Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 27 Temmuz 2004

Özker Özgür

 

Anlamak

Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Kırallık Kıbrıs’ın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü garanti ettiler. Sonra döndüler, doğrudan veya dolaylı olarak işbirliği içinde Kıbrıs’ın bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünün canına okudular. Şimdi, üç garantörden ikisi Avrupa Birliği’nin tam üyesidirler. Türkiye, üyelik görüşmeleri için başlama tarihi beklemektedir. Bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü garanti ettikleri Kıbrıs da 1 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Birliği’ne tam üye olmuştur ancak bölünmüşlüğü sürmektedir.

AB’nin yasama organı Avrupa Parlamentosu’nda, sosyalistler ve sosyal demokratlar ayrı bir grup oluşturmaktadırlar. Sosyalist Grup olarak adlandırılmaktadırlar. Sosyalist Grup’a bağlı partiler Sosyalist Enternasyonal’e üyedirler.

Kıbrıs, bölünmüşlüğüne karşın bütünüyle Avrupa Birliği’ne üye olduğuna göre, Kıbrıstürk solu olarak Sosyalist Enternasyonal’in tarihsel süreç içinde gerçirdiği evrimi bilmek zorundayız.

Dünya işçi sınıfı hareketinde üç enternasyonalden söz edilir.

İlk, yani 1. Enternasyonal, 25 Eylül 1864 tarihinde, Londra’da kuruldu. Enternasyonal Fransa, Birleşik Kırallık, Almanya ve İtalya’nın işçi delegelerinden oluşmuştu. Kendi kendini kapattığı 1876 yılına kadar, üç önemli isim, 1. Enternasyonal’i etkilemiştir:

1865’te ölen Joseph Proudhon, 1876’da ölen Aleksandroviç Bakunin ve 1883’te ölen Karl Marx.

Karl Marx, açılış bildirisinde, Enternasyonal’in amaçlarını şöyle sıralamıştı:

1- İşçilerin bir ‘sınıf partisi’ olarak örgütlenmesi

2- Sosyal haklar için savaşım

3- İşçi kooperatiflerinin kurulması

4- Gizli diplomasi ile savaş

5- Burjuvazinin sınıf egemenliğine karşı koymak

1861-1864 yıllarında Avrupa yoğun işçi eylemlerine tanık oluyordu. Sendiklar işçilerin ekonomik hakları için çetin savaşım veriyorlardı. Ancak işçi sınıfı siyasal düzeyde örgütlü değildi.

1. Enternasyonal 1866’da Cenevre, 1867’de Lozan, 1868’de Brüksel ve 1869’da Basel’de olmak üzere dört büyük kongre gerçekleştirdi.

Özgürlükçü Sosyalizm mi, Otoriter Sosyalizm mi?

1.Enternasonal’in tartışma konusu buydu.

Marx ve arkadaşları otoriter sosyalizmin, Proudhon ve Bakunin özgürlükçü-bireyci kanadın sözcülüğünü yapıyorlardı.

Marxistler, bireyi mutlu etmek için önce toplumu mutlu etmek gerekir derken, diğerleri bireyin mutluluğunu toplumsal ve siyasal baskıların kalkmasına bağlıyorlardı.

Tartışmalar bu çerçevede sürerken, Enternasyonal, Londra’dan New Yorka’a taşındı ve 1876’da kendi kendini kapattı.

1 Mayıs’ı Dünya İşçiler Günü olarak kabul edip ilan eden 11. Enternasyonal’dir.

1899’da Paris’te kuruldu.

1900’de Brüksel’de çalışmaya başladı.

1.Dünya Savaşı’na kadar sekiz önemli kongre gerçekleştirdi.

Brüksel Enternasyonali olarak da anılan 11. Enternasyonal’in Rusya’da gerçekleşen Ekim 1917 Devrimi öncesi ve sonrası olmak üzere iki döneminden söz edilir.

Ekim Devrimi öncesine 1. Enternasyonal’in havası egemendi. Sosyalist ve Sosyal Demokrat partilerin tavırları tartışılıyordu. Çoğulcu parlamenter demokrasilerde burjuva partileriyle koalisyonlara katılmanın doğruluğu veya yanlışlığı üzerinde duruluyordu.

11. Enternasyonal, işçi sınıfı adına yola çıkan partilerin yalnız olağanüstü durumlarda burjuva partileriyle koalisyona gidebileceklerine karar vermiş ancak bu kararını yaşama geçirememişti. Sosyal Demokrat partiler olağanüstü durumlar dışında da burjuva partileriyle koalisyona gittiler.

11. Enternasyonal, 1. Dünya savaşı’na karşı büyük bir kampanya başlatmıştı.

Ne yazık ki sosyalist ve sosyal demokrat partiler, 1. Dünya Savaşı’na karşı ortak proleter bir tavırda birleşemediler. Burjuva partileriyle birlikte savaşa sürüklendiler.

Bu fiyaskodan sonra, 11. Enternasyonal’in, Ekim Devrimi ile birlikte ömrünü dolduracağı sanıldı.

11. Enternasyonal, Rusya’daki Ekim Devrimi’nden sonra ömrünü doldurmadı. Oluşan koşullara ayak uydurarak yaşamını sürdürdü.

Ekim Devrimi’nden sonra 111. Enternasyonal da toplandı. Diğer adı Moskova Enternasyonali’dir. Ekim 1917 Devrimi, 1.Dünya Savaşı’nın böldüğü 11. Enternasyonal’i tekrar böldü. Moskova Enternasyonali’nin diğer adı Komünist Enternasyonal (Komintern) olduğu için Marxist partiler Sosyalist ve Komünist diye ikiye ayrıldılar.

11. Enternasyonal’de kalanlar Sosyalist, Komintern’e üye olanlar Komünist partiler olarak adlandırıldılar.

Brüksel, yani 11. Enternasyonal, klasik demokrasiye inanıyor, sosyalistlerin serbest seçimlerle iktidara gelerek devrimi gerçekleştirmelerini öngörüyordu.

Moskova’ya göre ise burjuva demokrasisi yozlaşmıştı. Parti, işçi sınıfı adına iktidara el koyup burjuva partilerini dağıtmalıydı.

Amaçlanan proletarya diktatörlüğüydü.

111. Enternasyonal tarih sahnesinden çekilmiş bulunmaktadır.

Yineleyecek olursak, tarihte üç enternasyonal vardır:

Londra, Brüksel ve Moskova enternasyonalleri.

Londra Enternasyonal’i, Marxism’i Kautsky üzerinden geliştirdi. Dönemin revizyonist tezlerime Bernstein sahip çıktı. Komintern’e karşıydılar.

Neden karşıydılar?

Çünkü, onlara göre Marxism, sosyalizmi, endüstri sonrası toplum için öngörmekteydi. Durum bu olduğuna göre, sanayileşmemiş, işçi sınıfı henüz oluşmamış Rusya’da iktidar işçi sınıfı adına Parti’nin olacak, bu da halk üzerinde bir bürokrasi diktatörlüğüne dönüşecekti.

Yine onlara göre sosyalizm, demokrasiyle birlikte sosyal adalet ve güvence demekti. Demokrasinin olmadığı yerde sosyal adalet ve güvence olsa bile sosyalizmden söz edilemezdi.

Moskova, yani 111. Enternasyonal, 11. Enternasyonal’i, kapitalist düzeni yıkmak yerine onu iyileştirmek (reforme etmek) istemekle suçluyordu. Kapitalizmin kurallarının geçerli olduğu koşullarda işçi sınıfı iktidara gelemez, emperyalist sistem sona erdirilemezdi.

Brüksel, yani 11.Enternasyonal, 20.yüzyılın başında devrimciydi. Düzeni değiştirmek istiyordu. Soğuk Savaş döneminde 11. Enternasyonal’e üye partiler, Washington’un güdümüne girdiler. NATO’cu oldular. Okadar ki Cazyir’in kurtuluş savaşını, Fransa’da iktidara gelen Sosyalistler, Nasır’ın Süveyiş Harekatı’nı da Birleşik Kırallık’ta hükümette bulunan İşçi Partisi (Labour Party) bastırmak için kan döktüler.

Soğuk Savaş sona ermiştir.

İki kutuplu dünya yerini farklı bir dünyaya bırakmaktadır.

ABD’nin uluslararası hukuku hiçe sayarak dünyaya hükmetmeye çalıştığı günümüz koşullarında 11. Enternasyonal ne yapmaktadır?

Sosyalist Enternasyonal’e üye Sosyalist ve Sosyal Demokrat partiler AB’ye üye ülkelerde etkili konumdadırlar.

Ulusötesi anamal (sermaye) IMF ve Dünya Bankası aracılığıyla işçi sınıfının 20.yüzyıl boyunca kan dökerek kazandığı haklarına karşı saldıya geçmiştir.

Sosyalist Enternasyonal bu saldırı karşısında edilgendir (pasiftir).

Kıbrıs’ın da üye olduğu AB çatısı altında solun durumu budur. Geçmişten günümüze yaşanan süreci bilmek zorundayız ki şimdiyi anlayarak geleceği tasarlayabilelim...

Gelinen aşamada tüm dünya emekçilerini kucaklayacak yeni bir Enternasyonal’e gereksinme vardır. Anamalın küreselleşerek (globalleşerek) saldırıya geçmesine yanıt, emeğin küreselleşerek karşı saldırıya geçmesidir.

Dünyada üreten emekçilerdir. Uluslararası sosyal adaleti de barışı da onlar kuracaklardır. Savaşsız-sömürüsüz dünya emekçilerin omuzlarında yükselecektir.

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org