Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 29 Haziran 2003

Özker Özgür

 

Geciken Adalet

Nilgün Orhon’un, “Şişedeki Mektup” başlıklı yazısı 7 Kasım 2001 tarihinde yayınlandı. Yazının yayınlanması üzerine öğretmen Nilgün Orhon görevinden alındı. Maaşı azaltıldı ve devlete karşı suç işledi gerekçesiyle yargıya verildi.

Nilgün Orhon iki yıldır, yargıdan sonuç beklemektedir. İki yıldır, azaltılmış maaşı ile yetinmek zorunda kalmaktadır. Lise çağındaki oğlunun okul giderlerini karşılamakta zorlanmaktadır.

Nilgün Orhon, Anayasa’nın Düşünce, Söz ve Anlatım Özgürlüğü ile ilgili 24. maddesine dayanarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş, yapılan suçlamanın Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürüp davanın Anayasa Mahkemesi’ne havalesini istemişti. Anayasa Mahkemesi oturumlarını Ekim 2002’de tamamladığı halde kararını okumayı sekiz ay geciktirdi. Anayasa Mahkmesi, nihayet, 26 Haziran 2003, Çarşamba günü kararını okudu ve:

“-Günlük basını inclediğimiz ve dünyanın diğer ülkelerindeki basın ile kıyasladığımız zaman KKTC’deki düşünce ve anlatım özgürlüğünün dünyadaki gelişmiş ülkeleri geride bıraktığını görürüz. Bu, halkımızın özgürlükçü karakterinin bir sonucudur. Yeni yasa yapılırken bu karakterin korunmasına özen göstermemiz gerekir. Buna karşılık düşünce ve yayın özgürlüğünün sınırlarının iyi belirlenmemesinin yaratabileceği sorunlar da dikkate alınmalıdır. Ortaya çıkabilecek en ciddi sorunlar aşırı özgürlüğün ülkeyi kaosa sürüklemesi ve eleştiri sınırlarının aşılarak hakaret özgürlüğüne dönüşmesidir” diyerek açılan davanın Anayasa’ya aykırılık başvurusunu reddetti.

Anayasa Mahkemesi başvuruyu ou çokluğu ile reddetmiş. Beş yargıçtan üçü başvurunun “zamansız” olduğu kanısına vararak, ikisi de başvuruyu tamamen geçersiz bularak reddetmişler.

Anayasa’nın Düşünce ve Anlatım Özgürlüğü ile ilgili 24. maddesinin 1. fıkrasını anımsamakta yarar vardır:

“- Herkes düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahiptir; kimse, düşünce ve kanaatlarını açıklamaya zorlanamaz.DÜŞÜNCE SUÇU YOKTUR”

DÜŞÜNCE SUÇU YOKTUR demek, bir düşünce, şiddet yoluyla başkalarına kabul ettirilmek istenmediği, yani zora başvurulmadığı ve düşünce düzeyinde kaldığı sürece, suç değildir.

Anayasa’da yazılı olan ile egemenlerin kafalarındaki anlam aynı olmadığı için çoğumuzun başı derde girmiştir. Avrupa gazetesi bugün Afrika adı ile yayınlanmak zorundaysa nedeni budur. Memduh Ener ile Şener Levent bir köşe yazısından ötürü hapis yattılarsa yine nedeni budur. Şener Levent, Ali Osman, Kazım Denizci, Suzan Karaman ve ben yıllardır askersel mahkemeye gidip geliyorsak Anayasa’ya karşın düşüncenin suç olarak algılanmasındadır.

Gazeteci-yazar Kutlu Adalı 1996 yılının 6 Temmuz günü neden öldürüldü? 1962 yılının Nisan ayında Cumhuriyet gazetesinin sahipleri ve yazarları Ayhan Hikmet ile Muzaffer Gürkan neden katledildiler?

Nilgün Orhon iki yıldır okuluna gidemiyor. Ders veremiyor.

Neden?

Çünkü egemenlerin beğenmediği bir köşe yazısı yazdı. Kimseye hakaret etmedi. Sadece Kıbrıs’ın kuzeyinin Türkiye’nin işgali altında olduğunu mu yazdı? 1974 yılından beridir nerede ise tüm dünya basını Kıbrıs’ın kuzeyinin Türkiye’nin işgali altında olduğunu yazıp duruyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bundan yola çıkarak Girne’deki evine ulaşamayan Titina Loizidu’nun şikayetini yerinde bularak T.C Devleti’ni Loizidu’ya ödence (tazminat) ödemeye mahkum etmiştir. Kıbrıs’a ulaşan haberler doğru ise T.C Devleti Loizidu için mahkemenin öngördüğü ödenceyi ödemeyi kabul etmektedir. Başka bir deyişle T.C Devleti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin işgal gerekçesini kabul etmekte, “-Kuzey Kıbrıs’ta olup bitenlerden sorumlu benim” demektedir.

Durum bu iken Nilgün Orhon’un yazısı neden bir gerçeğin veya bir düşüncenin dile getirilmesi (ifadesi) olarak algılanmıyor ve neden asker-sivil bürokrasi ve sözcüleri Denktaş’ın bastırmasıyla açılan bir davanın Anayasa’ya aykırı olarak açıldığı belirtilemiyor?

Bizde düşünce ve anlatım özgürlüğü Anayasa’da yer almış, “düşünce suçu yoktur” denmiş ancak uygulamada düşünce suç sayılarak en ağır biçimde cezalandırılmıştır. Aydınlarımız ve politikacılarımız da sürekli olarak düşünce ve anlatım özgürlüğünün önemini vurgulamışlar ancak gereği gibi düşünce ve anlatım özgürlüğüne sahip çıkmamışlardır. Kendilerinden birinin başı derde girdiğinde az-biraz hareketlenmişler ancak kendi “gommaları” dışında birileri yazdıklarından ötürü devletin baskısı ile karşı kaldığında, “Canı cehenneme” dercesine susmayı yeğlemişlerdir.

“-Susma, sustukça sıra sana gelecek” demişler ancak yine de düşünce ve anlatım özgürlüğü’ne sahip çıkmamayı, “Beni ısırmayan yılan bin yaşasın” dercesine susmayı yeğlemişlerdir.

Düşünce ve anlatım özgürlüğü’nü baş-tacı eden güçlü bir kamuoyu olsaydı Anayasa Mahkemesi’nin 26 Haziran Çarşamba günkü kararı sanırım farklı olurdu...

Nilgün Orhon olayında adalet geç kalmıştır ve geç kalmamaktadır.

Geciken adalet yoktur.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org