Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 26 Temmuz 2003

Özker Özgür

 

Kriter

Doğu Akdeniz Üniversitesi’deki sözleşmesi yenilenmeyen Doçent Dr.Nuri Çevikel’in söyledikleri önemlidir. Yalnız söyledikleri arasında Mustafa Akıncı’nın dikkatini çeken şu tümcelerin altını çizmekte yarar vardır:
“- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti de anlaşma istemektedir. KKTC’deki T.C kökenliler her zaman TC Hükümeti’nin isteklerine göre tavır almışlardır. TC kökenliler için TC Hükümeti’nin tavrı her zaman bir kriterdir.”

Cuma günü Barış ve Demokrasi Hareketi’ni ziyaret ettiğinde, Çevikel’e bu tümceleri anımsatılmış, TC Hükümeti’nin tavır değiştirmesi durumunda TC kökenlilerin de tavır değiştirip değiştirmiyecekleri sorulmuştur. Çevikel, TC kökenlileri Annan planı temelinde çözümden yana tavır koymaya ikna edebilmek bakımından TC Hükümeti’nin tavrının vurgulanmasında yarar gördüğünü söyledi. Mehmet Ali Talat da Türkiye kökenli köyleri ziyaretinde aynı yönteme başvurdu. Malta, İncesu ve Kayalar köylülerine, “TC Hükümeti de biz de Annan planı temelinde çözüm istiyoruz. Politikalarımız örtüşüyor” türünden laflar etti. Belli ki Talat ve Çevikel TC kökenlilerin Annan planı temelinde çözüme olumlu yaklaşmalarını sağlayabilmek için TC Hükümeti’nin çözümden yana gibi görünen politikasından yararlanmaya çalışmaktadırlar.

Bu yaklaşım ne oranda sağlıklıdır?
1975 yılından beridir Kıbrıs’ta yaşayan TC kökenliler eğer Ankara’daki hükümetin Kıbrıs’a dönük politikalarını esas alarak tavır belirlemeye devam ediyorlarsa Kıbrıs ve Kıbrıslılarla henüz bütünleşemediler demektir. Başka bir deyişle kendilerini henüz daha yeterince Kıbrıs’a ait görmüyorlar. Durum bu ise olumlu değildir.
Türkiye kökenlilerin 1974 sonrasında Kıbrıs’a sivil nüfus olarak taşınmaları Cenevre Konvansiyonu’nun 49. maddesine aykırı olmasına karşın Annan planı bu konuda esnek davranmakta, büyük bir bölümünün Birleşik Kıbrıs’ın yurttaşları olmalarını öngörmektedir. Plan ayrıca Kıbrıslılarla evlenen TC kökenlilerin de Birleşik Kıbrıs’ın yurttaşları olacaklarını içermektedir. Bütün bunlar TC kökenlilerin Annan palnını benimsemelerine yeterli değilse ve illa ki Ankara’daki hükümetin ne dediğine bakacaklarsa, boşuna çaba harcanıyor.

Kaldı ki Ankara’daki hükümet Kıbrıs konusunda açık-net bir politika izlememektedir. Özellikle Annan planı konusunda Erdoğan’ın, “- Genel Sekreter Annan beni kandırdı” sözleri belleklerden silinmemiştir. Dışişleri Bakanı Gül’ün, “Annan planı olmazsa başka birşey olur” dediğini yakın geçmişte basında okuduk. Erdoğan’ın 20 Temmuz iletisinin (mesajının) içeriği ile Denktaş’ın söyledikleri arasında ne fark vardır?

Bütün bu ikircikli tavırlar AKP Hükümeti’nin asker-sivil bürokrasi karşısında kararlı bir tavır içinde olmadığını gösterir. Anlaşılan odur AKP Hükümeti Kıbrıs konusunda “fincancı katırlarını” ürkütmek istememektedir. AKP Hükümeti Kıbrıs sorununu Annan planı temelinde çözmeye karar vermiş olsaydı öncelikle ve ivedilikle Kıbrıs’taki üst-düzey asker-sivil bürokratları değiştirirdi. Annan planını her fırsatta yerden yere vuran Büyükelçi’yi derhal görevden alırdı. Şimdiki Kolordu ve Güvenlik Kuvvetleri komutanlarının yerine Annan planı temelinde çözümü benimsemiş komutanlar gönderirdi.

Bu tür önlemleri almayan AKP Hükümeti, Aralık seçimlerine şimdiden karışmaya başlamış bulunan asker-sivil bürokratlara da ses çıkarmamaktadır. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri General Kılınç’ın seçimlerimize dönük söylediklerini duymazlıktan gelmektedir. Mağusa ve Karpaz bölgesinde subayların köyleri gezmeye ve TC kökenlilere telkinlerde bulunmaya başladıklarından habersizmiş gibi davranmanyı yeğlemektedir. Uzun kulaktan duyduğumuza göre Özel Harp Dairesi’ne bağlı Psikolojik Savaş Taburu Kıbrıs’ın kuzeyinde konuşlanmış ve seçimlere dönük olarak çalışmaya başlamıştır. Bütün bunlar AKP Hükümeti’nin bilgisi dışında olabilir mi?

1990 yılında, TKP, CTP ve YDP’nin oluşturdukları bağlaşıklığın seçimleri kazanamaması için Türkiye’nin Kıbrıs’ta görevli asker-sivil bürokratları edimsel (fiili) bir karışma (müdahale) düzenlemişlerdi. Türkiye kökenliler üzerinde yoğunlaştırılan karışmayı ne onlar ne de biz unuttuk. Şimdi, Aralık seçimlerinin toplumdan esirgenen halkoylamasına (referanduma) dönüşmesi sözkonusu iken beş ay öncesinden seçimlere karışma başlamıştır.

“AKP Hükümeti de bizim gibi düşünür” diyerek seçimler demokratik kılınamaz. Seçimleri halkoylamasına dönüştürecek birlikteliğin partisel hesaplarla bozulduğu yetmezmiş gibi AKP Hükümeti’nin arkasına sığınarak yaşamaya başladığımız dış karışma da yokmuş gibi davranılır ve uluslararası toplum nezdinde gereken yapılmazsa seçimlerden sonra yakınmanın hiçbir yararı olmayacaktır.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org