığa

Toprağını iten çiçeğe”[3]

Bu yüzden bugüne kadar ertelenmiştir bu yazı...

Haki rengi yaşamlara batmış bir yıllık yaşanmamışlığımızın yazıl(A)ma(MA)sı ile yüz yüzeyiz ama söylenecek çok fazla bir şey yok o günlere dair...

Bizim hiçbir zaman ‘askerlik’ anılarımız olmayacak.. o günlere dair yaşanmış güzel ‘anlatılası’ bir anın ve/veya anının mümkünsüzlüğü durmaktadır çünkü önümüzde... ve en önemlisi, hala daha ‘savaşın insan kaynağının kurutulması’ fikrine sadakatimizden hiç birşey kaybetmedik.. Sayılırsa iyi bir şeyden bilmem ama öğrenebildiğimiz şey ‘militarizmin tapınağı’ askerlik kurumunun güç üzerine kurulmuş güçsüzlüğünü örtücü ilişkilerini gördük. Gösteri topluluğu ötesine geçemeyen ilişkilerini gördük. Sırf güçlüymüş gibi düzenlenen ‘sirkleri’, ‘tiyatroları’ gördük. Ayni anda el kaldırıp, el indiren, adım attırılan penguen topluluklarının parçası olduk, penguenler kadar özgür olamadık ve en yakınımızdaki arkadaşımızı bile haki rengine batırılmış ve bastırılmış halleriyle tanıyamadığımız anlarımız oldu...

Herkese giydirilen haki rengi kıyafetler yalnız disiplin değildi, bir kişiliksizleştirme operasyonuydu da... Her yanında sana benzermiş gibi olan, tek fabrika çıkışlı bireyler topluluğu, sen olmanın ısrarla yasaklandığı...

Orda suçların en büyüğü, affı olmayan emre itaatsizliğin önemini gördük, herhangi bir komutla irkilen yaşamları gördük ve bugüne taşınan günlük militarizmin köklerine ulaştık...

Günlük yaşamda da hasatı şimdilerde toplanan emre itaatin ‘zorla’ dayatılmasını 18 yaşındaki çocuklar nasıl anlayabilir? Ama emredici ses tonuna duyarlılık sonraki yaşlarda da sürüyorsa kökü önemli...

Okulda öğretmen, işte patron, partide başkan, ülkede başbakan, evde koca emreder gibi komut veriyor ‘bu şimdi olmasa gereken durumdur’, yurttaşlara düşen, öğretilmiş duygu ile hazır ola geçmektir, bu ilişki birinden diğerine zora dayalı ilişkilerle yeni kuşaklara taşınıyor ta ilkokuldan başlayarak. En demokratik gibi duran süreçlerin bile emredenler tarafından özenle hazırlanmış seçenekler arasından birinin seçilmesinden başka birşey değil, çoktan seçmeli sınavlara benziyor demokrasilerimiz çünkü “hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse” [4]...

Ama şair soruyor en ağır soruyu

Baylar! Umutsuz, düzensiz ve biletsiz böyle nereye?” [5]

Evet kadınlar, erkekler ve diğerleri, umutsuz, düzensiz ve biletsiz böyle nereye? Pusulasını Antarktikte kaybetmiş yolunu anlatamayan kaptan gibi nere? Sağın, solun, önün arkan bembeyaz, nerde misin? Düşlerini kullan ve yüzünü gökyüzüne kaldır; martılar ve yıldızlarla konuş sana yolu anlatacaklardır, sana özgürlüğün adresini anlatacaklardır ama önce umut treninden düşler ülkesi için bir bilet almalısın ve haki rengi yaşamlardan -sivilmiş gibi olanlardan dahi- kurtulmalısın...

Şimdi söyleyecek çok şey var, yeniden başlıyoruz...

Evet, uzak bir yerden gelen yolcunun kapı aralığından sesleniş hali ile “merhaba, döndük... nerde kalmıştık?!...”

 

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Elmas yüklü bir gemi - Edip Cansever*

[2] 20 Aralık 2004- 20 Aralık 2005 tarihleri arasında kendi ismim ile bu köşede yayınlayamadığım 5 yazı (Siyaset Çözülürken - Almanya seçimleri, sonuçları ve bize dair, Tehlikeli kanıksamalar, Öncesi trajik şimdiki traji komik, Ankara’dan değil, sokaktan iktidar için, Seçim, demokrasi ve 'goşistlik' üzerine) Hamamböcüleri ve Yeniçağ Gazetesinde Taylan Özgür ismi ile yayınlanmıştı... 23 Aralık 2005'ten beri düzenli sayılabilecek aralıklarla Yeniçağ Gazetesinde ‘Karakalem’ başlıklı köşede yazılarım da yayınlanmaktadır. Bunlar ayni zamanda Hamamböcülerinde ‘Yeniçağ Gazetesindeki yazıları’ başlığı altında da yayınlandı

[3] Mendilimde kan sesleri – Edip Cansever*

[4] Mendilimde kan sesleri – Edip Cansever*

[5] Cadı Ağacı – Edip Cansever *

* Sonrası Kalır - Bütün Şiirleri 1 - Edip Cansever - YKY, 1. Bask, Nisan 2005

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org