Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 25 Eylül 2003

Özker Özgür

 

Pilot

Demirel ve Özal dönemlerinde Başbakanlık müsteşarı olarak devlet bürokrasisinin en tepesinde bulunmuş ve 1987’den sonra devlet ve milli eğitim bakanlıkları yapmış Hasan Celal Güzel, 22 Eylül 2003 tarihli Radikal’de Neşe Düzel’in sorularını yanıtladı. Söyleşinin bir yerinde Neşe Düzel, “-Yasalara bakılırsa hükümet, devlet aygıtının en tepesinde olan, onu yöneten örgüt. Hükümetler, devleti yönetmiyor mu bizde?” diye sorunca Hasan Celal Güzel şöyle birşey anlattı:

“- Turgut beyin zamanında Ekrem Pakdemirli’yle başlayan bir uçak kullanma modası çıkmıştı. Bana pilot arkadaşım anlattı. Suudi Arabistan’dan geliyorlarmış. Pakdemirli, uçağı ben kullanacağım, diye tutturmuş. Peki demiş arkadaşım. Ama birkaç dakika sonra hostes kulağına fısıldamış: ‘-Efendim, yolcular perişan.’ Arkadaşım, Pakdemirli’ye çaktırmadan uçağı otomatik pilota almış. Pakdemirli iki saat boyunca pilot koltuğunda oynamış durmuş. Tam Esenboğa’nın üzerine geldiklerinde, arkadaşım uçağı otomatik pilottan çıkarmış. Pakdemirli, ‘-Yaktın beni Necdet’ demiş, ‘-Sakın kimseye söyleme!’ Necdet Diyarbakıroğlu maalesef bana söyledi. Türkiye’nin yönetimi de böyledir işte. Ülkeyi bazen otomatik pilota takarlar, siz ise ülkeyi yönetiyor zannedersiniz...”

Bizdeki rejim Türkiye’deki rejimin yansımasıdır.

Demokrasi gibi görünür ama demokrasi ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.

Kısa bir süre önce Tayyip Erdoğan, “-Hükümetteyiz ama iktidar olamıyoruz” derken bunu demek istemişti.

Adam pilot koltuğunda oturuyor, uçağı kullandığını zannediyor fakat uçak otomatik pilota bağlıdır. Kıbrıs’ın kuzeyinde biz buna somut olarak tanık olduğumuzda Başbakan Yardımcılığı görevinden çekilmiştik.

Muhaceret Yasası’nı bile uygulayabilecek konumda değildik. Muhaceret polisi Bakanlar Kurulu’na değil Ankara’nın atadığı Güvenlik Kuvvetleri Komutanı’na bakıyordu.

Neşe Düzel, Hasan Celal Güzel’e:

“-Hükümetin, yasalar izin verse dahi yapamayacağı şeyler var mıdır? Parlamento, Anayasa’ya uygun olmak kaydıyla her yasayı çıkarabilir mi, yoksa Meclis’in önünde de gizli engeller bulunur mu?” diye sorduğunda Hasan Celal Güzel’in verdiği yanıt şu oldu:

“- Türkiye’de askerin ‘kırmızı kitap’ diye bilinen bir gizli anayasası var. Bu, anayasa büyüklüğünde kabı kırmızı olan, ‘Milli Siyaset Belgesi’dir. Bu kitabı, devlete ancak müsteşar olduktan sonra görürsünüz. Kırmızı kitap bakanlara verilmez, müsteşarlara verilir. Çünkü devletin asıl sahibi bürokrasidir, bakanlar değildir. Bakanlar, idare edilmesi gereken çocuklardır. Ben bakan olup da kırmızı kitaptan haberdar olana pek raslamadım. Bu kitap, MGK’da son haline getirilir. Başbakanlık müsteşarı olduktan sonra bir MİT mensubu geldi bana. Evvela arkadaki odaya kozmik evrakı saklamam için koca bir kasa koydular. Sonra da ilk kozmik evrak olarak kırmızı kitabı getirdiler.”

“Parlamento kırmızı kitaba aykırı yasa çıkaramıyor mu” diye sorulduğunda eski müsteşar ve bakan Güzel:

“- Bu kitap gerektiğinde ‘gizli anayasa’ gibi kullanılıyor ve engelleyici oluyor. ‘Milli Siyaset Belgesi’nin falanca maddesine uymuyor’ denildiğinde, o kanun veya kararname çıkarılamıyor. Yani ikinci bir anayasa olarak Demokles’in kılıcı gibi üzerinizde sallanıyor” dedi.

Daha ne desin?

Askerin kaleme aldığı Milli Siyaset Belgesi halkın onay verdiği Anayasa’nın üstünde ise halk istencine (iradesine) dayalı demokrasiden söz edilebilir mi?

Kırmızı kitapta Kıbrıs’la ilgili bölümde ne yazmaktadır?

Hasan Celal Güzel’in anlattıklarına bakılırsa Kırmızı Kitap’tan bakanların haberi yoktur.

Peki Sayın Rauf Raif Denktaş Kırmızı Kitap’ta Kıbrıs’la ilgili bölümü okumuş mudur?

Bana sorarsanız okumuştur....

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org