Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 8 Mart 2004

Özker Özgür

 

En Büyük Çelişki

Denktaş yolunu 14 Aralık 2003 seçimlerinden önce çizmişti.

Seçimlerden önce ne diyorsaydı, şimdi aynılarını diyor. Ne bir sözcük daha çok ne de bir sözcük daha az.

Örneğin, 7 Aralık 2003 tarihli Milliyet’te Fikret Bilan’nın Denktaş’tan aktardıklarını anımsayalım:

“-Kıbrıslı Türkler’i satın alamayacaklarını anladılar. Çok paralar gönderdiler., ama Türkler’in onurlarını satmayacaklarını görmüş oldular. Seçimlerde de bunu görecekler. KKTC’de yine koalisyon olacaktır. Muhalefetinki AB’nin estirdiği rüzgara kapılmak, onun gazına gelmekti. Hayal içindeydiler. Şimdi gerçekleri görüyorlar. 14 Aralık’tan sonra Rum yönetiminin, AB’nin yapacağı iki şey var. Ya Kıbrıs gerçeğini görüp bizimle temasa geçecekler ya da ‘bu iş bitmiştir’ deyip hem Türkiye’yi hem KKTC’yi dışlayacaklar. Eğer iyi niyetliyseler birincisini yaparlar.

Biz her zaman çözüm üretiyor ve öneriyoruz.

Şu anda da hem biz hem de Ankara bir plan hazırlıyoruz. İki planı birleştireceğiz ve yine dolaylı görüşmelerin başlamasını BM üzerinden talep edeceğiz.

Temel ilkelerimiz belli:

İki egemen halk, iki demokrasi, iki devlet.

Çözüm olarak da, bu yapının üzerine, ortak bir çatı devlet öneriyoruz. Bu çatı devlet, Kıbrıs’ın bütününü dışarıda temsil edecektir. İçeride yine iki devlet olacaktır. Bu çatının iki egemen halka, iki demokrasiye, iki devlete ve Türkiye’nin etkin garantisine dayanması zorunludur. Bu akla en yatkın, en adaletli ve en demokratik çözümdür.

Çözüm aslında ortada duruyor. Bunu ortaya biz koyuyoruz.

14 Aralık 2003 seçimlerinden önce Denktaş’ın Kıbrısrum tarafına ve Brüksel’e (AB’ye) söylediği şuydu:

“- Eğer iyi niyetli iseniz, 14 Aralık’tan sonra bir taraftan ortaya koyacağımız çözüm planı çerçevesinde temaslar başlar. Diğer taraftan da AB, Türkiye ve KKTC ile temasları yürütür. Eğer AB samimi olarak hem Türkiye’yi, hem de Kıbrıs’ı bir bütün oarak almak istiyorsa, önerimiz şudur:

Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu zamana bizim de ihtiyacımız var.

AB, Türkiye ile müzakere başlar, bizimle de temasa geçer.

Birçok anlaşma yaptıkları Rum yönetimi yüzlerce yasa çıkarttı. Biz bunları bilmiyoruz.

KKTC’yi hem ekonomik, hem de hukuki açıdan AB’ye hazırlamak gerekir.

İşte Türkiye ve KKTC, bu müzakereler sürecinde, hazır hale gelince, birlikte AB’ye girerler.

Biz de çatı devlet içinde AB’ye girmiş oluruz. Zaten 1960 anlaşmaları da bunu emrediyor.”

14 Aralık’tan önce Denktaş’ın kestirdiği (tahmin ettiği) gibi sandıktan koalisyon çıkmıştır. Ancak Denktaş sürerdurum karşıtı bir partiyle koalisyona gitmek zorunda kalmıştır. Sürerdurum karşıtı partinin genel başkanının hem başbakanlığına hem de görüşmelerde kendisine eşlik etmesine katlanmak zorunda kalacağını belki de düşünmemişti.

Peki Denktaş 14 Aralık’tan önce Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili olarak söylediklerinden geriledi mi?

Daha esnek bir tutum içine girdi mi?

Görüşme masasına götürdüğü öneriler tümüyle 14 Aralı 2003 seçimlerinden önce söyledikleridir. Sözkonusu önerileri kendisi tek başına hazırlamamıştır. Öneriler Ankara ile birlikte hazırlanmıştır.

Denktaş’ın sunduğu önerilere karşı çıkmadığı, sesini çıkarmadığı, yani Ankara ile birlikte çizdiği yolda yürümesine engel olmadığı sürece Mehmet Ali Talat’tan şikayetçi olamaz.

Mehmet Ali Talat arada Papatopulos’a da saldırarak Denktaş’ın işini kolaylaştırmaktadır.

Denktaş sürerdurum karşıtı partiyle koalisyona razı olmuştur ama “Çözümsüzlük çözümdür” stratejesinde anlaştığı UBP ile de bağlaşıklığı (ittifakı) sürmektedir. Annan planı temelinde çözüme “RED CEPHESİ” Lefkoşa’dan Ankara’ya uzanmaktadır. Türkiye ve Kıbrıs’taki sürerdurumcular birbirlerine omuz vererek saltanatlarını korumakta kararlıdırlar.

Erdoğan, Aralık 2004’te Avrupa Birliği’nden görüşme tarihi alabilmek için “iyi niyetle” Kıbrıs sorununu çözmek istediğini kanıtlamak çabası içindedir ama “Bizim Denktaşla herhangi bir çelişkimiz yoktur” diyerek Kıbrıs sorununu çözmeye çalışması en büyük çelişkisi olarak sırıtmaktadır...

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org