Yerel Medyadan Seçilmiş Güncel Yazıları, 21 Ekim 2004

Özker Özgür

 

Anımsatma

19 Ekim 2004 akşamı Tempo TV kanalında Sayın Hakkı Atun’la yaptığımız söyleşide, 1994-1996 DP-CTP Koalisyonları döneminde yaşananları kamuoyuna anımsatmamız Ferdi Sabit Soyer’i rahatsız etmişe benziyor. Söylenenleri kendine göre yanıtlamaya çalıştı. Ferdi Sabit Soyer ne derse desin hiçbirimiz, yapılan hataların sorumluluğundan kurtulmayız. Bazılarımız biraz daha fazla bazılarımız biraz daha az sorumlu olabiliriz. Ancak sorumluyuz. Yanlış yanlıştır.

Yanlışlarımızı kabul ettiğimiz oranda düzeltebiliriz. 20 Ekim 2004, Çarşamba günü CTP-DP Hükümeti istifa etti. Ocak 2004’ten buyana CTP-DP Hükümeti de hatalar yaptı. Örneğin Kıbrıslırumlar’ın kuzeydeki taşınmazlarının yabancılara satılmasının teşvik edilmesi büyük bir hatadır. CTP-DP Koalisyon Hükümeti döneminde hızlanan bu satışların sorumluluğunu tümüyle Mehmet Ali Talat’a yükleyebilir miyiz? Ya da gerek olmadığı halde iki elektrik santralinin yapımının şaibeli bir şekilde belli bir şirkete verilmesinden salt Ferdi Sabit Soyer’i sorumlu tutabilir miyiz? CTP-DP Hükümeti’nin kaçak işçilere yasallık kazandırmasından yalnız Özkan Murat mı sorumludur? 24 Nisan 2004 referandumları öncesinde Serdar ile Kalyoncu’nun referandumların ertelenmesi konusunu Papatopulos ile gizlice görüşmelerinin yükümlülüğünü tümüyle Kalyoncu’nun sırtına yıkabilir miyiz? Hükümetlerin uygulamalarından kollektif olarak bakanlar kurululları ve bakanlar kurullarının yönlendirdiği parti organları sorumludur. Bireyler gibi hükümetler de, partiler de, hata yapabilir. Önemli olan yapılan hatalardan dersler çıkarmak ve aynı hataları tekrarlamamaktır.

20 Ekim 2004, Çarşamba günü CTP-DP Koalisyon Hükümeti’nin istifa ettiğini duyunca ister istemez 1994-1996 DP-CTP Koalisyon Hükümeti dönemini anımsadık. 28 Temmuz 1997 tarihinde toplanan CTP Lefkoşa İlçe Meclsi’nde 1994-1996 DP-CTP Koalisyon Dönemi’ni şöyle değerlendirmiştik:

“- Lefkoşa İlçe Meclisi’nin Değerli Üyeleri:

15 Ağustos 1996 tarihli basında CTP adına yapılan açıklamada:

- Dış güçler CTP’nin hükümette yer almaması için müdahalede bulundular. UBP-DP Hükümeti dış müdahale ile kuruldu, dendi.

Bugün 28 Temmuz 1997. Aradan bir yıl geçmiştir. Bu bir yıllık süre içerisinde ağızlı-yüzlü bir değerlendirme yapmalıydık. Hükümete geldiğimiz Ocak 1995’ten dış güçlerce dışlandığımız Ağustos 1996’ya kadar neler yaptık, neler yapmadık?

İyi ne yaptık, kötü ne yaptık?

Doğru ne yaptık, yanlış ne yaptık?

Geride bıraktığımız bir yıllık süre içinde bu değerlendirmeyi yapabilmeliydik. Şu ya da bu nedenden ötürü yapamadık.

Lefkoşa İlçe Yönetim Kurulu, İlçe Meclisi’ne sunduğu raporda, bu değerlendirmenin yapılmasına olanak yaratmıştır. Bu olanaktan yararlanmasını bilmek gerekir.

İlçe Meclisi’nin değerli üyeleri:

Sağlıklı bir değerlendirme yapacaksak önce ‘Siz-Biz’ kompleksinden kurtulmalıyız. ‘Siz-Biz’ yoktur. Parti vardır. Ne yaptıysa Parti yaptı. Partinin üyeleriyiz. Üyeler olarak yakın geçmişimizi değerlendirip, doğrulara doğru diyecek, yanlışları düzeltecek ve yolumuza devam edeceğiz. Başka seçeneğimiz yoktur.

- Her yapılan doğruydu, demek ne kadar yanlış ise,

- Her yapılan hataydı, demek de o kadar yanlıştır.

Değerli arkadaşlar:

Ocak 1994’de hükümete girerken koalisyon protokolüne ‘Federal Çözüm’ sözcüklerini yazdırtamamıştık.

‘-1977-1979 üst düzey anlaşmaları çerçevesinde çözüm’ deyince zaten federal çözüm anlaşılır, diyerek kendi kendimizi kandırdık.

Bu, entergrasyoncu güçlere verdiğimiz ilk ödündü. Hükümete girmek arzusu bizim için ‘Federal Çözüm’ün önüne geçmişti. Kötü bir başlangıç yapmıştık. 29 Ağustos 1994’te ortağımız DP, UBP ile dayanışma içine girerek, federal çözümü tek seçenek olarak öngören Meclis kararını değiştirdi. Meclis’te karşı çıktık. Engelleyemedik. Koalisyon protokolü delinmişti. ‘Bir defa delinmekle birşey olmaz’ dedik. DP ile siyasal evliliğimizi sürdürdük. Bu, dış ve iç egemen güçlere, yani rejime verdiğimiz ikinci ödündü. Parti, hükümette kalmak uğruna, barış, demokrasi, federal çözüm misyonundan uzaklaşmaya başlamıştı. Hükümete misyonumuzu gerçekleştirmek için girmiştik. Fakat hükümete girdikten sonra misyonumuz ikinci planda kalmaya başlamıştı. Hükümette kalmak tutkusu, misyonumuzun önüne geçmiş, misyonumuzu bastırmıştı. Bu tutku giderek öylesine güç kazandı ki Meclis Başkanlığı bize devredilmeyince de hükümette kalmakta ısrar ettik.

Türkiyeliler’e tapu verilmesini öngören yasa değişikliğini Denktaş imzalamış fakat güneyli göçmenin hakkını korumak güdüsü ile yapılmış Puan Bankası Yasası’nı imzalmamamıştı. Biz ona da ses çıkaramadık. Hükümet ortaklığını sürüdürdük.

Koalisyon protokolünde yurttaşlıklar konusu vardı, dokundurtmadılar.

Kaçak işçi sorununda da hiçbir ilerleme sağlayamadık.

St.Barnabas Kilisesi asker tarafından basıldı, DAÜ öğrencileri sınır dışı edildi. Biz sadece bağırdık, çağırdık.

Sonunda, ‘Buna da razıyız’ dedik. Koalisyon ortaklığına devam ettik.

Polisi İçşileri’ne bağlamaya yanaşmadılar, eyvallah, dedik.

İstikrarlı Muhasebe Birimi olmazsa olmazımızdır, dedik, sonra da parantez içine aldık.

KDV kazığının halka atılmasına göz yumduk.

Demokratikleşme ve sivilleşme gibi konularda hiçbir kazanım elde edemiyeceğimiz iyice anlaşıldıktan sonra bile hükümette kalmakta sakınca görmedik.

Ne zamana kadar?

Dış güçler CTP’yi hükümetten dışlayana kadar.

Zamanında onurumuzla hükümetten çekilerek halka gitmek varken, dış güçlerce dışlanmayı bekledik. İç ve dış egemen güçler, CTP’nin hükümete girmesine yeşil ışık yakarken niyetleri CTP’yi halkın gözünden düşürmekti. Amaçları, CTP’yi halkın umudu olmaktan çıkarıp, sıradan bir düzen partisine dönüştürmekti.

Hayvan besleyicileri, üreticiler, sendikalar ve diğer emekçi kesimlerle biz kavga ettikçe, iç ve dış egemen güçler ellerini ovuşturuyorlardı.

Başardılar mı?

Hatalarımızı kabul edersek, ÖZELEŞTİRİMİZİ yaparsak ve Tüzük-Program Kurultayımız’da parti çizgimizi netleştirirsek, bütün bu olumsuzluklardan en az zararla kurtulmuş olacağız.

Değerli Arkadaşlar:

Konuşmamın başında da söyledim. Suçlu avına çıkmak partiye hiçbirşey kazandırmaz. Doğruları da yanlışları da, sevapları da da, günahları da hep birlikte yükümlenelim, diyorum. Partililer arası güven, birlik, dayanışma başka türlü sağlanamaz.

Parti 27 Aralık 1970’de kuruldu. 27 yıldır beraberiz. Birlikte çok yollar yürüdük. Birlikte çok badirelerden geçtik. Birlikte çok baskıları göğüsledik. İşçi sınıfına inancımız, dünya görüşümüz, ideolojimiz bizi birarada tuttu. ‘Birlik, mücadele, dayanışma’ dedik, yürüdük. Şimdi de aynı ruh, aynı anlayış, aynı inançla yolumuza devam etmek zorundayız.

Toplum elden gidiyor. Toplumun varlığı da kimliği de yok oluyor. Entegrasyoncu güçler, faşist güçler, her tarafı sardı. CTP, onlara meydanı terkedemez. CTP yaralarını sarmak, bünyesini güçlendirmek ve emekçi halkla bütünleşerek entegrasyona karşı, göçe karşı ve faşizan baskılara karşı kavgasını sürüdürmek zorundadır.

Yeni Dünya Düzeni, Emek-Sermaye Sentezi, bunlar boş laflardır.

CTP, 1990 öncesi özüne dönmelidir.

Bizim, Avrupa’nın Sosyal Demokratları’na özenecek lüksümüz yoktur.”

* * * *

Yukarıdaki değerlendirmeyi yedi yıl önce yapmıştık.

Yedi yılda köprülerin altından çok sular aktı. CTP yönetimi, içte, sermaye çevreleri ile ‘iyi’ ilişkiler geliştirdi. Dışta, Anglo-Amerikanlar’ın gözdesi oldu. Nitel olarak değişime uğrarken nicel olarak büyüdü, gelişti. Al-benisi yükseldi. Ocak 2004’te düzen partisi DP ile siyasal evliliğini tazeledi. 20 Ekim 2004 Çarşamba günü, bu evlilik de şimdilik sona ermiş görünüyor.

Biz, CTP’nin 1990 öncesi özüne dönmesi ve kendi dışındaki barış ve demokrasi güçleriyle birlik, mücadele ve dayanışma içine girerek bağımsız, egemen, toprağı bütün Federal Birleşik Kıbrıs için savaşımı yükseltmesini istiyoruz. Düzen partileriyle hükümetçilik oyununun bizi bir yere götürmeyeceği artık anlaşılmış olmalıdır.

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org