Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 24 Temmuz 2004

Özker Özgür

 

Eski Günler

Sevgili Çelebioğlu’nun 23 Temmuz 2004 tarihli yazısı beni eski günlere taşıdı. Salih Çelebioğlu ile bir ara Gazi Eğitim Enstitüsü’nde beraber olduk. Bizden birkaç yaş büyüktü. Gazi Eğitim Enstitüsü’ne Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden gelmişti. İsmet Kotak’la, Ankara’nın Cebeci semptinde birlikte kalıyorlardı. Hafta sonları onları ziyarete giderdim. Kıbrıs yemeği yaparlardı. Birlikte hem yer hem sohbet ederdik.

Siyasal konularla ilgilenmeye başlamam bu döneme raslar.

İsmet ile Çelebioğlu siyasetle içli dışlıydılar. Sohbetlerini anlamakta zorlanıyordum. Gazi Eğitim Enstitüsü’nde İngilizce Bölümü’nde okuyorduk. Kompozisyonum fena değildi. Bir gün Çelebioğlu bana, “- Sen Kıbrıs’taki gazetelere niye yazı yazmıyorsun?” dedi.

“- Ne yazısı?” dedim.

“-Köşe yazısı” dedi.

Hangi konularda yazacaktım?

Aklımdan böyle birşey hiç geçmemişti. Salih’in kendisi haftalık Nacak gazetesinde yazıyordu.

“-Yazarsan Nacak’ta yayınlarız” dedi.

Yazın Kıbrıs’a döndüğümüzde ilk denememi yaptım.

İlk denemem bir öyküydü.

1954-1959 yılları arasında EOKA enosis için sömürge yöntimine karşı şiddet eylemleri gerçekleştirirken İngilizler, Kıbrıslıtürkler’i EOKA’ya karşı kalkan olarak kullanabilsin ve iki toplumun arasını açabilsin diye salt Kıbrıslıtürkler’den oluşan yardımcı polis ve komando birlikleri oluşturmuştu. Ağustos 1961 yılında yazdığıım öykü, İngiliz’in vereceği maaşı alabilmek için çiftini-çubuğunu bırakıp yardımcı polisliğe yazılan bir Kıbrıslıtürk’ün başına gelenler hakkındaydı. Çelebioğlu öyküyü Nacak gazetesinde yayınlattırdı. Ancak bana, “- Toplumsal sorunlarla ilgili köşe yazıları yazarsan daha iyi olur” dedi.

Bir de köşe yazısı yazdım. Konusu sanırım, kalabalık yerlerde, halkın kuyruğa girmeyi bilmemesi ile ilgiliydi. Kuyrukta sıraya girme olayıyla biz Ankara’da tanışmıştık. Kıbrıs’ta böyle bir alışkanlık yoktu. Oysa bizim de fırından ekmek alırken veya sinemada gişe önünde bilet için beklerken kuyruk oluşturmamız, sıraya girmemiz gerekirdi. Uygarlık bunu gerektiriyordu.

Çelebioğlu yazımı beğendi mi beğenmedi mi, bilmiyorum. Ama haftalaık Nacak gazetesinin yayınlandığı günü iple çekmeye başladım. Aklımda yanlış kalmadıysa gazete Cuma günleri yayınlanıyordu. Cuma gün gazeteyi büyük bir heyecanla aldım. Baktım ki yazım yayınlanmış.

Öğretmenlik mesleğine Haydarpaşa Ticaret Lisesi’nde başlamıştım. Öğrenciler, okul çevresi, eğitim sistemi derken toplumsal sorunlar üzerinde daha çok okumaya, daha çok düşünmeye ve yazmaya başladım.

Küçük Kaymaklı’da oturuyorduk. Küçük Kaymaklı muhtarının köyle yeterince ilgilenmediğini yazdım. Biçem (uslup) galiba biraz ağır gelmişti. Muhtar yargıya başvurdu. Avukatı rahmetli Ahmet Mithat Berberoğlu beni yazıhanesine çağırdı. Özür dilersem davayı ilerletmeyeceğini söyledi.

Uygun bir dille özür diledim.

Düşe kalka bugünlere geldik.

Ancak sevgili Çelebioğlu olmasaydı yazmam, toplum sorunlarının içinde bu denli yoğrulmam ve bugün ulaştığım çizgiye ulaşmam sözkonusu olmazdı.

2000 yılında yazdığım bir yazıdan Çelebioğlu’nun yaptığı alıntının bugün de arkasında duruyorum ve yineliyorum:

“- Barış ve demokrasiyi kendine amaç edinmiş herkes güçbirliği yapmak zorundadır. Barış ve demokrasi toplumlara altın tepsi içinde sunulmaz. Barış ve demokrasi güçlerinin aynı amaç doğrultusunda dayanışma içine girmeleri ile halkın desteği sağlanabilir. Yoksa aynı amaçları benimser gibi yaparak siyasal arenada birbirine çelme atma ve bakanlık koltuğu kapma yarışına girenlere halk niye güvensin?”

Bu Memleket Bizim Platformu ile Ortak Vizyon’un oluşturulduğu koşulları, amaçlarımızı, görkemli mitinglerde halkın bize verdiği desteği ve bugünkü durumumuzu bir kıyaslayın...

Tam bir dayanışma içinde, çözüm ve AB amacı doğrultusunda, halkımızla birlikte söylem ve eylem birliği içindeyken bugün ne oldu da değişik tellerden çalıyoruz?

Değiştirmek istediğimiz sürerdurum (statüko) değişti mi ki dayanışmamızı sürüdürmek gereğini duymuyoruz?

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org