Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 1 Ağustos 2004

Özker Özgür

 

Nereye Kadar?

Dünyanın bu bölgesinde Amerikalaılar ile Avrupalılar’ın yapmaya çalıştıklarını anlamadan geleceğe dönük tasarımda bulunamayız.

Bir defa şunun ayırdına varmak zorundayız:

Kıbrıs, 1 Mayıs 2004’ten sonra, bütünüyle Avrupa Birliği’nin tam üyesidir.

Önce şu soruyu yanıtlamak zorundayız:

1 Mayıs 2004’te Kıbrıs’ın bütünüyle tam üye olduğu Avrupa Birliği nedir?

Sorunun yanıtı basittir.

Avrupa Birliği, üye devletlerin oluşturduğu tek bir pazardır.

Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğü’ne verdikleri önemi kuşkusuz gözardı etmemek gerekir. Avrupalılar yaşadıkları iki dünya savaşından sonra kendi aralarında artık savaşmamaya karar verdiklerini deklare ederek, Avrupa Birliği’ni kurmuşlardır. Ancak Avrupa Birliği’nin temelinde, üye ülkelerde anamalın (sermayenin) ulus devlet sınırlarına artık sığamadığı için, daha geniş bir alana yayılmak zorunda kalması vardır. Avrupa Birliği’ni doğuran ana neden budur. Avrupa’nın ulus devletleri bir araya gelmişler, kendi aralarında sınırları kaldırmışlar, yarattıkları geniş alanda anamalın, malların, emeğin ve hizmetlerin serbest dolaşımını sağlamışlardır. NAFTA, yani Kuzey Atlantik Serbest Ticaret Alanı ABD, Kanada ve Meksika’yı kapsamaktadır. AB ve NAFTA’ya benzer bir küme de uzak doğuda vardır. Japonya’nın başını çektiği APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği) benzer amaçla kurulmuştur. Dünya üçü için de tek pazardır ve sözkonusu pazarda alabildiğinbe yarışmaktadırlar. Üçü de anamal, mal ve hizmetlerin dünyada serbest dolaşımından yanadırlar ancak emeğin dünyada serbest dolaşımına olanak tanımamaktadırlar.

Sözkonusu üç küme kendi aralarında ilişki ve çelişki içindedirler.

ABD, Sovyetler’in dağılması üzerine, diğerleri üzerinde hegemonya kurmaya, Sovyetler’den boşalan yeri doldurmaya, dünyanın yer altı ve yer üstü kaynaklarına tek başına sahip çıkmaya çalışmaktadır.

Clinton döneminde ABD, Türkiye’nin Müslüman ve demokratik kimliğine önem vermekte, Ortadoğu’nun İslam radikalizmine teslim olması durumunda, Türkiye’yi Avrupa için bir savunma mevzii olarak düşünmekte idi. Yeni-tutucular (neo-conservatives) olarak anılan ekip Bush’un başkanlığında yönetime gelince öncelikli üstünlük (preemptive preemeinence) politikasını geliştiridiler. Buna göre ABD, küresel tehdit algıladığı yerlere, sözkonusu tehdit oluşmadan önce müdahale eder. Bu, küresel teröre karşı, ABD’nin dünya hegemonyasını sağlamayı amaçlayan yeni stratejisidir.

ABD’nin bu yeni stratejisine göre Türkiye, Ortadoğu’da, Clinton döneminde olduğu gibi, İslam radikalizmine karşı bir savunma mevzii olmaktan çıkmakta, Büyük Ortadoğu Projesi için bir saldırı üssüne dönüşmektedir.

ABD’nin radikal siyasal islama karşı bir silah olarak kullanacağı Türkiye, karşı taraftan, yani İslam ülkelrinden daha az tepki çekecek bir kimliğe kavuşturulmak istendi. AKP’nin de katkılarıyla ortaya Ilımlı İslam modeli çıktı.

Bir defa önce şunun altını çizmek gerekir:

Türkiye için öngörülen Ilımlı İslam modeli, Türkiye’nin laiklik ilkesine terstir.

İkincisi, Türkiye, laikliğin beşiği Avrupa Birliği’ne aday üyedir ve Aralık ayında üyelik görüşmeleri için başlama tarihi beklemektedir. Bunun ötesinde, ABD’nin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi bağlamında Türkiye için öngördüğü saldırı üssü rolünün İslam aleminde yaratacağı tepkileri Türkiye kamuoyuna göğüsletmek olanaklı değildir.

Bütün bu genel değerlendirmeler ışığında Erdoğan-Talat-Serdar üçlüsünün Kıbrıs’ın kuzeyinde oynamaya çalıştıkları oyuna bir daha bakalım. Erdoğan-Talat-Serdar üçlüsü, ABD’nin Türkiye için öngördüğü saldırı üssü işlevini yerine getirerek Avrupa Birliği’ne üye olamayacağını biliyorlar. Bu nedenle Türkiye Avrupa Birliği’nden üyelik görüşmeleri için başlama tarihi koparmaya çalışırken, Kıbrıs’ın kuzeyini de Amerikalaılar’ın saldırı üssü olarak elde tutmaya mı çalışmaktadırlar? Annnan planından ısrarla kaçmaları, Annan planını anmak bile istememeleri bundan mı kaynaklanmakatdır?

Avrupalılar, ekonomik önlemlerle Kıbrıs’ı pazar olarak bütünleştirmek, Kıbrıs’ın kuzeyini de, Türkiye AB’ye tam üye oluncaya kadar beklemeye almak çabası içindedirler. Ancak Genişletilmiş Büyükortadoğu Projesi bağlamında ABD’nin Türkiye ve Türkiye üzerinden Kıbrıs’ın kuzeyi için neler öngördüğünü sağlıklı olarak değerlendirebilmek için Aralık sonrasını beklemek gerekecektir.

AB ile ABD arasındaki ilişki ve çelişkiler sürmektedir.

Sözkonusu ilişki ve çelişkiler Kıbrıs’ın geleceğini belirleyecektir. Erdoğan ABD’nin, Talat ile Serdar da Erdoğan’ın taşeronluğunu yapmaktadırlar. Taşeronlar taşeronluktan vazgeçmek niyetinde görünmüyorlar. Hem ABD hem AB’ye yaranarak bu işi nereye kadar götürecekler?..

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org