Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 10 Mayıs 2005

Özker Özgür

 

ORTAK İRADE

ozker_ozgur@hotmail.com

19 Mart’ta Kıbrıs’tan ayrıldığımızı yazmıştım. Londra’da mide kanseri tedavim devam ediyor. 29 Nisan’da ikinci seans kemoterapi uyguladılar. Üçüncüsü 20 Mayıs’ta yapılacak. Sonra ameliyata sıra gelecek. Kıbrıs’ın bölünmüşlüğüne karşı nasıl inatla mücadele ediyorsam kansere karşı da aynı şekilde mücadele ediyorum. Kıbrıs’ın bölünmüşlüğüne karşı mücadelemde olduğu gibi kansere karşı mücadelemde de yalnız değilim. Başta en yakınlarım olmak üzere Kıbrıslıtürk, Kıbrıslırum, Maronit, Ermeni ve Latin birçok Kıbrıslı yurtseverin benimle olduğunu biliyorum. Yazılarımı Rumcaya çeviren Constatia’dan iyi dilek haberlerini alıyorum. Yurdumuzun gün gele mutlaka bütünleşeceğine inanıyorum. Toplumlarımızın kardeşçe tam bir dayanışma içine gireceklerinden kuşkum yoktur.Yurdumuza döneceğim günü iple çekiyorum. Tanıdık tanımadık, köşemi okuyan herkese selam ve sevgilerimi iletiyorum.

Londra’dan Kıbrıs’ın kuzeyindeki “değişimi” izlemeye ve anlamaya çalışıyorum.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yaşaması gerektiğine inanan Ahmet Mithat Berberoğlu ve arkadaşlarının 1970 yılında kurduğu Cumhuriyetçi Türk Partisi’ni yöneten bugünkü kadro Kıbrıs’ın bölünmüş koşullarında, kuzeyde, Cumhurbaşkanlık, Meclis Başkanlığı ve Başbakanlık makamlarıı elde etme becerisini göstermişlerdir.

Kutlarız.

Mehmet Ali Talat, seçimi kazandığında halka, “Barış elimizi Rum toplumuna, Rum liderliğine uzattığımızı açıkladım az önce basın toplantısında. Bunun gereğini hep birlikte yapacağız. Büyük, zor bir süreç yaşadık. Sizler gece demediniz, gündüz demediniz, bir büyük sessiz devrimi gerçekleştirdiniz. Bu büyük hareket, bu dünyaya örnek olabilecek hareket, bugün artık son noktasını koydu. Kıbrıs’ın kuzeyindeki iktidarı topyekün değiştiren noktayı koydu. Bu son nokta, cumhurbaşkanlığı seçimi, bunun arkasında sizlerin desteğiyle, sizlerin vereceği sağlam güvenceler, destekle, omuzla, yapacağımız işlerde bize büyük kolaylıklar sağlayacak. Bundan sonra yapacaklarımız sizin bu güçlü desteğinizle zafere ulaşıncaya, AB’ye girinceye kadar devam edecek” dedi.

Önce şunun altını çizmekte yarar vardır:

Ortada “büyük sessiz devrim”diye bir olay yoktur. Kimse kimseyi kandırmaya çalışmasın. Marxist kökenli Mehmet Ali Talat “devrim”in ne demek olduğunu çok iyi bilir. Kıbrıs bölündükten sonra Kıbrıs’ın kuzeyinde gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimleri içinde en düşük katılım oranı Talat’ın seçildiği seçim olmuştur.

Neden?

Halk devrim “büyük” ve “sessiz” olsun diye mi sandığa gitmedi?

Halk sandığa gitmedi çünkü sonuç belliydi. Ankara Denktaş’ı götürmeye ve Avrupa Birliği yolunda ilerlemesine yardımcı olacak başka birisini getirmeğe karar vermişti. Mehmet Ali Talat bunu gördü ve göreve talip oldu. Ankara ile uyumlu çalışacağına Ankara’dakileri inandırdı. Ankara’dakiler ikna olunca Denktaş çekilmek zorunda kaldı.

Olay budur...Başka bir deyişle ortada “büyük” ve “sessiz” bir devrim yoktur. Ortada, Ankara’nın Lefkoşa’daki adamını değiştirme olayı vardır.

Önemli olan bundan sonrasıdır.

Ankara, Avrupa Birliği yolculuğuna çıkana kadar Kıbrıs’ın kuzeyini sahiplenmeye çalışıyordu. Lefkoşa’daki adamı Denktaş bu amaçla görevliydi. Avrupa Birliği yolculuğu başlayınca, Ankara’ya:

“Dur bakalım ahbap. Kıbrıs’ın kuzeyini sahiplenmeye çalışarak AB yolunda ilerleyemezsin” dediler.

Ankara o zaman, kırk yıldır Denktaş’ın dediğinin tersini söylemeye başladı.

“Çözümsüzlük çözüm değildir” diyerek AB yolunda ilerlemek istediği mesajını verdi.

“Denktaş, “Çözümsüzlük çözümdür” demekte ısrar edince, Denktaşı’ı götürdüler, Ankara’nın dediğini tekrarlamaya gönüllü Mehmet Ali’yi getirdiler.

Şimdi Mehmet Ali Talat, “Bundan sonra yapacaklarımız zafere ulaşıncaya, yani barışı sağlayıncaya, AB’ye girinceye kadar devam edecek” diyor.

“AB’ye girinceye kadar” mı?

Kim AB’ye girinceye kadar?

Kıbrıs’ın kuzeyi mi?

Yoksa Türkiye mi?

Yoksa ikisi birlikte mi?

Türkiye’nin Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, geçenlerde düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs’ın güvenlik açısından iki temel esasa dayandığını belirtti ve:

“- Birincisi, Kıbrıslı soydaşlarımıza sağlamak zorunda olduğumuz güvenlik sorumluluğudur. İkincisi is Garanti ve İttifak Antlaşmaların’da açıkça ifade edildiği üzere Kıbrıs’ın Türkiye’nin güvenliği açısından taşıdığı roldür” dedi.

Özkök ayrıca KKTC’ye uygulanan izolasyonun kaldırılmasına yönelik vaatlerin unutulmaya terk edildiği bu süreçte Türkiye’den herhangi bir jest yapmasını istemenin haksızlık olacağına da dikkat çekti.

Özkök ne Başbakan ne de Dışişleri Bakanı’dır. Buna karşın Türkiye’nin Kıbrıs politikasını çok açık ve çok kesin biçimde dile getirmektedir. Demek ki Türkiye’de Genel Kurmaylık temel konularda ağırlığını korumaktadır.

Ankara’da durum bu olunca Kıbrıs’ın kuzeyinde Denktaş’ın gitmesi ve Talat’ın gelmesi ile ne değişebilir?

Doğrudur:

“- Çözümsüzlük çözümdür” söylemi gitmiş, “- Çözümzülük çözüm değildir” söylemi gelmiştir.

İngilizler böyle durumlarda “- So what?” diye sorarlar.

Görünen odur ki Türkiye Avrupa Birliği’ne tam üye oluncaya kadar Kıbrıs’ın kuzeyini elinde tutmakta kararlıdır. Başta Anlo-Amerikanlar olmak üzere Batı Türkiye’ye bu konuda yardımcıdır.

Ancak Mehmet Ali Talat, Ankara’nın öfkesine neden olmamaya dıkkat ederek, içtenlikle (samimiyetle) Kıbrıs’ın güneyi ile ciddi bir diyaloğa yönelmek isteyebilir. Kıbrısrum tarafı bu olasılığı göz önünde bulundurmalıdır. Mehmet Ali Talat’ın karşılaşabileceği zorlukları dikkate alarak O’na yardımcı olmaya çalışmalıdır. Kıbrısrum tarafı Üst Düzey Anlaşmaları’na dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federal çözümde ne kadar ısrarlı olur ve federal çözüme doğru ciddi adımlar atmakta ne kadar istek gösterirse Kıbrıs’ın bütünleşmesi yönündeki iki toplumlu ortak iradenin oluşmasına o demli yardımcı olacaktır. Federal çözümden yana ortak irade oluşursa, ortak iradenin karşısında hiçbir güç duramaz.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org