Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 6 Haziran 2003

Özker Özgür

 

Dış Karışma

Başından beri hep öyle olmuştur. Türkiye’nin asker-sivil bürokratları toplumumuzn içişlerine karışagelmişlerdir. Kendilerine göre uygun politikacıları topluma empoze edegelmişlerdir. Türkiye’nin asker-sivil bürokratlarının desteğini sağlayanlar seçilmeyi veya yönetici konumuna yükselmeyi garanti edegelmişlerdir.

Bu, 1974 öncesinde böyleydi, 1974 sonrasında da böyledir.

1970 yılında gerçekleşen seçimlere nasıl karışıldıysa, 1970 sonrası her seçime de karışılmıştur.

1973 Cumhurbaşkan Muavinliği seçimlerinde, Cumhurbaşkan Muavini Dr.Fazıl Küçük aday olmamaya “ikna” edilmiş, adaylardan Ahmet Mithat berberoğlu ise adaylıktan çekilmek zorunda bırakılmıştı. Berberoğlu zorbalıkla evine hapsedilmişti. Şakağına tabanca dayanarak adaylıktan çekilmeye zorlanmıştı.

1974 sonrasında ilk karışma nüfus aktarması ile gerçekleşti. Gemiden yeni inen Türkiyeli nüfus doğrudan seçim sandığına götürülmüş, Denktaş’a ve UBP’ye oy vermeleri emredilmişti.
Kıbrıslıtürkler sözde kurtarılmışlardı. Ancak kendi istençleri (iradeleri) ile kendi yöneticilerini seçmeleri işin başından engellenmişti.

1990 yılında demokratik olmayan seçim yasasına karşı Türkiye’den gelenlerin de içinde olduğu bir bağlaşıklık oluşunca Türkiye’nin Kıbrıs’ta görevli asker-sivil bürokratları Türkiyeli nüfus üzerindeki doğrudan baskılarını yoğunlaştırdılar. TC kökenli bir seçmenden 1990 seçimlerinde şöyle bir yazı almıştım:
“-13 Nisan 1990 Cuma akşamı Paşaköy’e gelen ve kendilerini elçilik mensupları diye tanıtan iki kişi burada bulunan TC kökenli KKTC vatandaşlarına TC ve TC Elçiliği’nin bizzat Denktaş’ı desteklediğini ve TC kökenli vatandaşların da bu yönde oy kullanmaları gerektiğini söylediler. Olayın gelişimi şu şekilde gelişti. Önce köye gelen bu zatlar, direk köy muhtarı, belediye başkanı ve UBP örgüt başkanı ile görüştükten sonra kahvehaneye gelerek kahvehanenin TC’li vatandaşlara ait olup olmadığını sorduktan sonra yukarıda da belirttiğim gibi TC ve TC Elçiliği’nin tercihinin Denktaş olduğunu ve oylarını Denktaş’a vermelerini istediler.”

28 Mayıs 2003 tarihli Ortam gazetesinde Erol Atabek’in yazdıkları bize 1990 seçimlerinde yaşadıklarımızı anımsattı. Birlikte okuyalım:

“-Ben yıllarca seçim öncesi müdahaleleri gözlerimle gördüm. Son gece sabahın ilk saatlerinde kapıların çalındığını ve ellerdeki zarflardan çıkan paraların dağıtıldığını. Türkiye televizyon kanallarından yapılan ‘resmi propagandaları’...Ama hiç görmediğim, sadece duyduğum bir ‘müdahale’ şeklini bizzat olayın içinde olan kişiden dinledim geçtiğimiz yıllarda...
Antalya’da ‘Akdeniz Ülkeleri Turizm Semineri’ne katılmıştım. Son cumhurbaşkanlığı seçimlerine 15 gün vardı. Verilen öğle yemeği arasında Turizm öğrencilerinden oluşan bir grubun masasındaydım. Yemek sonrası sigaralarımızı içerken masamıza bir öğretim görevlisi geldi. Gençler beni tanıştırdılar...Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde Doçent olan bu bey benim KKTC Turizm Temsilcisi olduğumu öğrenince bana:
- On-beş gün sonraki seçimlerde ne olur? diye sordu...
Kendisini çok iyi tanımadığım ve de Turizm Bakanlığı’nı temsil ettiğim için oldukça temkinli cevap vermeğe çalıştım. Kendisi bana:
- Denktaş bu kez ikinci tura kalır, dedi, ve ardından ekledi:
- Bu kez bizler çalışmaya gitmedik.
Fazla dayanamadım ve bu konudaki sohbeti derinleştirmeye karar verdim..
- Biz, dedim, yıllardır uğraş veriyoruz. Denktaş’a muhalif olarak.
- Evet, dedi, ama yönteminiz başarılı değil. Siz genelde son gün ve geceler ev ev dolaşıyor ve adayınız için oy istiyorsunuz. Kimse yüzünüze ‘Hayır’ demiyor...Siz de bir hesap yapıyorsunuz ve adayınız seçimi kazanıyor bile...
- Sizin yönteminiz nedir?
Anlatıyor sayın Doçent:
- Biz birkaç gün önce Türkiyeli göçmenlerin bulunduğu köylere ziyaretlere gidiyoruz. İki mercedes siyah araba ve içinde koyu renk giyinmiş 3-4 kişi ve bir de üniformalı...yeterli...Köye vardığımızda muhtar ve de ileri gelen 2-3 kişiyi çağırıyoruz. Bu köyde 150 oy var...Bunun 110 tanesi Denktaş’a çıkacak...Ne fazla ne eksik...Aksi halde ertesi gün gemilere konup Türkiye’ye göndeririz...Sonuç...110 oy çıkar. Konuşma süresi az olduğu için de bu köyleri dolaşmak için bir-iki gün yeterli.
Yöntem bu kadar basitti.
Ve Sayın Doçent ilave etti:
- ...Bu seçimlerde bu yöntem uygulanmadı. Dolayısıyle ikinci tur garanti...Gerekirse bu yöntem, gerekirse başka yöntem... Sonuç malum...İkinci tur...
Başka yöntem.”

“Başka yöntem” dedikleri Eroğlu’nun kapısa konan bomba yöntemi olmasın!...

Aralık 2003 seçimlerini halkoylamasına dönüştürüp toplumdan esirgenen referandumun gerçekleşmesini sağlamak zorundayız. Kendi aramızda bölük pörçük olursak başaramayız. Hele bazılarımızın yapmaya eğilimli olduğu gibi “Mavi boncuğum sende” politikasıyla hiç bir yere varamayız.

Aralık 2003 seçimlerine dış karışma şimdiden başlamış bulunmaktadır. Bu durumun Birleşmiş Milletler ile Avrupa Konseyi’ne gecikmeden duyurulması gerekmektedir. Toplumumuzun istencinin bir kez daha iğdiş edilmesine razı olmamalıyız. “Gollifa” gibi yurttaşlık dağıtılmaktadır. Kimlerin oy kullanabilecekleri konusunu ciddiyetle gündeme getirmek zorundayız.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org