Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 15 Ocak 2004

Özker Özgür

 

SÜRERDURUM SÜRER GİDER

Sürerdurum (statüko) karşıtları sürerduruma karşı savaşım verdikleri savındadırlar.

Başarılı olamıyorlar.

Bunun nedeni kendi aralarında bütünleşip sürerdurumculara (statükoculara) karşı esaslı bir güç oluşturamamış olmalarıdır.

Şimdi gelinen aşamada sürerdurum karşıtları geriye bakıp nerede hata yaptıklarını saptayıp geleceğe dönük ortak strateji geliştireceklerine dağınıklıklarını sürdürmekte ısrar ediyorlar. Dağınıklıklarını sürdürmenin ötesinde aralarından hatırı sayılır toplumsal desteğe sahip siyasal bir parti sürerdurumcu bir parti ile hükümet kurmaktadır.

Ne yapmak için?

Sürerdurumu değiştirmek için mi?

Unutmamak gerekir ki sürerdurum zorla el koymaya (fethe) dayalı hukuk dışı bir düzendir. Bu düzeni yöneten ve yönlendiren halkın seçtiği saylavlar (milletvekilleri) değildir. Türkiye’den gönderilen asker-sivil bürokratlar, Türkiye’deki derin-devletle tam bir işbirliği içinde Kıbrıs’ın kuzeyindeki sürerduruma egemendirler. Türkiye’deki 12 Eylül hukukuna dayalı düzen Kıbrıs’ın kuzeyindeki zorla el koyma düzenine dayanmaktadır. Geçenlerde Milliyet gazetesinin köşe yazarlarından Hasan Cemal’in aktardığı gibi, gerçekleri gören ve dile getirmek cesaretini gösteren bir üst düzey diplomat, Türkiye’nin demokratikleşerek (12 Eylül hukukundan kurtularak) Avrupa Birliği’ne girmesini istemeyenleri kastederek, “-Barikatı Kıbrıs’ta kurdular” demiş. Kıbrıs’ta kurdukları barikatla Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne giden yolunu kapatmaktadırlar. Böylece asker-sivil bürokratların Türkiye’deki ayrıcalıklarını güvenceye alırken, Kıbrıs’taki sürerdurumun sürmesini de sağlamakta, bir taşta iki kuş vurmaktadırlar.

Bizdeki sürerdurumun zorla el koymaya, eşdeğer mal adaletsizliğine, keyfi mal dağıtımına dayalı hukuk dışı mülkiyet ve toprak ilişkileri, dünyadan soyutlanmışlık, kendi içine kapanmış kapalı devre kanser ekonomisi, çarpık demokrafik yapılanma, insan haklarına dayanmayan keyfi yönetim, hukuk dışı derin devlet uygulamaları, halk istencinin (iradesinin) geçersizliği, Kıbrıslıtürklerin varlık ve kimliklerinin yok edilmesi, entegrasyon ve ilhak anlamına geldiğini biliyoruz.

Ve yine biliyoruz ki bizdeki sürerdurumun temel direklerinden biri Denktaş ve ekolüdür.

Sürerdurumu değiştirmek için yola çıktık.

Değişimi, bizi uluslararası hukuk ve insan haklarıyla buluşturacak Annan planı temelinde çözümde gördük.

Halka bu hedefi işaret ettik ve desteğini istedik.

Halkın büyük bir bölümünün inandığı ve desteklediği bir siyasal partinin yöneticileri şimdi sürerdurumun temel direklerinden biri olan Denktaş ekolü ile hükümet ortaklığı yapmaktadır.

1994’te de denendi.

Sürerdurumcularla ortaklık kurarak sürerdurumu değiştirmenin olanaklı olmadığını 1994 deneyimi ile anlamamışsak ne zaman anlayacağız?

Sürerdurumcularla sürerdurumu değiştirmediğimiz bir yana, bize sürerdurumu kökleştirici ve kalıcılaştırıcı adımlar attırmadılar mı?

Aklımızı başımıza toplamalıyız.

Sürerdurum karşıtları olarak sürerdurumcularla ortaklık kurmak yerine kendi aramızda sürerdurum karşıtı sağlam bir blok oluşturmakla yükümlüydük ve yükümlüyüz

Seçimlerden birinci parti olarak çıkan ve sürerdurum karşıtı olduğunu söyleyen siyasal parti, gücünü sürerdurumcu Denktaş hanedanlığının buyruğuna vereceğine seçim öncesinde imzalanan üçlü protokole uygun olarak üç sürerdurum karşıtı partiye dayalı halkın hükümetini kurmaya neden yönelmedi?

Böyle bir hükümete Denktaş ve arkasındaki bürokratik oligarşi onay mı vermeyecekti?

Vermesindi.

Bozuk demokrafik yapımıza karşın, yüzde ellinin üzerinde yurttaşımız sürerdurum karşıtı güçleri desteklemiştir.

Halkın desteği bizimledir.

Halkın hükümetini kurup dünyaya duyurmak birincil görevimiz iken halktan esirgenen halkoylaması (referandum) konusunda ödün vererek Türkiye ile bütünleşemeci (entegrasyoncu) Denktaşlarla yola koyulmak halka verilen sözlere tamamen terstir.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org