Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 28 Temmuz 2003

Özker Özgür

 

Doğru Tanı

Kıbrıs’ta yaşanan kanlı olaylarda yaşamını yitiren Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırumlar’ın Muratağa’da ve Kıbrıs’ın güneyindeki gömütlerini (mezarlarını) iki toplumdan barışseverler ziyaret edip saygı duruşunda bulunmak istediler. Gömütlere çiçek ve Ada’nın iki kesiminden toprak koyup, bugüne kadar yaşananlar bir daha yaşanmasın dileğinde bulunacaklardı. Kıbrısrum tarafından eyleme karşı çıkan olmadı. Bizde, kendini “milliyetçi” olarak tanımlayan bir kesim eyleme şiddetle tepki gösterdi. Sözkonusu “milliyetçiler” işi edimsel olarak (fiilen) engellemek noktasına kadar taşımakta kararlılık gösterince polis Muratağa’daki eyleme izin vermedi. Eylem yalnız Kıbrıs’ın güneyindeki Helen mezarlığında yapıldı.

Olay, bizdeki ve Kıbrısrum toplumundaki anlayış farkını vurgulaması bakımından üzerinde durmaya değer. Ne var ki 28 Temmuz 2003 tarihli Yenidüzen gazetesinde Hasan Erçakıca’nın yazdıklarını öncelikle ele almak durumundayız. Kendilerini “milliyetçi” olarak tanımlayan, bize göre “ırkçı” tanımına girebilecek öğelerin (unsurların) konumlarını daha sonra da irdeleyebiliriz.

Erçakıca, Politik Gerekçe başlıklı yazısında, CTP’nin, Aralık seçimlerine Annan planı temelinde çözüm yanlılarının tek liste olarak neden giremediklerini, CTP yönetiminin bakış açısından bakarak anlatmaya çalışmaktadır. Erçakıca, “-Bu tartışma sırasında, teknik gerekçeler üzerinde durduk. (...) Birden fazla listenin çözüm ve AB yanlılarına avantaj sağlayacağını anlatmaya çalıştık. Belki de bu teknik gerekçelerden çok politik gerekçeler üzerinde durmamız gerekirdi” dedikten sonra politik gerekçelere açıklık getirmektedir.

Hasan Erçakıca’ya teşekkür etmek gerekir. Annan planı temelinde çözüm ve AB diyen güçlerin Aralık seçimlerini halkoylamasına dönüştürebilmeleri için halka tek liste halinde gitmeleri gerektiğini, ancak CTP yönetiminin kendine göre birtakım “teknik” ve “bilimsel” nedenlerle bunda yarar görmediğini basına yansıyan açıklamalarından biliyorduk. Erçakıca şimdi tartışmaya yeni bir boyut katmakta ve “-Bunun politik gerekçeleri de var” demektedir. Kamuoyunun aydınlanması bakımından Erçakıca’nın katkısını olumlu karşılıyoruz.

Erçakıca Annan planı temelinde çözüm ve AB yanlılarının tek liste ile halka gidemeyeceklerini şu politik gerekçeye dayandırmakta ve demktedir ki:
“- Sayın Özgür, Türkiye’nin Kıbrıs’ta barış isteyip istemediğini çeşitli şekillerde sorguladıktan sonra, Türkiye’nin adada barış istemediği sonucuna varıyor ve buna bağlı olarak adamızdaki Türkiyeli kökenli KKTC yurttaşlarını yönlendireceğini, bu anlamda seçimlerde başarılı olunamayacağını, ‘rejime karşı zorlu bir kurtuluş savaşımı vermeden toplumun önünü açmanın olanaklı olmadığını’ belirtiyor. Zaten bu tutumu, Özgür’ün CTP’den uzaklaşmasının temel nedenidir. Anladığım kadarıyla bu tutumunda da herhangi bir esneme olmamıştır. Ne aradan geçen zaman, ne de Türkiye’de meydana gelen gelişmeler onun tutumuna etki yapmamıştır.”

Önce şunu vurgulamak isterim:
CTP yöneticilerinin salt benim Türkiye’ye yaklaşımımdan ötürü tek liste düşüncesine yanaşmadıklarını bilseydim, gerekeni yapardım. Erçakıca, CTP yönetiminin bu gerekçesini keşke daha önce yazsaydı da tek liste oluşumuna ayak bağı olmasaydım...

Bir defa şu çarpıtmayı öncelikle düzeltmek gerekir:
“-Sayın Özgür Türkiye’nin adada barış istemediği sonucuna varıyor” söylemi yanlıştır. Sürekli olarak yazmakta ve vurgulamaktayız ki Türkiye’de Kıbrıs sorununun çözülmesine engel asker-sivil bürokrasidir. Asker-sivil bürokrasi, Türkiye’deki sürerdurumdan (statükodan) yararlandığı ve sürerdurumdan kaynaklanan ayrıcalıklarını kaybetmek istemediği için Türkiye’nin demokratikleşerek Avrupa Birliği’ne üyelik yolunun açılmasını da istememektedir. Bu nedenle Kıbrıs sorununu sömürmekte, çözümsüzlüğü Türkiye’nin önüne takoz olarak koymaktadır. Denktaş, Kıbrıs’ta asker-sivil bürokrasinin sözcüsüdür. AKP Hükümeti, “Kıbrıs’ta çözümsüzlük çözüm değildir” dediği halde gereğini yapamamakta, asker-sivil bürokrasi ve Denktaş karşısında etkisiz kalmaktadır.

Bizim bu duruşumuz ile Erçakıca’nın yazdıkları tamamen farklıdır. Türkiye’deki demokratik olmayan sürerdurumu kendi ayrıcalıkları için ayakta tutmaya çalışan asker-sivil bürokrasi ile Türkiye’nin demokratikleşerek Avrupa Birliği’ne üye olmasını isteyen güçler aynı kefeye konamaz, “Türkiye’de kimse Kıbrıs’ta çözüm istemiyor” denemez. Böyle birşeyi biz ne yazdık ne de söyledik.

AKP Genel Başkanı ile CTP Genel Başkanı arasındaki içten (samimi) diyaloğun, CTP yöneticilerinin, Kıbrıs’ta Türkiye kökenli seçmenlerin Aralık 2003 seçimlerinde CTP’ye yönelmelerini sağlayacağı izlenimini edinmelerine neden olmuş olabilir. Öyle olması içten dileğimdir. Ancak benim üzerinde durduğum bu değildir. Üzerinde durulması gereken Kıbrıs’ın kuzeyini Olağanüstü Hal Bölgesi olarak gören asker-sivil bürokrasinin seçimlerimize başlamış bulunan karışmasıdır. Annan planı temelinde çözüm isteyen güçlerin seçimleri kazanamamaları için sürerdurumcuların (statükocuların) yanında saf tutmuş bulunan asker-sivil bürokrasiye bağlı asker-sivil elemanlar Mağusa ve Karpaz köylerini dolaşmaya ve Türkiye kökenli seçmenler üzerinde baskı oluşturmaya başlamış bulunmaktadırlar. Çözüm istediğini söyleyen Ankara’daki hükümet, bunu bildiği halde, ya önlem alamamakta ya da almamaktadır. Annan planı temelinde çözüm isteyen tüm güçler, birlikte, uluslararası toplumdan bu konuda yardım istemezlerse, seçimlerden sonra yakınmanın hiçbir değeri olmayacaktır. Biz bu gerçekliğe dikkat çekiyoruz ve sürerdurum karşıtlarına, “Bu konuda olsun birlikte davranınız” diyoruz.

Hasan Erçakıca’ya, CTP yöneticilerinin gerçek düşüncelerini köşesinden kamuoyuna yansıttığı için yeniden teşekkür ederim. Bu vesile ile CTP’den yargısız infaz yöntemiyle uzaklaştırılmamın gerçek nedenini de öğrenmiş bulunuyorum.

Savaşımımız ülke olarak Türkiye’ye veya halkına karşı değil Türkiye’nin demokratikleşerek uygar dünya ile buluşmasını istemeyen, bu amaçla Kıbrıs sorununu takoz olarak kullanan, Kıbrıslıtürkler’in istencine (iradesine) hiçbir saygısı olamayan, ayrıcalıklı sürerdurumcu (statükocu) asker-sivil bürokratlara karşıdır.

Rehin alınmış Kıbrıslıtürkler kendilerini rehin almış olanlara karşı elbette zorlu bir kurtuluş savaşımı (savaşı değil) vermek zorundadırlar. Bunun sözcülüğünü ve öncülüğünü yapmak “Yurtseverim” diyen herkesin görevi olmalıdır.

Doğru tanıdan (teşhisten) şaşmamak gerekir. Rehine konumunda iken özgürmüş gibi davranmak yanlış tanıdır.

***

Hasan Erçakıca’nın iyi niyetine sığınarak yukarıdaki yazıda bahsedilen makalesini aşağıya yapıştırıyorum (Birikim Özgür):

Hasan Erçakıca
28 Temmuz 2003, Yenidüzen Gazetesi

Politik gerekçe

Günlerce ve hatta aylarca “çözüm ve AB yanlılarının” seçime tek liste halinde girip girmemelerini tartıştık. Sonunda bu tartışma, CTP’nin seçime kendi dışındaki bazı güçlerle birleşerek ama CTP örgütlülüğünü koruyarak girme kararı alması ile sonuçlandı. CTP’nin katılmaması durumunda “tek liste” formülü uygulanamayacağı için bu tartışma da sonlanmış oldu.
Bu tartışma sırasında, teknik gerekçeler üstünde durduk. Seçim yasamızın bilinen özelliklerini ve seçmen davranışlarının özellikleri konusunda bugüne kadar elde edebildiğimiz birikimi kullanarak, birden fazla listenin çözüm ve AB yanlılarına avantaj sağlayacağını anlatmaya çalıştık.

POLİTİK FARKLILIKLAR
Belki de bu teknik gerekçelerden daha çok politik gerekçeler üzerinde durmamız gerekirdi ama “herkesin kendi politik doğrultusunu belirleme ve anlatma hakkına” saygı gösterdik. Herkes seçim meydanına çıksın ve kendini halka kendi anlatsın istedik.
Seçim ortamı geliştikçe, politik tutumlar da netleşiyor. Bu netleşme politik farklılıkları bir kez ortaya çıkarıyor. Bu farklılıklar, tek liste halinde seçime girmenin yaratacağı sakıncaların politik yönlerini anlamamıza ve anlatmamıza yardımcı oluyor.
Barış ve Demokrasi Hareketi’nin etkili önderlerinden Özker Özgür’ün yazıları, seçimlere tek liste halinde girilmesi halinde yaşanacak “politik kargaşayı” ortaya koyarken, aslında bu güçlerin arasındaki rekabetin kolay kolay önlenemeyeceğini de kanıtlıyor.

TÜRKİYE’NİN TAVRI

Özker Özgür, son iki yazısında, Türkiye Hükümeti’nin Kıbrıs sorunu ile ilgili tavrını ve bunun seçimlere yansımasını kendi algılamasına göre yorumlamaya ve okuyucuya aktarmaya çalışıyor.
Sayın Özgür, Türkiye’nin Kıbrıs’ta barış isteyip istemediğini çeşitli şekillerde sorguladıktan sonra, Türkiye’nin adada barış istemediği sonucuna varıyor ve buna bağlı olarak adamızdaki Türkiye kökenli KKTC yurttaşlarını yönlendireceğini, bu anlamda seçimlerde başarılı olunamayacağını, “rejime karşı zorlu bir kurtuluş savaşımı vermeden toplumun önünü açmanın olanaklı olmadığını” belirtiyor.
Zaten bu tutumu, Özgür’ün CTP’den uzaklaşmasının temel nedenidir. Anladığım kadarıyla bu tutumunda da herhangi bir esneme olmamıştır. Ne aradan geçen zaman, ne de Türkiye’de meydana gelen gelişmeler onun tutumuna etki yapmamıştır.

NASIL BİR SAVAŞIM?
Özker Özgür’ün son iki yazısında, Türkiye ile ilişkiler konu olarak seçilir ve Türkiye’nin Kıbrıs’ta barış istemediği ve bu amaçla Aralık seçimlerine daha şimdiden karışmaya başladığı kanıtlanmaya çalışılırken; Annan Planı temelinde çözüm isteyen güçlerin, çözüm istemeyen bir Türkiye’ye karşı, birleşmesi önerilmektedir.
Sanırım anlatılmak istenen şudur: Çözüm mü istiyorsunuz? O zaman Türkiye’ye karşı birleşerek savaşmak zorundasınız! Çözüm istediğinizi kanıtlamanın başka yolu yoktur ve Türkiye’ye karşı savaşımdan kaçarsanız barış mücadelesine ihanet etmiş sayılırsınız! Bu durumda Sayın Özgür, Kıbrıs sorununu, Türkiye’nin adanın bir bölümünü gereksiz yere işgal etmesine ve barış mücadelesini de Türkiye’yi adadan çıkarmaya indirgemiş olmaktadır. İşte size seçimlere tek liste halinde girilmesini engelleyen sağlam politik bir gerekçe... Kıbrıs sorununa çözüm bulunabilmesi için ada üstünde çıkarı bulunan tüm güçlerin ve devletlerin kaygılarının giderilmesi, çıkarlarının korunmasını sağlayacak bir orta yolun bulunması gerekir. Bu devlet veya güçlerden birinin çıkarlarını yok sayarak çözüme ulaşmak isterseniz, bunu ancak bir savaşla başarabilirsiniz. Dışlamaya çalıştığınız taraf Türkiye olduğuna göre, mücadelenize Türkiye ile savaşı göze alarak veya silahlı bir savaş yürütmeden, diplomatik savaşın Türkiye karşıtı cephesi içinde yer alarak mı devam edeceksiniz?
Özker Özgür, “doğru tanı, doğru çözümü getirir” diye yazıyor. Tanılarının doğru olduğuna ne kadar güveniyor bilmiyorum! Bugüne kadar doğru çözümü bulabildi mi? Devasa mitinglerde meydanlarda toplanan Kıbrıs Türk halkını böyle bir amaç için seferber edebilmenin olanaklı olduğunu düşünmek ne kadar doğrudur? Bu durumda Özker Özgür’ün, çözüm ve AB yanlılarının, kendi düşüncelerinin kuyruğuna takılıp seçime girmelerini istemeye hakkı var mı?

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org