Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 3 Ağustos 2004

Özker Özgür

 

Yağma Düzeni

1974 sonrasında Kıbrıs’ın kuzeyinde kurulan düzene bir isim yakıştırmak gerekirse, ‘Yağma Düzeni’ uygun olur. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yurttaşlarının can ve mal güvenliğini güvence altına almış (garanti) etmiş Yunanistan ve Türkiye, önce biri sonra da diğeri, saldırıya geçerek Kıbrıslılar’ın ne canını ne de malını bıraktılar. 1974 sonrasında Kıbrıs Cumhuriyeti varlığını koruyabildiği için Kıbrıs’ın güneyinde Cumhuriyet yasaları yürürlükte kaldı. Yurttaşların özel mülklerine dokunulmadı. Kuzeyden güneye göç etmek zorunda kalan Kıbrıslırumlar’a Kıbrıslıtürkler’in taşınmazları ‘kiralandı’. Kira bedeli belki sembolikti. Ancak yasal gereklilik yerine getirilmiş oldu. Bugün Kıbrıs’ın güneyinde taşınmaz malı olan Kıbrıslıtürkler, Kıbrıs Cumhuriyeti yasalarına uygun olarak mallarına sahip çıkmak olanağına sahiptirler. Kuşkusuz kamu yararı için istimlak edilen Kıbrıslıtürk malları da vardır. Bildiğimiz kadarı ile sözkonusu malların istimlak paralarının ödenebilmesi için Kıbrısrum tarafı Kıbrıs sorununun çözümünü beklemektedir. Oysa yasalara uyulacaksa tam uyulmalı, istimlak edilen malların bedeli sahiplerine ödenmelidir. Hele Kıbrıs bütünüyle Avrupa Birliği’ne üye olduktan sonra Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yurttaş haklarına daha bir özen göstermesi, mal-mülk konularında yurttaşlar arasında ayırım yapmaması gerekir.

Kıbrıs’ın güneyinde, mal-mülk konularında, Cumhuriyet yasalarına olabildiğince bağlı kalınmaya çalışıldı, denebilir.

Kıbrıs’ın kuzeyinde tam bir yağma ve talan yaşandı.

Cumhuriyet yasaları bir yana itildi. İskan,Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası diye yeni yasa yapıldı. Kıbrıs’ın güneyine göç etmek zorunda kalan Kıbrıslırumlar’ın malları Türkiye’den aktarılan nüfusa dağıtıldı. Kıbrıs’ın güneyinden kuzeyine gelmek zorunda kalan mülk sahibi Kıbrıslıtürkler’e de güneyde bıraktıkları taşınmazlarına karşılık kuzeyde eşdeğerde mal vermek adı altında birtakım işlemler yapıldı. Türkiye’den aktarılan nüfusa karşılıksız mal dağıtılırken güneyden gelen Kıbrıslıtürkler’in büyük bir bölümü nağdur edildi. İskan işlerinden sorumlular kendi aralarında mafialaştılar. Yurttaş İskan Mafiası’nın insafına terkedildi.

Okadar ki, güneyde bıraktıkları malların karşılığını kuzeyde alamadıkları için kahırlarından ölenler oldu. Lefkoşa’daki gömütlükte (mezarlıkta) yatan Halil Hamza’nın gömüt taşında, “-BURDA İSKAN MAFİASININ KURBANI HALİL HAMZA YATMAKTADIR” diye yazılıdır.

Kıbrıs’ın güneyinden kuzeyine göç etmek zorunda kalan yurttaşlar nedense güneyi kuzeyden ayıran sınır çizgisine yakın köylere yerleştirildiler. Güneyde bıraktıkları malların karşılığını alamadıkları bir yana, bugün Annan planına göre yapılması öngörülen sınır düzenlemesinden etkilenmeleri sözkonusudur. Ufukta çözüm görünmüyor ama Annan planı ordadır. Sözkonusu yurttaşlar iki arada bir derede, ne yapacaklarını bilememektedirler. Meclis’te azınlığa düşmüş bulunan CTP-DP Koalisyonu, “-İstifa etmeyiz” demenin ötesinde birşey demiyor.

Türkiye’den aktarılan nüfusun büyük bir bölümü sınırdan uzak, kuzey sahiline yakın köylere yerleştirildiler. Gelinen aşamada, kuzey sahiline yakın yörelerde başlatılan yeniden yağma olayına doğrudan taraf olan Türkiye kökenliler Kıbrıslırumlar’a ait arazileri yüzbinlerce sterlin karşılığında yabancılara satmaktadırlar. Yabancılar sözkonusu araziler üzerinde akşamdan sabaha inşaat dikmektedirler. Özellikle Girne yöresi şantiyeye dönüşmüştür. 1974’te Kıbrıs’ın güneyine göç etmek zorunda kalan Kıbrıslırumlar’ın arazileri yeni inşa edilmiş evlerle doldurulmaktadır. Güdülen amaç bellidir. Annan planına göre, bir Kıbrıslırum’a ait bir arsa üzerine inşaat yapılmışsa, inşaatın bedeli ile orantılı olarak, inşaat sahibi arsanın mülkiyetini talep edebilecektir. Arsa sahibi Kıbrıslırum’un tazmin edilmesi sözkonusudur ama arsanın mülkiyeti inşaat sahibine geçebilecektir. Kuzey sahillerinde Kıbrıslırumlar’a ait mallar üzerinde yıldırım hızı ile başlatılan inşaatların mantığı budur. Annan planının taraflara sunulduğu Kasım 2002’den buyana Girne’de 2006 inşaat izni verilmesinin altında yatan da budur.

Mehmet Ali Talat, bir ara Meclis’te Üst Koordinasyon Kurulu’nu bizzat kendisinin toplantıya çağırdığını söyledi. Anayasa dışı Üst Koordinasyon Kurulu’na karşı yıllarca savaşım vermiş CTP’nin Genel Başkanı Mehmet Ali Talat başbakan olunca nasıl olur da Üst Koordinsayon Kurulu’nu toplantıya çağırır?

Meclis’teki tartışma bunun üzerinde yoğunlaştığı için Talat’ın Üst Koordinasyon Kurulu’nu neden toplantıya çağırdığı üzerinde durulmadı. Oysa Talat, o gün Meclis’e, Üst Koordinasyon Kurulu’nu, yabancıların Kıbrısrum mallarına artan talebini görüşmek için topladığını söylememiş miydi?

Sonuç?

Üst koordinasyon Kurulu’nun konuya ilişkin kararını merak etmiyor musunuz?

Bugünkü uygulama ile Mehmet Ali Talat’ın çağrısı üzerine toplanan Üst Koordinasyon Kurulu’nun o günkü kararı arasında hiç mi bağlantı yoktur?

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org