Yeraltı Notları, 26 Kasım 2003

Sevgül Uludağ

 

“Bir sizden, bir bizden derken, hep analar kaybetti...” – 2 -

New Page 1

***  Savaş travmasını yaşayan iki kadın öğretmen, Neriman Cahit ve Kleopatra Bayada,  barış özlemini anlattı...

“Bir sizden, bir bizden derken, hep analar kaybetti...”

– 2 -

***  Kleopatra Bayada: “Makarios öldüğünde yaşananları anlatayım...Makarios’un cenazesine bir Yunan bayrağı örtmüşlerdi, ben bunu görünce “Doğru değil yaptığınız” dedim, “Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanıdır Makarios ve yurtdışından gelenler cenazesine katılıyor, Kıbrıs bayrağı olmalı cenazenin üzerinde çünkü Kıbrıs’ı temsil eder” dedim. Çok üzüntülü olduğum halde, iyi durumda olmadığım halde, sanki bir sahnede hareket ediyormuşum gibi bir duygu içinde olduğum halde,   gidip üzerine bir Kıbrıs bayrağı örttüm cenazenin. Yunan elçisi buna sinirlenmişti. Ama fotoğraflara bakarsanız göreceksiniz, cenazenin yarısında Yunan bayrağı var, yarısında Kıbrıs bayrağı... Yunan elçisi çok sinirlendi, Cumhurbaşkanlığı sarayına giderek “Birileri kalkıp cenazenin üstüne Kıbrıs bayrağı örtmüş!” diye öfkesini belirtti. Kıbrıs’ın bağımsız bir devlet olarak kendisini ifade edecek adımların önünü tıkamaya çalışıyorlardı...Ama şimdi durum değişmiştir... Yunanistan kimi zaman Kıbrıs’tan önde gidiyor...”

***  Neriman Cahit: “Almanya’nın, Fransa’nın, İngiltere’nin yaptığı gibi bizim de tekrar bütün kitapları gözden geçirmemiz lazım... Tarih kitaplarını yeniden yazmamız lazım. Kimse geçmişi, çektiği acıları silip atamaz hayatımızdan ama bunların geleceğimizi engellemesine izin vermemeliyiz... Çocuklarımız çok şükür bu sınırları aşmışlardır. Ama yine de çok dikkatli olmamız gereken şey, nesiller bazında düşünmemiz lazım. Bir grup çocuktur sınırları aşabilen... 3 bin 4 bin çocuk biraraya gelir, evet, ama nesillerin düşünüş tarzını ele almamız lazım. Ne isterse olsun, olaya bilimsel yaklaştığımız zaman, milliyetçilik, din, dil, ırk gibi olgular bizim üst kimliklerimiz değildir, alt kimliklerimizdir. Üst kimlik insan olabilmedir. Onun içinde de hoşgörü vardır, empati duygusu vardır ve “öteki”ni tanıma, sevme ve kendimize verdiğimiz hakkı, ona da verme hakkı vardır. Yine ben vurgulamak istiyorum, kadınlar olarak bizim yapacak çok şeyimiz vardır...”

Sevgül Uludağ

Neriman Cahit ve Kleopatra Bayada’yla röportajımız şöyle devam ediyor:

SORU: Kleopatra, eğitimin barıştaki rolünü nasıl görüyorsun? Kıbrıs’taki eğitimde, müfredatlarda neler değişmeli? Çatışmaları önlemek ve iletişimi güçlendirmek için eğitimde neler yapmalıyız? Yani hayatı normalleştirecek bir eğitimden söz ediyorum...

KLEOPATRA: 23 Nisan’da barikatların kısmi açılışından sonra genç kuşakların davranışları benim için gerçekten etkileyici oldu... Görebildiğimiz genç kuşakların, bizlerden çok daha ileri olduğu... Yani bizden beklememeliler değişimi, kendileri gerçekleştirmeliler... Bizim kuşaklara kalsa bu daha çok zaman alırdı ancak her iki taraftan genç kuşaklar birbirlerine karşı çok dostça davrandılar 23 Nisan sonrası – elbette bizim kuşaklarımızın yaşadığı kötü deneyimlere sahip değillerdir. Neriman’ın anlattıklarını kelimesi kelimesine tümüyle anlamadım ancak acıların ortak olduğu kesindir – sizler bu acıları daha önce yaşadınız, bizler 74’te yaşadık – bunlar aynı duygulardır, aynı acılardır... Aynı acıyı paylaşıyoruz... Elbette eğitim sistemindeki değişiklikleri ciddi biçimde ele almalıyız. İlkokuldan başlayarak bu tarafta bazı olumlu adımlar attık. Ben, Yeni Kıbrıs Derneği adına üç yıl kadar önce eğitimle ilgili olarak okullardaki müfredatları inceleyerek değiştirilmesi gereken noktaları bakanlığa ilettik. Örneğin Yunanistan’dan söz ederken “Anavatan” diyoruz, Kıbrıs’tan söz ederken farklı bir sözcük kullanıyoruz, “doğduğumuz yer” anlamına gelecek bir sözcük kullanıyoruz.

SORU: Yani bunun değişmesi gerektiğini söylüyorsunuz...

KLEOPATRA: Elbette bu değişmelidir...

SORU: Türkçe ve Rumca’nın eğitime girmesine ne diyorsunuz?

KLEOPATRA: “Türkçe öğrenmek istiyorsanız, akşamları ücretsiz dersler var, bunlara katılın” demek yerine, bu lisan sorununu daha fazla ciddiye almalıyız. Lisan hala bir sorundur, her iki tarafın da birbirinin dilini öğrenmesi önemlidir. İtiraf etmeliyim ki bir zamanlar Türkçe’den hoşlanmıyordum, oysa Kıbrıslı Türk çocuklarla birlikte büyümüştüm, arkadaşlarım vardı çocukluktan. Panaya köyündenim ben, Panaya köyünün çok yakınında bir köy bile diyemeyeceğimiz, belki bir mahalle olarak niteleyebileceğimiz bir yerde Kıbrıslı Türkler yaşardı. Orada arazimiz vardı, babam keçilerini o arazide otlatırdı, ben de oraya giderdim okula başlamadan önce. Fatma’yla, Emine’yle orada oynardım... Şimdi öteki tarafta yaşıyorlar...

NERİMAN: Buluştun mu onlarla?

KLEOPATRA: Ben bulaşamadım ama bütün ailem onlarla buluştu... Biri Omorfo yakınında yaşıyor, Emine... Hamide Lefkoşa’da yaşıyor... Fatma da Girne’de bir köyde yaşıyor şimdi. Onları ziyaret etmeyi planlıyorum. Ama kızkardeşlerim onları ziyaret etti, onlar da bu tarafa geldiler ama Lefkoşa’ya değil, Baf’ı ziyarete gittiler, köylerini görmeye... Onlarla çocukken oynarken, ilk ben başlatırdım herşeyi çünkü bir Rum Ortodoks’tum!

NERİMAN: Bu Makarios’la ilgili birşey miydi acaba?

KLEOPATRA: Onunla ilgisi yoktu ama yetiştirilme biçimimiz böyleydi o zamanlar.

SORU: Yani dinden mi kaynaklanıyordu bu?

KLEOPATRA: Yalnızca din değildi, yetiştirilme tarzımızdı...  Bir tür üstünlük kompleksi diyebilirim... Oysa babamın pek çok Kıbrıslı Türk arkadaşı vardı, kızkardeşim Kıbrıslı Türklerin de bulunduğu bir köyde kalıyordu, yaz aylarında orak biçmeye gittiklerinde geceleyin kalıyorlardı... Tüm bunlara karşın bir tür büyüklük kompleksim olduğunu görebiliyorum geriye dönüp baktığımda...

SORU: Ne zaman farkedip değiştiniz?

KLEOPATRA: Sanırım değişim 1974’ten sonra oldu... Biliyorsun belki ailem EOKA’daydı, İngilizlerle savaşıyorlardı 50’li yıllarda, tek erkek kardeşim o dönem öldürülmüştü...Haralambos Muskas... İlk öldürülenlerdendi Soli yakınlarında. Öyle bir atmosfer vardı çevremde, bu tarz düşüncelerle büyümüştüm. 1974 bizler için bir şok olmuştu... Geriye dönüp baktığımda artık dünyaya farklı biçimde bakmak gerektiğini anlamıştım. Yalnızca kendimizi suçladığımı sanmayın olup bitenlerden. Kendimizden başkalarını da suçlamamız gerekirse İngilizleri de suçlamamız gerekir olup bitenlerden... Ve şu da beni hayretler içinde bırakır: birbirimizden nefret ettiğimiz halde, İngilizlere yönelik hiçbir zaman kötü duygular beslemedik! Bu bir tür şizofreni herhalde! Nedenini bilmiyorum gerçekten!

SORU: Bölüp yönettikleri halde!

KLEOPATRA: Evet!

NERİMAN: Elbette bölüp yönettiler ve eğitimden işe giriştiler...

KLEOPATRA: Verdikleri bütün zarara karşın onlara hep iyi davrandık! Elbette sade İngiliz yurttaşlarından söz etmiyorum... Dillerini konuşuyoruz, büyük bir hevesle çocuklarımızı İngiltere’de eğitim almaya gönderiyoruz falan! İngiliz olan herşeyin şahane olduğunu falan düşünüyoruz!  Eğitim konusuna geri dönersek, yeni Eğitim Bakanı’nın belki geçmiş bakanlardan daha fazlasını yapacak cesareti vardır.

SORU: Yani yaşamınızda pek çok değişim yaşadınız demek – anlattıklarınızdan bunu çıkarıyorum... Bu tarafta yaşamıyoruz ve Kıbrıslı Türkler olarak güneyde olup bitenlerle ilgili çok derin bilgimiz yok ancak izleyebildiğimiz kadarıyla Yeni Kıbrıs Derneği yıllar önce Kıbrıslılık bayrağını açanlardandı Kıbrıs Rum toplumunda. Kıbrıs Rum toplumunda en ilerici kişilerden biri de eşiniz Cus Bayada’ydı... Yıllar önce “Kıbrıslıyız” demeye çalışıyorlardı... Bunu yaşamınızla nasıl bağdaştırıyordunuz?

KLEOPATRA:  Elbette etkisi oldu... Yeni Kıbrıs Derneği’nin etkinlikleri... 1974’ten sonra öncelikle herkes Kıbrıslılığa sarılmıştı, 74’ün hemen sonrasında hatırlıyorum, herkes elinde Kıbrıs bayrağı Eleftheria Meydanı’na gidiyordu... Ancak yine bir değişim yaşandı – Papandreu başa geçmişti Yunanistan’da ve sağın tüm “suçluluk duygusu” ortadan kalkmıştı – burada insanlar Kıbrıslılık yerine bir kez daha Yunanlılıkla kendilerini bağdaştırmaya başlamışlardı. Yeni, liberal bir hükümet vardı Yunanistan’da ve onların darbeyle ilgisi yoktu... Ve bu yeni hükümet cuntaya karşı savaşım vermiş kişilerden oluşuyordu, o nedenle Kıbrıslı Rumlar bir kez daha kendilerini Yunanlılarla özdeşleştiriyordu... Şovenizm yeniden sızmaya başlamıştı Kıbrıs’a... Makarios öldüğünde yaşananları anlatayım...Makarios’un cenazesine bir Yunan bayrağı örtmüşlerdi, ben bunu görünce “Doğru değil yaptığınız” dedim, “Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanıdır Makarios ve yurtdışından gelenler cenazesine katılıyor, Kıbrıs bayrağı olmalı cenazenin üzerinde çünkü Kıbrıs’ı temsil eder” dedim. Çok üzüntülü olduğum halde, iyi durumda olmadığım halde, sanki bir sahnede hareket ediyormuşum gibi bir duygu içinde olduğum halde,   gidip üzerine bir Kıbrıs bayrağı örttüm cenazenin. Yunan elçisi buna sinirlenmişti. Ama fotoğraflara bakarsanız göreceksiniz, cenazenin yarısında Yunan bayrağı var, yarısında Kıbrıs bayrağı... Yunan elçisi çok sinirlendi, Cumhurbaşkanlığı sarayına giderek “Birileri kalkıp cenazenin üstüne Kıbrıs bayrağı örtmüş!” diye öfkesini belirtti. Kıbrıs’ın bağımsız bir devlet olarak kendisini ifade edecek adımların önünü tıkamaya çalışıyorlardı... Örneğin Kıbrıs’ta bir üniversite kurmak istiyorduk Kıbrıslı gençlerin gitmesi için, buna yanaşmıyorlardı, aynı sorunları yaşıyorduk. Üniversite Dostları Komitesi’ndeydim, bir baskı grubuyduk o günlerde, Kıbrıs’ta bir üniversitenin kurulması için çaba gösteriyorduk. Hükümete baskı yapıyorduk, karar verip bir Kıbrıs üniversitesi kurması için. 20 yıl aldı üniversiteyi kurmamız! 1981’de kurabildik Kıbrıs üniversitesini. Yunanistan buna karşı çıkıyordu... Üniversiteler çevresinde devrimler başlatılabilirdi çünkü!

SORU: Politeknik olayları yaşanmıştı mesela Yunanistan’da...

KLEOPATRA: Evet... Ben ve eşim ilk ve son kez bir eve davet edilmiştik yemeğe... Bazı yabancı gazeteciler vardı ve Yunanistan Büyükelçisi de davetliydi yemeğe. Burada amaç bana baskı yapmaktı ya da beni ikna etmekti: neden bir Kıbrıs Üniversitesi kurmamamız gerektiği yönünde beni ikna etmeye çalışacaklardı! Bunun yerine gençlerimiz Yunanistan’daki üniversitelere gitmeliydi!... Makarios ailesinden geliyordum, bu ismi kullanarak aldığımız pozisyonun yanlış olduğu yönünde beni ikna etmeye çalışıyorlardı!

SORU: Şimdi durum farklı mı?

KLEOPATRA: Elbette şimdi durum farklıdır, herşey değişmiştir. Hala yapılacak şeyler olsa dahi, geçmiş dönemle şimdiki dönem çok farklıdır. Şimdi öyle bir atmosfer yoktur. Hatta şimdiki Yunanistan hükümeti, bazı konularda Kıbrıs’tan bile öndedir... Örneğin sınıfta “vatanım” sözcüğünü kullanıyordum, öğrencilerimin kafa karışıklığını giderip gideremeyeceklerini görmek için yapıyordum bunu. Örneğin ders verirken “Aziz Paul Kıbrıs’a geldi” demek yerine “Aziz Paul vatanımıza geldi” diyordum... Ya da “Aziz Paul anavatanımıza ne zaman geldi?” diye soru soruyordum. Öğrenciler “Hangi anavatanı kastediyorsunuz madam?” diyordu! “İkisinden hangisi?...” Çocukların burasının, Kıbrıs’ın anavatanları olduğunu düşünmesini istiyordum. Bunu mümkün olduğunca çok yapıyordum... Şimdi durum daha farklıdır...

SORU: Makarios’la akrabalığınız neydi?

KLEOPATRA: Birinci yeğendik. Onun babasıyla benim babam kardeşti. Ama çok yakındık onunla. Ben Atina’da üniversitedeyken, o Seyşeller’deki sürgünden dönüyordu, orada bir süre kalmıştı, ben de oradaydım, çok yakındık yani...

NERİMAN: Kıbrıs’ta da yakındınız sanırım... Cumhurbaşkanlığı sarayına giderdin...

KLEOPATRA: Evet... 1963’ü de hatırlıyorum, bir gece kalmıştım Cumhurbaşkanlığı’nda çünkü Kıbrıslı Türk hemşireler orada kalmıştı. Hemşireleri orada toplamıştı Makarios, güvenlikleri için...

SORU: Eklemek istediğiniz başka birşey var mı?

KLEOPATRA: Aslında kendimi birazcık suçluyorum, değişim için daha fazla şey yapabilirdik eğitimde... Daha çok çaba göstermeliyiz...

SORU: Eğitimde neler yapılabilir? Sen neler düşünüyorsun Neriman?

NERİMAN: Aslında Kleopatra’nın eğitim konusunda bütün düşüncelerini paylaşıyorum. Almanya’nın, Fransa’nın, İngiltere’nin yaptığı gibi bizim de tekrar bütün kitapları gözden geçirmemiz lazım... Tarih kitaplarını yeniden yazmamız lazım. Kimse geçmişi, çektiği acıları silip atamaz hayatımızdan ama bunların geleceğimizi engellemesine izin vermemeliyiz... Çocuklarımız çok şükür bu sınırları aşmışlardır. Ama yine de çok dikkatli olmamız gereken şey, nesiller bazında düşünmemiz lazım. Bir grup çocuktur sınırları aşabilen... 3 bin 4 bin çocuk biraraya gelir, evet, ama nesillerin düşünüş tarzını ele almamız lazım. Ne isterse olsun, olaya bilimsel yaklaştığımız zaman, milliyetçilik, din, dil, ırk gibi olgular bizim üst kimliklerimiz değildir, alt kimliklerimizdir. Üst kimlik insan olabilmedir. Onun içinde de hoşgörü vardır, empati duygusu vardır ve “öteki”ni tanıma, sevme ve kendimize verdiğimiz hakkı, ona da verme hakkı vardır. Yine ben vurgulamak istiyorum, kadınlar olarak bizim yapacak çok şeyimiz vardır...

KLEOPATRA: Eğer tek başımıza bırakılsak sade yurttaşlar olarak, yolumuzu daha kolay bulabiliriz gibi gelir bana... Sorunun biz olduğumuzu sanmıyorum çünkü serbest dolaşımda yaşananlar açık ve nettir 23 Nisan sonrası... İşte bu nedenle sorunu çözmek için acele etmeliyiz...

NERİMAN: Ancak üstümüze düşeni yeterince yapıyor muyuz?

KLEOPATRA: Hiçbir zaman yeterince yapamıyoruz elbette!

NERİMAN: Kapılar açılınca, büyük heyecanlar yaşadık ama bu aynı zamanda bizi edilginleştirdi.

SORU: Pek çok da etkinlik gerçekleşiyor her iki tarafta da... Sergiler, ortak tiyatrolar... Gençler biraraya geliyor...

KLEOPATRA: Şunu tekrar söylemeliyim: bugün herşey farklıdır geçmişe göre. Yunanistan eski Yunanistan değildir, şimdi bu konularda yardımcı oluyorlar, hatta bazan Kıbrıs’tan önde gidiyorlar... Şimdilerde Yunanistan bizlere karmaşadan kurtulmamızda yardımcı olmaya çalışıyor.  Bizim taraftaki öğretmen sendikaları da pek çok etkinlik yapıyor şimdilerde. Öteki taraftan öğretmenlerle buluşuyorlar, kuzey ve güneyde, yurtdışında konferanslar yapıyorlar, yani ilk kez daha ciddiye alıyorlar herşeyi. Ancak her iki tarafta da değişmesi gereken bir atmosfer vardır. Eğitim Bakanlığı da kararlar almalıdır yeni adımlar için...

(Bitti)

 (*) Bu röportaj YENİDÜZEN gazetesi için yapıldı ve 26.11.2003 ve 27.11.2003 tarihlerinde yayımlandı

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org