Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 18 Temmuz 2004

Özker Özgür

 

Strateji

Ankara, AB yolunda ilerlemeye çalışırken, Anglo-Amerikanlar’ın yardımıyla Kıbrıs sorunu yükünü oldukça hafifletmişt görünüyor. İsviçre’de Annan planını Ankara’dan yana değiştiren Anglo-Amerikanlar Kıbrısrum tarafını ‘hayır’ demeye kışkırtmış, Türkiye’yi Kıbrıs sorununu çözmek istemeyen taraf olmaktan kurtarmışlardır.

Tayyip Erdoğan şimdi pusuya yatmış, Aralık ayını beklemektedir. Aralık ayında Türkiye’ye üyelik görüşmeleri için bir başlama tarihi verilecek mi verilmeyecek mi?

Verilip verilmeyeceği henüz belli değildir.

Peki, Aralık’tan sonra ne olacak?

Aralık’ta Türkiye’ye tarih verilirse Kıbrıs sorunu nasıl etkilenecek, verilmezse nasıl etkilenecek?

AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti adına konuşan Papatopulos, Türkiye’ye tarih verilirken veto hakkını kullanmayacağını açıklamıştır. Papatopulos sözünde durarak Türkiye’ye tarih verilmesine takoz koymayabilir. Ancak tarih verildikten sonra, üyelik görüşmeleri başlamadan önce, Papatopulos, AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti adına, Avrupa Komisyonu’na (AB Yürütme Kurulu’na) başvurup şöyle bir argüman geliştirebilir:

- Biz Türkiye’ye üyelik görüşmeleri için başlama tarihi verilmesine karşı çıkmadık. Türkiye’yi de bir an önce AB’nin tam üyesi olarak görmek isteriz. Ancak Türkiye ile üyelik görüşmeleri başlatılırken Avrupa Komisyonu’na anımsatmak isteriz ki:

1. Türkiye, uluslararası hukuka aykırı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarının %36’sını işgali altında bulundurmaktadır.

2. Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün garantörlerinden biri olduğu halde askersel güçle Kıbrıs’ın toprak bütünlüğünü çiğnemiş, ülkeyi bölmüş, askersel denetimi altına aldığı bölgede kukla bir devlet kurdutmuş ve tanımıştır.Türkiye ayrıca AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımamaktadır.

3. Türkiye, Cenevre Konvansiyonu’nun 49. maddesini çiğneyerek 1974 savaşından sonra, askerinin işgal ettiği bölgeye kendi sivil nüfusunu taşımış, güneye göçe zorladığı Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşlarının mallarına-mülklerine yerleştirmiştir.

4. Türkiye, 1974 yılından beridir, Kıbrıs’ın kuzeyinden güneyine göçe zorladığı Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşlarının taşınmaz mallarına dönmelerini engellemektedir.

5. Türkiye, 1975 yılından beridir, işgal ettiği bölgede Kıbrıs Cumhurşyeti lirasını tedavülden kaldırmış, kendi parası Türk Lirası’nı geçerli kılmıştır.

6. Türkiye Kıbrıs’ta yaptıklarıyla Avrupa Birliği’nin ilkelerine ve Anayasası’na ters bir konumdadır.

7. Türkiye bunlara son vermeden Avrupa Birliği yolunda ilerlerleyebilecekse AB kendi kendini yadsımaktadır (inkar etmektedir).

Kıbrısrum tarafının son güven artırıcı önlemler paketi de Aralık sonrası düşünülerek hazırlanmış olamaz mı?

Günü geldiğinde, Avrupa Komisyonu’na, “- Biz kaç ay önceden hem ekonomik hem askersel güven artırıcı önlemlerimizi Türkler’e ilettik ama oralı olmadılar” diyebilirler.

Ankara’nın Aralık sonrasındaki olası gelişmeleri dikkate alarak Kıbrıs sorununa dönük ne yapmayı tasarladığını bilemeyiz. Olası gelişmeler doğrudan bizi de ilgilendirmektedir. Ankara’nın ne düşündüğünü, ne yapmayı tasarladığını bilmek hakkımız vardır. Mehmet Ali Talat’ın Avrupa başkentlerini dolaşarak, “- Referandumda ‘evet’ dedik diye bizi cezalandırmayın. Bizi soyutlanmışlıktan kurtarın” demesi olası gelişmeleri durduramaz.

Meclis’te azınlığa düşmüş bulunan CTP-DP Koalisyonu’na karşı verilen güvensizlik önergesi kabul edilmedi. Kabul edilseydi ne olurdu, ne olmazdı, güvensizlik önergesini destekleyenler mi, yoksa karşı çıkanlar mı haklıydı?

Tartışalım.

Yalnız tartışmamızı uygar ölçüler içinde sürdürülelim. Kıbrıslı gazetesinin başvurduğu yönteme başvurmayalım. Kimseyi aşağılamaylım.

Bir partinin veya kişinin güvensizlik önergesine yaklaşımını beğenmeyebilirsiniz. Ancak eleştirirken eleştiri sınırını aşararak kişilik katliamına yönelemezsiniz. Demokrasilerde böyle bir hak yoktur.

Birbirimizin başını gözünü yara yara tartışırken, Aralık’tan sonraki olası gelişmeleri dikkate alarak bir yol haritası, bir strateji üzerinde düşünmeye başlamak zorundayız. Gelinen aşamada toplum olarak en büyük gereksinmemiz budur.

Derviş Bey de geçen gün düzenlediği basın toplantısında partisinin yeni vizyonunu açıklarken Kopenhag Ölçütleri’ne uyumdan ve demokratikleşmeden söz etti. Kopenhag Ölçütleri diyaloğu, uzlaşmayı ve topluma birlikte yön vermeyi gerektiriyor.

Gereğini yapmakla yükümlüyüz.

Tayyip Erdoğan, kendi partisinin ve kadrolarının siyasal geleceğini Türkiye’nin AB üyelik sürecini ilertletmekte görüyor.

Demokrasiyi içtenlikle benimsediği için mi?

AB yolunda ilerlemeye çalışırken Kıbrıs sözkonusu olduğunda nasıl davranacağı belli değildir.

Batı Trakya’yı son ziyaretinde Batı Trakya’lı Türkler’e öğüdünü (nasihatini) unutmamak gerekir...

Aralık’tan sonraki olası gelişmeler karşısında afallamamak için kendi içimizde didişmekten kurtulmalı, ne istediğimizi saptamalı, yol haritamızı çizmeli ve Güney’le diyaloğa yönelmeliyiz...

Toplumsal bir stratejiye gereksinmemiz vardır.

Stratejisiz toplum okyanustaki pusulasız gemiden farksızdır.

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org