Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 14 Ağustos 2004

Özker Özgür

 

Marxist Kökenli...

“- Gazimağusa’da adaya turist olarak giriş yaptıktan sonra kaçak çalışmaya başlayan inşaat işçilerinde görülen tifo vakaları üzerine alarm durumuna geçen Gazimağusa Belediyesi Zabıta ve Sağlık Birimleri ile Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Dairesi’ne bağlı ekiplerin işbirliği ile başlatılan sağlık denetimleri devam ediyor. Polis nezaretinde yapılan denetimlerde, birbirinden dehşet verici görüntülerle karşı karşıya kalan ekipler, yasal işletme izni olmayan barınakları mühürlerken, şantiyelerdeki barınaklarla, gayrı yasal binaları da yıkmaya başladı. Yapılan kontrollerde insanlık onuruna yakışmayacak manzaralarla karşılaştıklarına işaret eden Gazimağusa Belediyesi ile Temel Sağlık Hizmetleri Dairesi yetkilileri, insan yaşamı için hiçbir biçimde uygun olmayan bu mekanların ortadan kaldırılması konusunda kararlı olduklarını belirttiler.” (Bak: 13 Ağustos 2004 tarihli Kıbrıstürk basını)

Yukarıdaki haberi okuyunca insanın içinden ilgili ve yetkililerimize okkalı bir “BRAVO” demek geçiyor. Ancak biraz düşününce sormadan edemiyorsunuz:

- Bunca zaman akılları nerdeydi?

Kaçak işçi olayı bu ülkede yeni değildir.

Mağusa’da da yeni değildir.

Tifo salgını sağlıksız koşullarının bir sonucudur. Önemli olan bu kötü sonuç ortaya çıkmadan önlem almaktı.

Kaçak işçi sorununa el atmadan, sorunu kökünden çözmeden, sonuçlarla boğuşmak bizi bir yere götürmeyecektir. Şu anda çalışmakta olan kaçak işçilerin kaydını yapmak, çalışma izni almalarını sağlamak, işverenleri sosyal sigorta primlerini ödemeye zorlamak sorunu çözer mi?

Daha önce denendi ve başarılamadı.

1994-96 DP-CTP Koalisyon Hükümeti döneminde sorununun üzerine gidilmeye çalışıldı. Kaçak işçi çalıştıran iş-yerleri saptandı. Kaçak çalıştırılan işçilerin listeleri hazırlandı. Dosyalar polise verildi ve yargı yolu açılmaya çalışıldı.

Sonra?

Arkası gelmedi.

Arkası gelmedi çünkü polis kendine düşeni yapmadı.

Arkası gelmedi çünkü hükümetin yürütme erki oraya kadardı. Polis halkın yetkilendirdiği hükümetten değil, Ankara’dan atanan asker bürokratlardan emir alıyordu.

Ülkeye girişleri de denetim altına almak istemiştik. Bakanlar Kurulu’nda karar aldık. Polis Genel Müdürü’nü çağırdık ve kararı kendisine Bakanlar Kurulu toplantı halinde iken söyledik.

“- Peki efendim” dedi, selam durdu ve gitti. Aradan üç ay geçtiği halde ülkeye girişler denetim altına alınmamıştı. Bakanlar Kurulu olarak Polis Genel Müdürü’nü tekrar çağırdık.

“- Ne oldu? Ülkeye girişler neden denetim altına alınmıyor?” dedik.

Adamcağız sıkıla sıkıla bize komutanın kararımızı beğenmediğini söyledi.

1996 yılından günümüze sekiz yıl mı geçti?

Ne değişmiştir?

O zaman Başbakan Hakkı Atun’du. Şimdi Başbakan Mehmet Ali Talat’tır. O zaman koalisyonun adı DP-CTP Koalisyonu’ydu. Şimdi koalisyonun adı CTP-DP Koalisyonu’dur.

Ali Hoca gitti, Hoca Ali geldi.

Hamam aynı hamamdır. Tas da aynı tastır.

Asker ağırlıklı rejim ordadır. Halkın erki Meclis’e ne kadar yansır? Yansıdığı kadarı ile seçilmişlerin yetkileri nereye kadardır?

Tifo olayının görülmesi üzerine Belediye ile Sağlık Birimleri harekete geçmişler.

Daha evvel niye harekete geçmediler?

“-Geç olsun, güç olmasın” mı diyelim? .

Temel sorunu, yani Kıbrıs’ın kuzeyinin Türkiye’nin arka bahçesi olarak kullanılması sorununu çözmeden bir yere varmak olanaklı değildir.

Tanrı’nın günü, “- İzolasyonlar kaldırılsın. Biz ‘evet’, Rumlar ‘hayır’ dedi. Dünya bizi anlasın” demekle asker-ağırlıklı rejim gider de yerine halkın istencine dayalı gerçekten demokratik bir rejim gelir mi?

Bir de şu vardır:

Başbakan’a ideolojisi sorulduğunda, “- Ben Marxist kökenliyim” der ...

Marxism insanın insanı nasıl sömürdüğünü anlatır. Sömürünün son bulması için sömürülenlerin birlikte savaşım vermelerini öngörür. Türkiye’den ekmek parası için buralara gelen işçileri Kıbrıslıtürk patronların alabildiğine nasıl sömürdükleri gözler önündedir. Kıbrıslıtürk işçileri de Kıbrıslırum patronlar güneyde alabildiğine sömürmektedirler.

Marxist kökenli Başbakan bu konuda konuşmamakta yarar görür...

Marxism, zorunlu olarak ekmek parası için buralara gelen emekçilerin yaşam koşullarını tifo salgını görülünce farkedip barınaklarını yıkmaya mı indirgenmiştir?

Kaçak işçilerin yaşam koşulları insan onuru ile bağdaşmıyorsa ve kaçak işçiler de insan iseler, onları insan onuruna yaraşır yaşam koşullarına barınaklarını yıkarak mı kavuşturmuş olacaksınız?

Barınakları yıkılan emekçiler bundan sonra nerede barınacaklardır?

Marxist kökenli Başbakan ve bakanlarımız, “-Bize ne?” diyebilirler mi?

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org