Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 5 Temmuz 2003

Özker Özgür

 

Gerçekler

“-En iyi çözüm şekli çözümsüzlüktür. Kıbrıs hükümetinin mutlak kontrolü biz Kıbrıslırumlar’ın elinde bulunuyor. Başımızda ne bir başkan yardımcısı, ne de onun vetosu var. Tüm bakanlar Kıbrıslırum...Uluslararası platformda tanınan tek hükümet bizim hükümetimiz...Bugün Türkler’in kontrolünde olan toprak, sadece yüzde üç... Türkler’i içimize tekrar neden alalım? Zengin gelir kaynakları yok ve ekonomileri zorda. Sonunda ya bizim teklifimizi kabul edecekler, ya da buralardan kaçacaklar.”

2 Temmuz 2003 tarihli Afrika’da, Turgut Afşaroğlu, yukardakileri, “-1968 yılında başlayıp, 1971 yılında kesilen toplumlararası görüşmelerin başarısızlığa uğramasından sonra, Glafkos Kleridis, Meclis’teki odasında, Fileleftheros gazetesinden Stavros Angelidis’e söyledi” diye yazdı.

14 Ağustos 1975 tarihli Agon gazetesine göre ise Kleridis:
“- Darbe olmasıydı, bazı konulara açıklık kazandırmak ve bazı ayrıntıları halletmek için gerekli bir-iki ay sonra, Kıbrıs sorununda çözüme ulaşılmak üzereydi” demiş.

Fileleftheros gazetesi muhabirine göre, “En iyi çözüm çözümsüzlüktür” tümcesini ilk kullanan Denktaş değil Kleridis’tir. Klereidis için 1974 öncesi “Çözümsüzlük çözümdü”. 1974’ten sonra da Denktaş aynı tümceyi kullanmaya başladı.

Ancak Agon gazetesi muhabirine göre de Kleridis 15 Temmuz 1974 darbesinden önce Denktaş’la anlaşmak üzere olduklarını ve darbe olmasaydı Kıbrıs sorununun çözüm aşamasına geldiğini söylemiş.

Acaba hangisi doğru?
Fileleftheros gazetesi muhabirinin söyledikleri mi yoksa Agon’un yazdıkları mı?

Ayrıntıda boğulmaya gerek yoktur.
Denktaş ve Kleridis gibi tipler oyunun aktörleridirler. Soğuk Savaş sürerken Kıbrıs sorununu ABD kendine göre yönlendiriyordu. Senaryo Washington çıkışlıydı. Makarios bağlantısızlık politikasında ısrarlı olduğu ve Sovyetler’le flört ettiği için Washington, Kıbrıs’ın, Doğu-Akdeniz’in Küba’sına dönüşmesinden korktu. Atina’daki albaylar cuntası 15 Temmuz 1974’de Lefkoşa’da Makarios’a karşı darbe düzenlerken Washington habersiz değildi. 15 Temmuz 1974 oyunun ilk perdesi, 20 Temmuz 1974 de ikinci perdesiydi. Sonuçta Kıbrıs karpuz gibi ikiye bölünerek kuzey ve güneyi ile NATO’nun (Türkiye,Yunanistan ve Büyük Britanya’nın)) askersel denetimi altına sokulmuş, Makarios’un bağlantısızlık politikası sıfırla çarpılmış, Ada, Doğu Akdeniz’de yeni bir Küba olmaktan “kurtarılmıştı”.

Türkiye’nin Turancı-yayılmacı takımı Washington’da yazılan senaryoya uyarak kırk yılda bir yakaladıkları avı kendilerinin sandılar. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği gündeme gelene kadar da Kıbrıs’ın kuzeyini kendilerine göre bir güzel benzettiler. Kıbrıs’taki Denktaş ve benzeri ülküdaşlarından yararlanarak Kıbrsılıtürkler’in nüfus yapısını bozdular. Kuzeyden güneye göçe zorladıkları Kıbrıslırumlar’ın taşınmaz mallarını Cenevre Konvansiyonu’na aykırı olarak Türkiye’den aktardıkları nüfusa tapuladılar. Kiliseleri camiye dönüştürdüler. Kıbrıslırumlar’a ait mezarlıkların yıkılıp ağıl gibi kullanılmalarına göz yumdular. Yönetenler ve yakınları, yağma ve talandan aslan payını almayı ihmal etmediler.

Türkiye’nin AB üyeliği ciddi olarak gündeme gelince işin rengi değişti. Soğuk Savaş döneminde Washington’da yazılan Taksim seneryosu AB stüdyolarında sırıttı. Avrupalılar, “Böyle rezillik olmaz” demeye başladılar. “Türkiye Kıbrıs’ın bağımsızlığı, egemenliği, toprak bütünlüğü ve Kıbrıslılar’ın insan haklarını garanti etmiş bir ülke olarak AB’ye üyelik başvurusunda bulunmuştur ama garantörlük yükümlülükleriyle yaptıkları birbirini tutmamaktadır. Üstelik yönetenlerin, Türkiye’nin insanına karşı da sicilleri bozuktur. Kıbrıs’a karşı garantörlük yükümlülüklerini yerine getirisinler, Türkiye’nin insanına insan gibi davransınlar, bozuk sicillerini düzeltsinler ve gelsinler” dediler.

Türkiye’nin Turancı-yayılmacıları ırın-kırın etmeye başladılar. Hele Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne alınması sözkonusu olunca mahalle kabadayısı gibi efelenmeye başladılar.
“Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye’den önce, tüm Kıbrıs adına AB’ye alınırsa yapacaklarımızın sınırı yoktur” dediler.

3 Kasım 2002 seçimlerinde kabadayı takımı gitti. Asker-sivil bürokrasinin baskısından kurtulmak isteyen AKP seçimleri kazandı. Ancak AKP Meclis’te çoğunluğa sahip olduğu halde “İktidar olamıyoruz” diye yakınmaktadır. Kıbrıs sorununu çözmek istediğini söylemekte ancak çözememektedir.

Ankara’da asker-sivil bürokrasi Kıbrıs sorununu kullanarak Türkiye’nin demokratikleşmesini engelleyip AB yolunu kapatırken, Denktaş’tan yararlanmaktadır.

Sözün kısası Avrupalılar’a Soğuk Savaş döneminden miras kalan Kıbrıs sorunu Ankara’da asker-sivil bürokrasi ve seçilen siviller arasında sıkışmış görünüyor. Başbakan Erdoğan, Annan planı temelinde çözüm isteyen Kıbrıslıtürkler’in Aralık 2003 seçimlerinde Denktaş ve yandaşlarına karşı başarı kazanarak Ankara’da asker-sivil bürokratlara karşı elini güçlendirmelerini bekliyormuş...

Kıbrıs’ın kuzeyinde Olağanüstü Hal Bölgesi koşullarının hüküm sürdüğünü Erdoğan bilmiyor mu?

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org