Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 17 Ekim 2004

Özker Özgür

 

30 Ekim 1995

30 Ekim 1995, DP-CTP Koalisyon Hükümeti’ndeki Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevimden istifa gerekçelerimi kamuoyuna açıkladığım tarihtir.

Bugün, 18 Ekim 2004, Pazartesi günüdür ve Meclis’te azınlığa düşmüş CTP-DP Koalisyonu’nun iki ortağı, Meclis’te çoğunluğu olabilecek bir hükümetin kurulup kurulamayacağını araştırmak üzere TKP, BKP ve ÖDP ile biraraya gelmektedir.

Dokuz yıl önce durum neydi, şimdi durum nedir?

Dokuz yıl önceki DP-CTP Koalisyon Hükümeti’ndeki Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevimden istifa gerekçelerimi kamuoyuna anımsatmakta yarar görüyorum. Genç kuşak yaşanmakta olanları anlamaya çalışırken geçmişte yaşananları bilirse daha tutarlı çözümlemeler (tahlilller) yapabilir, daha sağlıklı sonuçlara ulaşabilir.

30 Ekim 1995 tarihinde CTP Genel Merkezi’nde düzenlediğim basın toplantısında kamuoyuna söylediğim şuydu:

“- Değerli Basın Mensupları:

1975 yılından beridir aktif politikadayım. Günümüze kadar geçen yirmi yılın 18’ini muhalefette görev yaparak geçirdim. Son iki yıl Hükümet’te, Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcısı olarak çalıştım.

18 yıl boyunca topluma barış, demokrasi ve Federal Çözüm hedeflerini gösterdim. 18 yıl boyunca toplumumuzun kimliğini, adadaki varlığını ve haklarını savundum. 18 yıl düzenin bozukluklarını, rejimin demokratik olmayan yapısını, devlet-parti bütünleşmesinin zararlarını, haksızlıkları dile getirdim.

Tümünün de üzerine gitmek ve toplumumuzu barış, demokrasi, federal çözüm, üretim ve adil paylaşım yolunda ilerletmek için halkımızdan partim için yetki istedim.

12 Aralık 1993 seçim sonuçları DP-CTP Koalisyon Hükümeti’ni olanaklı kıldı.

18 yıl boyunca halka söylediklerimiz ışığında yaptığımız koalisyon protokolleri ile barışı, demokrasiyi, federal çözümü, üretimi ve sosyal adaleti hedefledik.

Cumhurbaşkanı Denktaş’ın DP üzerindeki etkisi, DP’nin yapısı ve bizim dene yimsizliğimiz ilk DP-CTP Koalisyon Hükümeti’ni başarısız kıldı.

İkinci Koalisyon Hükümeti’ne, ilkinin deneyimleri ile girdik. Protokolü yeniden kaleme aldık. İlk protokolde anlaşılmayan veya farklı yorumlanan paragraflara açıklık getirdik.

1977-1979 Üst Düzey Anlaşmaları çerçevesinde Federal Çözüm hedefini protokole tekrar yazdık. Demokrasimizi katılımcı demokrasiye dönüştürmek istediğimizi belirttik.

Toplumsal yaşamın tüm yönleriyle demokratikleştirilip sivilleştirileceğinin sözünü verdik. Toplumsal kimliğimizi korumak istediğimizi vurgulayarak Yurttaşlık Yasası’nı gözden geçirmeyi ve yurttaşlık işlemlerinde saydamlık sağlamayı öngördük.

Kaçak işçi olayına son vermek amacıyla gerekli her türlü yönetsel ve yasal önlemi alacağımızın sözünü verdik.

Kamu görevlilerinin siyasal yaşama sağlıklı ve geniş biçimde katılımını sağlamak ve siyasal partilere üye olabilmeleri için gerekli düzenlemeleri yapacağımızı protokola yazdık.

Polis Genel Müdürlüğü’nün İçişleri Bakanlığı’na bağlanması için gerekli yönetsel, yasal ve anayasal düzenlemeler yapılacaktır, dedik.

Kamu yönetimini partizanlıktan arındırıp yeniden yapılandıracağımızı vurguladık.

Ekonomide alınacak önlemleri bir bütünlük içerisinde bir plan, program ve takvim çerçevesinde uygulayacağımızı belirttik.

Değerli Basın Mensupları:

İkinci DP-CTP Koalisyon Hükümeti 6 aydır hükümettedir. Altı ayda, Hükümet olarak, saydıklarım arasında, ekonomik önlemleri somut olarak takvimleyebildik.

Protokolde, Kıbrıs sorununun, 1977-1979 Üst Düzey Anlaşmaları çerçevesinde Federal Çözüme kavuşturulması öngörüldüğü halde görüşmeci Sayın Denktaş 6 aydır, çözümden uzaklaşmak için her türlü olumsuzluğu sergilemektedir. Açık-kapalı her türlü uyarımızı duymazlıktan gelmektedir. Kıbrıs Türkü’nün geleceğinin Kıbrıs sorununun çözümünde olduğunu, Kıbrıs’ın da geleceğinin Avrupa Birliği’nde olması gerektiğini herkes anlamıştır. Fakat Sayın Denktaş anlamak istememektedir. Toplumlararası görüşmelerde hazır bulunması öngörülen Başbakan Yardımcısı olarak bana, temsil ettiğim partime ve koalisyon protokolüne karşın Cumhurbaşkanı Denktaş, bildiği ve vazgeçmek istemediği entegrasyon duasını okumakta ısrar ettiğine göre ne yapmak gerekir?

Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı sıfatımı bir yana iterek parti başkanı olarak Sayın Denktaş’ı bir çok kez kamuoyu önünde eleştirdim. Biraraya geldiğimizde tek başına buyruk yaklaşımlarının yanlış olduğunu söyledim. Cumhurbaşkanı ile Başbakan Yardımcısı sürekli çatışma içinde olamayacağına göre ne yapmak gerekir?

Toplumsal varlığımızı ve kimliğimizi korumak başlıca görevimizdir. Hükümette gelişigüzel yurttaşlık işlemlerine bu nedenle son vermekte ısrarlı olduk. Bakanlar Kurulu kararı ile yurttaşlık verilmesini en aza indirdik. Buna karşın hükümette bulunduğumuz iki yıllık süre içinde 7,500’den fazla yeni yurttaşlık verildiği bilgimize geldi. Bakanlar Kurulu’nda o sayıda yurttaşlık onaylamamıştık.

Nasıl olurdu?

İlgili bakanlıktan iki kez yazılı bilgi istedim. İlk DP-CTP Koalisyon Hükümeti’nin kurulduğu tarihten günümüze kadar kimlere yurttaşlık verildiğini sordum. Bu istemimi Bakanlar Kurulu’nda yineledim.

Yanıt alamadım.

Hem Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olacaksınız hem de Devlet sizden bazı bilgileri esirgeyecektir. Bunu benim kabullenmem sözkonusu olamaz.

Kaçak işçi olayına son vermek amacıyla gerekli her türlü yönetsel ve yasal önlemi alacağımızı ilk DP-CTP Koalisyon Hükümeti’nin programına yazmıştık. İkinci koalisyon hükümetinin protokol ve programında aynı yükümlülük yinelenmiştir.

Fakat kaçak işçiler ülkemize gelmeye devam etmektedir. Almakta olduğumuzu söylediğimiz önlemler kaçak işçi akınını durduramamaktadır.

Ülkenin Muhaceret Yasası’nı yaşama geçiremeyen bir hükümet konumundayız.

Bakanlar Kurulu’nda konuyu birçok kez gündeme getirdik.

Sonuç alamadık.

Polis, Sivil Siyasal Otorite’ye bağlı olmadığı için Muhaceret Polisi, Hükümet’in aldığı önlemlere kulak asmıyor.

Ülkenin yurttaşlıkları hakkında bilgi alamayan, ülkesine giriş çıkışların kontrol altına alınmasını sağlayamayan bir Başbakan Yardımcısı olabilir mi?

Ülkenin nüfus politikası sanki başka yerlerde belirlenmiştir. Hükümet ne tür önlem alırsa alsın o başka yerlerde belirlenen politika ile bağdaşmadığı için uygulanamıyor.

Veya ben koaliyonun CTP kanadına önderlik yapan Başbakan Yardımcısı olarak kendime düşeni yapamamış olabilirim. Her iki durumda da bana halkı bigilendirerek görevden çekilmekten başka seçenek kalmamaktadır.

Polis Sivil Otorite’ye bağlanmadıkça ne halkın istenci Parlamento’ya doğru dürüst yansıyabilir, ne kaçak iççi sorunu çözülebilir.

Kıbrıs sorunu devam ettiği sürece Polis’in Sivil Otorite’ye bağlanamayacağı Anayasa’nın Geçici 10. Maddesi’ne yazılmıştır.

Geçici 10. Madde’yi süratle değiştirmek kaçınılmazdır.

Kıbrıs sorununu süratle çözüm sürecine sokmak koşuldur.

Kaçak işçi akını başka türlü durdurulamaz. İnsanımızın dışa göçü başka türlü engellenemez.

Toplumda bu yapı ve gidişatı beğenmeyen her parti ve kitle örgütü dayanışma içine girebildiği ve toplumun istencini Parlamento’ya ve Hükümet’e yansıtabildiği oranda Kıbrıs sorunu çözüm sürecine sokulabilecek, halktan yana dönüşümler gündeme gelebilecektir.

Hükümette edindiğim deneyimler ışığında toplumun varlığı, kimliği ve geleceği ile ilgilenen ve kaygılanan her bireyi ve her örgütü bu yapıya karşı işbirliği ve güç birliğine çağırıyorum.

Bu iş ve güç birliğinin gerçekleşebilmesi için kendime düşeni yapmaya hazırım.

Demokratik güçlerin dayanışmasına daha çok zaman ayırmak istiyorum.

Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevinden ayrılma nedenlerimden biri de budur.

Demokrasi güçlerinin demokratikleşme, sivilleşme ve federal çözüm için biraraya gelmeleri gerektiğine inanıyorum.

Demokrasi güçlerinin, Aziz Nesin’in anlatımı ile torbaya doldurulmuş kediler gibi birbirlerinin gözlerini çıkarmya çalışmaları son derece üzücüdür.

Bir yanda toplum elden gidiyor, beri yanda barış ve demokrasi güçleri olarak biz birbirimizle didişiyoruz.

Buna en kısa sürde son vermek gerekir, diye düşünüyorum.

Ekonomik önlemlerle iligili takvim ilan edilmiştir. Takvimin yapılmasına ön ayak oldum. Takvime uyulmasını istiyorum.

Fakat unutulmaması gerekir ki Kıbrıs Türkü’nün ana sorunu varlık ve kimliğini korumak sorunudur. Bu yönetsel yapı içinde halkın istenci parlamentoya olduğu gibi yansıyamadığı için halkın parlamentoya ve hükümete gönderdiği temsilcielri, toplumun varlık ve kimliğini koruyabilecek önlemlere yönelememektedirler.

Ekonomik önlemlerle ilgili takvimin başarısı yapının değişmesine bağlıdır. Neyi, nasıl, ne oranda özelleştireceğiz veya devletleştireceğiz?

Hükümet, Kıbrıs Türk Hava Yolları’na veya Kıbrıs Türk Petrolleri’ne halk adına ne oranda sahip çıkabilir?

Bu yapı içinde bu tür soruları yanıtlamak mümkün olamamaktadır.

Var olan yönetsel yapıyı toplum mu kurtaracak, yoksa bu yapı toplumu mu kurtaracak gibi bir yaklaşım yanlıştır. Sorun yıllar içinde oluşan ve Kıbrıs sorunu ile beslenen demokratik olmayan yapı sorunudur. Sorunlar bu yapının ürünüdür. Bütün sorunların altında yatan ana neden budur.

Biz tek tek sorunları ele alıp örneğin bir elekktrik sorununu özelleştirme ve özelleştirmeme yöntemi ile çözmeye çalışabiliriz. Fakat toplumun erimesine, kimliğini yitirmesine ve diğer sorunların ortaya çıkmasına neden olan statükoyu değiştirmedikçe sorunların köklü çözümünde fazla yol alamayız.

Genel Başkan olarak günlük hükümet işlerine daha az zaman ayırarak, CTP’nin temel politikaları, yani demokrasi, federal çözüm ve toplumsal ilerleme doğrultusunda başarılı olabilmesi için kendime düşeni yapmak istiyorum.

Demokratikleşmek, sivilleşmek, kaçak işçi sorununu çözmek, kamu görevlilelerine yeni haklar kazandırmak ve benzeri hedeflere ulaşmak için toplumun varlığı ve kimliğini koruyacak ana politikalar doğrultusunda etkili olmak ve Kıbrıs sorununu çözüm sürecine sokmak kaçınılmazdır.

Eğitim, Tarım, Çalışma Yaşamı, Sağlık, Turizm ve benzeri alanlarda sorunlara çözüm ararken toplumun varlığı, kimliği ve geleceği ile ilgili Kıbrıs sorununa daha çok zaman ayırmak istiyorum.

Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevimi yürütürken birlikte çalıştığımız herkese sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Başta Başbakan Hakkı Atun olmak üzere Bakan arkadaşlarıma karşı istemeden gerhangi bir kusurum olduysa özür dilerim.

Kendi Bakanlığımda çalışan tüm personele, koruma ve şoförüme ayrıca teşekkür ederim

Tümüne de iyilik, mutluluk ve esenlik dilerim.

30 Ekim 1995.”

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org