Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 12 Haziran 2004

Özker Özgür

 

Leyla Zana

Leyla Zana, Türkiye’de DEP’ten milletvekili seçilmişti.

Kürsüden Türkçe değil, Kürtçe olarak yemin edince hapsi boyladı. Diğer DEP milletvekillerine de başka gerekçeler uydurdular. Onları da hapsettiler.

On yıldır hapisteydiler.

Geçen gün serbest bırakıldılar.

TC Adalet Bakanı Çiçek, “-Türkiye’nin AB üyeliği konusunda bahane arayanların ellerindeki son koz alınmış oldu” dedi.

Adalet Bakanı’nın bu tümcesi Türkiye’yi yönetenlerin anlayışını (mentalitesini) vurgular.

Türkiye’de yönetici elit, Leyla Zana ve arkadaşlarını, serbest bırakılmaları gerektiği için değil, “Türkiye’nin AB üyeliği konusunda bahane arayanların ellerindeki son koz”u almak için mi serbest bıraktılar?

Öyle ise Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde yürüyeceği daha çok yol var demektir.

ABD, Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye teslim etmeye karar verince, Öcalan Nairobi’den alındı, özel bir uçağa kondu ve Türkiye’ye taşındı.

Öcalan’ın ABD yardımı ile yakalanıp Türkiye’ye taşınması Kürt sorununu çözdü mü?

Ali Sirmen’in yazdığı gibi, “-Biz dünyaya sorunun Kürt realitesi yanında, terör yönünü anlatmayı sonuçta başardık. Ama olay bitmedi; şimdi onlar da bize sorunun terör realitesi yanında, Kürt gerçeği yönünü de anlatmaya koyulacaklar.” (Bak: Cumhuriyet-18 Şubat 1999)

Leyla Zana ve arkadaşları 10 yıl boyunca hapiste tutuldular.

DEP milletvekilleri terörist değillerdi.

Kendi kendilerini Türk değil, Kürt olarak tanımladıkları için hapisteydiler.

Peki şimdi Leyla Zana ve arkdaşları Türk kimliğini benimsedikleri için mi serbest bırakıldılar?

Cemil Çiçek’e bakacak olursak Zana ve arkadaşları, Türkiye’nin AB üyeliği konusunda bahane arayanların ellerindeki son kozu almak için serbest bırakılmışlardır.

Başka bir nedenle değil.

Türkiye’de, yüzeysel de olsa, bir demokratikleşme süreci yaşanmaktadır. Ancak bu, Batı’da olduğu gibi emeğin anamala (sermayeye) karşı savşımı sonucu elde edilen birtakım haklar biçiminde gerçekleşmemektedir. Türkiye’yi yönetenler ülkenin Avrupa Birliği’ne girmesinde sınıfsal yarar gördükleri için AB’nin Kopenhag ölçütlerine uymaya çalışmaktadırlar. Kürt kimliğini tanımadan, yasak savarcasına, bireysel hak ve özgürlükleri yaşama geçirir gibi davranmaktadırlar.

Türkiye’yi yönetenler, 1960 Antlaşmları’nı yadsıyarak, Kıbrıs’ta, 150 bin Kıbrıslıtürk’ün ayrı devlet kurma hakları olduğunu dünyaya kabul ettirmeye çalışırken Türkiye’de 20 milyon Kürt’e ana dillerini konuşmak, yazmak, ana dillerinde eğitim ve yayın yapmak hakkını bile yıllarca çok gördüler.

Kürt kimliğinin tanınmasını isteyen Kürt aydınlarını hapishanelerde işkenceden geçirdiler.

Önde gelen Kürt aydınlarından Yılmaz Çamlıbel, anılarında, 12 Eylül 1980 askersel faşist darbesinden sonra Diyarbakır Özel Askeri Cezaevin’de yaşadıklarını unutamadığını nakletmektedir.

Anılarının bir bölümünde, “- Yer, emniyet veya askeri garnizon binasının bodrum katı. Gözleri bağlı, günlerce aç-susuz bırakılmış tutuklular. Özel eğitimden geçmiş işkenceciler insanları sırayla Filistin askısı, elektrik verme, şişeye oturtma, tazyikli su sıkma gibi işkenceye alıyorlar. Özellikle kadınların, ‘-Ne olur abi, beni öldür ama bunu yapma’ diyen çığlıkları, insanların vijdanını sızlatıyor” diye yazmaktadır.

Leyla Zana ve diğer DEP milletvekilleri Kürt kimliklerini yadsımak (inkar etmek) istemedikleri için on yıldır hapiste idiler.

Şimdi serbesttirler...

Ancak Leyla Zana’nın, serbest bırakılırken söylediklerinin altını çizmekte yarar vardır:

“- Çok yorgunum, yüreğim buruk...Çünkü bu ülkede daha binlerce insan tutsak ve bu binlerce insanın aramıza katılması sağlandığı anda bu burukluğu üstümden atabilirim. Bir tarafım sevinirken diğer tarafım acıyor. Bunu anlatabilmemiz için de uzun bir çabanın sahipleri olacağız. Ve artık ülkede zindanların, cezaevlerinin gündeme gelmemesi umuduyla diyorum ve tekrar teşekkür ediyorum..”

Türkiye’de Kürt kimliğini yadsıyan anlayış bizde de Kıbrıslı kimliğinin öne çıkarılmasına hep karşı çıkmıştır. AB süreci Türkiye’de Kürtler’e kimliklerini kabul ettirmede yardımcı olurken, biz Kıbrıslıtürkler ile Kıbrıslırumlar’ın özyurdumuzu yeniden bütünleştirme savaşımımızda ne oranda katalizör olacaktır?

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org