Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 1 Kasım 2003

Özker Özgür

 

Dün Dündü

Türkiye’de ve bizde bazılarına göre, “Dün dündü”.

Dün söylediklerini veya yazdıklarını ertesi gün yadsıdıklarında veya tersini söyleyip yazdıklarında, “-Kardeşim, dün dündü, bugün ise bugündür” derler.

“-Dün yanılmıştım, bugün düzeltiyorum” da demezler.

Dün söylediklerinden veya yazdıklarından çark ederler, tersini söyler veya yazarlar ama hiçbirşey olmamış gibi davranırlar.

Sadece, “Dün dündü” derler ve iki sözcükle dün söyleyip yazdıklarını hiç söylememiş veya yazmamış gibi davranmaya başlarlar.

Bu tür bir davranış biçimi Batı’dan uzaklaştıkça daha sık görülür. Bu davranış biçimi Orta Doğu ve daha Doğu’daki ülkelerde yaşayan bazı insanlara özgüdür, denebilir.

GeçenlerdeTürkiye’nin TV kanallarından birine Tuncay Özkan diye bir köşe yazarı çıktı. Kıbrıs’ın kuzeyinde Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı yapmış emekli general Kemal Yavuz konuşmacı konuklardan biriydi. General Kemal Yavuz bugün sürerdurumu sürdürmekte ısrarlı olan takıma övgü düzmedi. Dolaylı da olsa onları eleştirdi. Ancak sürerduruma noktayı koyacak olan Annan planı temelinde çözümü savunmadı. Annan planı temelinde çözümü olumlulamadı. Sürerdurumcular gibi o da seçenek (alternatif) sunmadı. Oysa sürerdurumcuların sürerdurumdan büyük rant elde ettiklerini en iyi bilenlerden biri de Kemal Yavuz’dur. Görevden ayrılacağı zaman bana, “-Özker Bey, siz dürüst bir politikacısınız. Benim görev sürem doldu. Ayrılıyorum. Savcılığa teslim ettiğim kaçakçılık dosyalarını lütfen takip edin. Peşlerini bırakmayaın” demişti. 1994 yılında DP-CTP Koalisyon Hükümeti’nde Başbakan Yardımcısı olarak görev aldığımda ilk işim sözkonusu dosyalara ulaşmaya çalışmak oldu. Bürokrasiyi aşmak ve sözkonusu dosyaları Hükümet’in gündemine getirmek mümkün olmadı. Hükümet davulunu boynumuza asmışlardı ama tokmağı vermemişlerdi.

Anılan TV programındaTuncay Özkan, sürerdurumculara, özellikle sürerdurumcuların baş sözcüsü Bay Rauf Raif Denktaş’a büyük destek verdi. Oysa 27 Kasım 2001 tarihli Milliyet gazetesindeki köşesinde aşağıdaki satırları yazan kendisiydi:

“- Ada özellikle 1980 sonrasında her türlü kaçakçılığın kol gezdiği bir yer oldu. Gümrüklerinde Kıbrıs Türk kesiminin ağaları istedikleri malları getirip geçirdiler. Hesap kitap yok. Türk askerinin saptamaları üzerine gümrüklere baskın düzenlendiğinde, o dönem sorumlu olan Kamuran Ezel, baskının başlamasının hemen ardından Rum kesiminekaçtı. Sonuç mu? Birkaç ay sonra elini kolunu sallayarak dönüp eski işini yaptı. Sonra da emekli oldu. Kimin adamı dersiniz?

Bir başka kaçakçılık öyküsü de tarih üzerine.

Türk askeri adada harekatını bitirince tarihi eserlerin envanterini çıkarıp muhafaza altına almış. Sonra da bunun kontrolünü Denktaş ve adamlarına bırakmış.

Olan ne mi?

Yağma, yağma.

Bir ad: Antonio Mancini.

Kıbrıs’ta paha biçilmeyen eserlerin kaçırılmasında kullanılan çetenin başı. Onun yanında Türkler de var. (...) Bu kaçakçının ve çetesinin paha biçilmez ikonalar, amforalar ve diğer tarihi eserler, İngiliz bandıralı lüks yatlarla gelen ve Kıbrıs’ta en üst düzeyde ağırlanan konukların bavullarında kaçırılmıştır adadan. Yatlar eserlerin konulduğu bavullarla açılırken, limanda kaçakçılara sarı bir Mercedes ile onu kullanan şlişman bir adam eşlik etmiştir.”

Yukarıdaki satırları yazıp yayınlayan bir yazar bugün nasıl olur da yüzseksen derecelik bir dönüş yaparak Kıbrıs’taki sürerdurumu ve sürerdurumcuları savunur?

Bunca savdan sonra “Dün dündü” diyerek saf değiştirmek o kadar mı kolaydır?

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org