Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 19 Eylül 2003

Özker Özgür

 

Oynanan Oyun

Yapılan anketlerden çıkan sonuçlar çelişkili olabilir. Bir hafta önceki anket ile iki hafta sonraki anket aynı sonucu vermeyebilir. Türkiye’den Kıbrıs’ın kuzeyine bir “Psikolojik Savaş Bölüğü” getirip konuşlandırdıkları bilgimize geldiğinde bu köşede yazdık. Toplum psikolojik saldırı altındadır. Kıbrıslıya Kıbrıslılığı unutturulana kadar saldırıyı sürdürmek istiyorlar. Türkiye’de demokratikleşmeye ve saydamlaşmaya karşı çıkanlar, barış ve demokrasi güçlerine karşı savaş alanı olarak Kıbrıs’ın kuzeyini seçmişlerdir. Toplumumuz, onların gözünde yararlanılması gereken bir araçtır.Anketlerin çelişik sonuçlarına bakarak barış ve demokrasi güçlerini zayıflatacak tepkilerden kaçınmak gerekir. Esas olan oynanmakta olan oyunu kavramaktır.

Kıbrıs Cumhuriyeti kurulunca Türkiye’yi yeni Cumhuriyet’te temsil etmek üzere görevlendirilen Emin Dirvana’nın 15 Mayıs 1964 tarihli Milliyet gazetesinde Rauf Raif Denktaş hakkında yazdıklarını bu köşede okudunuz. Kırk yıl sonra bugün Rauf Raif Denktaş hala daha toplumun ensesinde boza pişirebiliyorsa bunun nedenini iyi kavramak gerekir. Oynanmakta olan oyunu anlamadan, seçim labirentinin içinde kaybolabilir, ormanın kurtulması gerektiğini unuturak ağaçlar üzerinde gereğinden fazla durabiliriz...

1974 öncesinde Kıbrıslıtürkler olarak el-bebek, gül-bebektik. Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerimize titriyordu. Yunan yayılmacılarından bizi “korusunlar” diye Denktaş’a yer-altı teşkilatı bile kurdurtmuşlardı.Toplumsal varlık ve kimliğimiz Bizans oyunlarına kurban gitmesin diye her türlü “önlem” alınmıştı...

ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in yazdığı senaryo uyarınca Atina’daki albaylar cuntası Kıbrıs’ta harekete geçince TC Devleti de fırsatı değerlendirdi ve bizi “kurtardı”.

“Kurtarıldıktan” sonra Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan Kıbrıslırumlar’ın güneye “kışılanmasına” ses çıkarmadık. Güneye kaçmak zorunda bırakılan Kıbrıslırumlar’ın taşınır taşınmaz mallarını seve seve sahiplendik. Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin Kıbrıs’ın bölünmüşlüğünü kalıcılaştırmak için değil, Kıbrıs’ı bir federasyon çatısı altında bütünleştirmek için ilan edildiğini sandık. Oysa Denktaş o zamandan ayrı devlet ilanını gündeme getirmişti. TC Devleti buna hazır olmadığı için Denktaş’ı dizginliyordu.

O’na:

“-Acele etme; bağımsızlık ilan etmenin de günü gelecektir. Sabırlı ol” diyordu.

Kurucu Meclis’te üyelik, seçimlerden sonra saylavlık (milletvekilliği), güdümlü partilerden seçilenlere bakanlık, derken Kıbrıslıtürkler olarak kendimizi kaptırdık. TC Devleti Türkiye’den Kıbrıs’ın kuzeyine binlerce yurttaşını taşırken de uyanmadık. Dağıtılan ganimet o kadar çoktu ki toplum olarak nüfus yapımızın bozulmakta olduğunu görmemizi engelledi.. Kendi insanımızın Ada’dan neden göç ettiğini sormak bile istemedik.

1989 yılında, “TC bizi asimile ediyor” diye yazdığımızda TC Büyükelçisi Ertuğrul Kumcuoğlu TC pasaportumuzu geri aldırtmış, Türkiye’ye girişimizi vizeye bağlatmıştı 1989 yılından başbakan yardımcılığı görevine geldiğimiz 1994 yılına kadar Türkiye’ye her gideceğimizde TC’nin Lefkoşa Büyük Elçiliği’nden Türkiye’ye giriş vizesi almak zorunda bırakıldık.

Arif Hoca dışında bu olaya hiçbir Kıbrıslıtürk gerekli tepkiyi göstermedi.

Göz göre göre toplumsal varlık ve kimliğimiz asimile edilirken ses çıkarmazsan, çıkarana da sahip çıkmazsan, gün gele ne olur?

Bugün olmakta olan olmaz mı?

Doğada en küçük canlının bile kendini koruma içgüdüsü vardır.

Biz yüzyıllar içinde oluşmuş toplumsal varlığımızı korumayı aklımıza getirmek istemedik. Annan planı ortaya çıkıp da bize dağıtılan tapuların uluslararası hukukta geçerliliği olmadığını anlayınca sendeledik. TC Devleti’nin Kıbrıs’ın kuzeyini büyük oranda kolonize ettikten sonra Avrupa Birliği’ne karşı elinde koz olarak tutmak istediğini, bizi de rehine olarak kullanmakta olduğunu anlayınca tepemiz attı.

Sokaklara döküldük.

Meydanları doldurduk.

On-binlercemiz, “-Annan planı temelinde bir an önce çözüm ve AB” dedik.

Neden?

Oynanan oyunun farkına vardık da ondan mı?

Bizi kurtardığını savlayanaların (iddia edenlerin) toplumsal varlık ve kimliğimizi yok etmek için her yönteme başvurduğunu geç de olsa gördüğümüz için mi?

Şimdi kendi gazetelerinde Milli Güvenlik Kurulu ve Genel Kurmay Başkanlığı Psikolojik Harekat Dairesi’nin, Kıbrıs’ın kuzeyinde “Kıbrıslılık fikri”nin yayılmaması için toplumumuzda faaliyet yürüttüklerini kendileri yazıyorlar.

“Kıbrıslılık fikri”nin yayılmasını neden istemiyorlar?

Kıbrıslılar Kıbrıs’ın yerlileri olarak Kıbrıs’a sahip çıkmasınlar diye mi?

Bizans ve Osmanlı’nın günümüze kadar taşınan yayılmacı ideolojilerine iki toplum olarak birlikte karşı durabildiğimiz oranda Kıbrıs’ı ortak yurda dönüştürebileceğiz.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org