Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 3 Temmuz 2004

Özker Özgür

 

Kendi Aramızda Bile

Haber son derece ilginç!...

Şöyle:

“- Dışişleri Bakanlığı’nın Mustafa Akıncı’ya emanet edilmemesi konusunda Ankara’nın Talat’a kesin talimatı olduğu öğrenildi.

Bu arada Rauf Denktaş’ın da Talat ve Serdar’a bu konuda defalarca uyarıda bulunduğu ve bu bakanlığın Akıncı’ya verilmesi halinde veto edeceğini söylediği açıklandı. Serdar Denktaş’ın yakın çevresinden DP Parti Meclisi üyesi Erhan Arıklı, dün bu konuda yazdığı yazıda şöyle dedi:

- Bir Pazar günü İstanbul’a alelacele çağrılan Talat’a, Akıncı’nın dışişleri bakanlığına getirilmesinin asla kabul edilemiyeceği açık seçik bildirilmiştir. CTP, BDH’ya dışişleri bakanlığını nasıl verebilirdi ki? Kaldı ki Cumhurbaşkanı Denktaş gerek başbakana ve gerekse yardımcısına Akıncı’nın dışişşelri bakanlığını kesinlikle veto edeceğini söylemişti.

Diğer yandan BDH’ya karşı şiddetli bir karalama kampanyası başlatan CTP çevreleri, BDH’nın UBP ile koalisyon yapacağını topluma yaymaya başladılar. Dün bu konuda Kıbrıs TV’nin canlı yayınına katılan Barış Burcu bu iddiaların doğru olmadığını açıkladı ve CTP Genel Sekreteri Ferdi sabit Soyer’i yalancılıkla suçladı. Barış Burcu BDH’nın hükümetin düşürülmesi ve seçime fırsat tanınması için güvensizlik önergesini BDH olarak destekleyeceklerini, ancak UBP ile hükümet kurmayacaklarını vurguladı.”

Halimize ağlayalım mı gülelim mi?

Evlere şenlik!...

Haberi okuyunca 1994-1996 DP-CTP Koalisyon dönemi aklıma geldi. Eski kuşağı etkisizleştirerek CTP yönetimini eline geçiren KÖGEF ekibi Ankara’nın güvenini henüz daha tam kazanmamıştı. Bu nedenle CTP’ye İçişleri, Dışişleri ve Maliye bakanlıkları tamamen kapalı tutulmuştu. İlk DP-CTP Koalisyonu 1995 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde bozulunca, ikinci DP-CTP Koalisyonu’na gidebilmemiz için sözkonusu üç bakanlıktan hiç olmazsa bir tanesini olsun almamız gerektiğni söylüyordum. Rejim, İçişleri, Dışişleri ve Maliye bakanlıklarından birini bile CTP’ye vermeyi uygun görmüyorsaydı, bizim böyle bir rejimde hükümet etmemizin ne yararı olacaktı?

KÖGEF ekibi kararlıyıydı. Mehmet Ali Talat ve arkadaşları ne pahasına olursa olsun DP ile siyasal nikah tazelemek istiyorlardı.

Nikah tazelenmişti.

İkinci DP-CTP Koalisyonu kurulmuştu.

Davul boynumuzda, tokmak başkalarının elinde olmaya devam etti. Ben Başbakan Yardımcılığı’ndan çekilince üçüncü DP-CYP Koalisyonu gündeme geldi. Onu da kurdular.

Sonra bilinen süreç yaşandı.

1998 seçimlerinde CTP, DP’ye tutkusundan ötürü ağır bir bedel ödemek zorunda kaldı.

Şimdi aynı filmi mi izliyoruz?

CTP’ye egemen KÖGEF ekibi DP’siz hükümet kurulamasın diye her türlü yönteme başvuruyor.

Ankara ve Denktaşlar’la güven bunalımı aşılmışa benziyor.

Baba Denktaş önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmayacağını söylerken, “-Artık bana gerek kalmadı; Mehmet Ali Talat ile Serdar var” demedi mi?

Baba Denktaş, oğlu Serdar ile Mehmet Ali Talat’ı birbirinden ayrılamaz Siam ikizleri gibi mi görmektedir?

Mehmet Ali Talat, CTP’nin Birleşik Kıbrıs vizyonuna bağlı olduğunu söylemektedir.

Serdar KKTC’nin tanınmasını istemektedir.

Biri Kıbrıs’ın bütünlüğünden yana görünmekte diğer bölünmüşlüğü savunmaktadır. Buna karşın birbirlerinden ayrılamamaktadırlar!..

Mehmet Ali Talat Serdar’la anlaşabilmekte, Akıncı ile anlaşamamaktadır.

Oysa 14 Aralık 2004 seçimlerine giderken Mehmet Ali Talat ile Akıncı sürerdurumcularla (statükocularla) koalisyona gitmeyeceklerinin sözünü vermişlerdi. Protokol imzalamışlardı.

Şimdi Ferdi Sabit Soyer sürerdurumcu Serdar’dan ayrılamazken BDH’yı sürerdurumcu UBP ile hükümet kurmayı tasarlamakla suçlamaktadır.

Hayret!..

Sürerdurumcular halimize kıs kıs gülmektedirler.

DP Parti Meclisi üyesi Erhan Arıklı yazmış. Akıncı’ya dışişleri bakanlığının verilmemesi talimatını Mehmet Ali Talat’a Tayyip Erdoğan İstanbul’daki evinde vermiş. Bu nedenle Mehmet Ali Talat istese de dışişleri bakanlığını Akıncı’ya veremezmiş...

Erhan Arıklı’nın yazdıklarına kulak verip de kamuoyu önünde yapılan karşılıklı suçlamalar kimin işine yarar ki?

Sürerdurumcular “Çözüm ve AB” yanlılarını birbirine düşürüp KKTC’yi ön plana çıkaracak bir sağ koalisyon kurmayı planlıyorlarsa her yola başvuracaklardır.

Geçmişte benzer durumları yaşmadık mı?

Kaldı ki toplumun siyasal partilerden beklentisi koltuk kavgası değildir.

Halk, “-Türkiye Aralık’ta AB’den tarih almayı beklerken biz neyi bekliyoruz?” diye sormaktadır.

“-Türkiye AB’den tarih alır da üyelik görüşmelerine başlarsa Kıbrıs sorunu nasıl etkilenecektir?”

“-Biz Kıbrıslıtürkler’in olası gelişmeler karşısında yol haritamız nedir?”

Siyasal partilerimiz, bu tür yaşamsal sorulara yanıt arayacaklarına, hükümet kavgası ile zaman öldürmekte, halkın bozuk moralini daha da bozmaktadırlar.

İnsanımız gelecek kaygusu içinde iken siyasal partilerimiz post kavgasına tutuşmuşlardır.

Kıbrısrum tarafı ile diyaloğa girip Aralık’tan önce güneyde ikinci bir halkoylamasının gerçekleşmesini sağlamak gerekir ama, ne yazık ki biz “Çözüm ve AB” yanlıları, kendi aramızda bile diyalog kuramıyoruz...

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org