Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 12 Şubat 2004

Özker Özgür

 

QUO VADIS?

Quo vadis?

Nereye?

New York yolculuğu başlarken Sayın Rauf Raif Denktaş’ın söyledikleri moral bozucuydu.

Denktaş, “-Biz müzakere etmek üzere çağrılmış değiliz. Annan bizi müzakere etmeden benim takvimimi kabul edin, diye çağırdı” diye acı acı yakınıyordu.

New York’ta Kofi Annan’a bir itiraz mektubu vereceğini açıklıyordu. Annan mektubunu kabul etmezse, “- O zaman yapacak bir şey kalmaz. Müzakereye izin verilmemiş olur. Bu durumda dönüp geliriz. Annan müzakereye izin vermezse, bu bize, KKTC ölmüştür, cenazeyi kaldırın, demektir. Ben bu cenazeyi kaldırmam” diyordu.

New York’taki ilk doruk toplantısında, Annan’ın yol haritasına yalnız Denktaş itiraz etmedi. Annan’ın taraflara gönderdiği çağrı mektubundaki temel koşullara Kıbrıs Rum tarafı da itiraz etti. İki tarafın itirazlarının bazıları örtüşünce Annan zor durumda kaldı. Annan’ın:

“-İki taraf anlaşmazsa planım geçerliliğini korur ve boşlukları ben doldururum” yaklaşımını iki taraf da kabul etmek istemeyince toplantının bir gün ertelenmesi zorunluluğu doğdu.

İlk toplantıda Kıbrıstürk ve Kıbrısrum tarafları “iki taraf anlaşmadan referanduma gidilmez” noktasında buluştular.

Evvelki gece (11 Şubat 2004 gecesi) gerçekleşen ikinci dorukta Kıbrıstürk tarafı masaya yeni bir öneriyle döndü. Kıbrıstürk tarafı masada, “-Taraflar, Türk ve Rum liderler, değiş tokuşları konuşsunlar. Anlaşamazlarsa Ankara ve Atina devreye girsin. Yine sonuç alınamazsa BM Genel Sekreteri boşlukları doldursun ve günü geldiğinde halkoylamasına (referanduma) gidilsin” dedi.

Sayın Rauf Raif Denktaş, Kıbrıstürk tarafının ikinci dorukta sunduğu öneriyi Türkiye’nin hazırladığını açıklamıştır. Denktaş’ın öneriye karşı çıkmadığı anlaşılıyor. Ancak önerinin Türkiye tarafından hazırlanmış olduğunu belirtmek ihtiyacını hissetmesi boşuna değildir.

Kıbrıstürk tarafının yeni açılımı üzerine Kıbrısrum tarafının tavrının ne olduğu yazımızı yazdığımız sıralarda henüz bilinmiyordu. Bilinen, Kıbrısrum tarafının görüşmelere Avrupa Birliği’nin de katılmasını istediğidir.

“New York’a gidilsin mi gidilmesin mi?”, “Annan’ın koşulları kabul edilsin mi edilmesin mi?”, “KKTC ölür mü ölmez mi?”, “Ölürse cenazesini kim kladıracak?” derken yeni bir durumla karşıyayız.

Görünen odur ki Ankara’daki AKP Hükümeti geleceğini Avrupa Birliği’nden üyelik görüşmeleri için görüşme tarihi almaya bağlamıştır ve Kıbrıs engelini aşmak istediğini kanıtlamak çabası içindedir. AKP Hükümeti’nin karşısındaki bürokratik oligarşi Denktaş’ı kullanarak AKP Hükümeti’ni yokuşa sürmekten vazgeçmiş değildir ama bürokratik oligarşinin taktiksenyenleri hangi adımı ne zaman atacaklarını çok iyi hesaplamak durumundadırlar. Güç dengelerinin çok duyarlı (hassas) olduğu anlaşılmaktadır.

Mart ayında Türkiye’de yerel, Yunanistan’da da genel seçimler vardır.

Sözkonusu seçimlere karşın AKP ve PASOK önderlikleri Kıbrıs sorununu sömürmek isteyecek olumsuz öğelere karşın Kıbrıs sorununu Annan planı temelinde çözmekte ısrarlı olacaklar mıdır?

Kıbrıslıtürkler ve Kıbrıslırumlar olarak yurdumuzun bir an önce bütünleştirilmesini istiyorsak kendimize düşeni yapmakla yükümlüyüz.

Kıbrıs biz Kıbrıslıların yurdudur. Annan planı temelinde çözüm için ortaya ortak istenç (irade) koymanın zamanıdır. Sivil toplum örgütlerine büyük görev düşmektedir.

Kendi kendimize, “Quo Vadis?” diye sormak yerine, yönümüzü de hedefeimizi de biz Kıbrıslılar, kendimiz belirlemeliyiz.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org