Yeraltı Notları, 9 Kasım 2003

Sevgül Uludağ

 

“Kum incirleri”...

Defteralı yaşlı Rum kadın bana Leymosunlu Regiye yengeyi anımsatıyor... Tıpkı onun gibi siyahlar giymiş, lacivert bir önlük takmış... Regiye yenge gibi tombalak: iki yana devrile devrile yürüyor.

Halim beyin kızkardeşi Regiye yenge, Saffet amcamla Leymosun’un “Çiftlikler” bölgesinde yaşardı. Kimi zaman, Lefkoşa’dan Leymosun’a kalmaya giderdik... O zaman Regiye yenge, ellerini iki yana açar, “Ortalıklar şafgardı!...” derdi... Evinde kaldığımız sürece durmaksızın yiyip içmemizi isterdi!

Regiye yengenin bahçesinde mis kokulu karanfiller, giysilerimizi kemirmeye çalışan sakallı keçicikler vardı – bu mahallede Türklerle Rumlar karışık yaşardı. Sabahları Anjelika kahveye gelirdi – iri yarı bir kadındı Anjelika, hep siyahlar giyerdi. Regiye yenge, kızları Naciye ve Hediye durmaksızın çalışırdı – Çiftlikler’deki bu evde iş hiç bitmezdi... Hamur yoğrulur börek yapılır, keçiler sağılır süt kaynatılırdı... Hellim, nor ve yoğurt yapılırdı, ikindi vakitleri için jeliler ve karamelli mahallebiler...

Çiftliklerde toprak kokusu vardı – akşamları tahta pencere kenarında sert yastığa başımı koyduğumda, burasının Lefkoşa’dan çok farklı olduğunu duyumsardım. Çarşaflar köy gibi kokardı, belki güneşte kurutulmaktandı... Burası daha yeşildi, daha canlıydı...

İngiliz Üsleri’nde çalışan Regiye yengenin oğlu Mehmet abinin plak koleksiyonunu dinleyebilirdik akşamları... Ya da “Quo Vadis” diskosuna gidebilirdik...

Saffet amca kahvesini yudumlar, fazla konuşmaz, hep düşünürdü... Hediye ve Naciye cıvıl cıvıldı... Naciye abla dikiş de dikerdi, ağzında iğneler bir elbisenin provasını yaparken görür gibiyim şimdi onu...

Leymosun deniz kokusuydu, toprak kokusuydu, karanfil kokusuydu... Regiye yengenin bahçesinde büyüyen ve her akşam hurma dalına dizilen bir demet yaseminin kokusuydu...

Bana Regiye yengeyi anımsatan Defteralı yaşlı Rum kadın, bandabuliyanın arkasında her Cumartesi ikindi vakti kurulan açık pazardaki standına birkaç kavanoz macun dizmiş: ceviz, turunç, kayısı...

Annem onun Defteralı olduğunu öğrenince, “Orası kayısı yeridir” diyor, kocaman bir kavanoz kayısı macunu alıyor...

Açık pazar cıvıl cıvıl: demet demet pazılar, kırmızı domatesler, keskin kokulu sarmısaklar, alacalı bulacalı giysileri içinde mor patlıcanlar, başka bir coğrafyadan gelip buralara kök salmış brokolliler... Golyandro tohumları, yemyeşil çitlemitler... Üç kilosu 50 sent’ten domatesini pazarlamaya çalışan satıcının sesine karışan sebze yüklü kamyonetin korna sesi... Bir insan seli: dayımların deyimiyle daha çok “Hintli gavurcuklar”dan yani Sri Lankalı göçmen işçilerden oluşan bir kalabalık...

Açık pazarda harika sürprizler bizi bekliyor: Mudullalı Rum kadın beyaz üzümden yapılmış bademli sucuklar, köfterler, cevizli sadrazam sucukları satıyor... Tatmamız için incecik dilimler kesiyor sucuklardan: enfes!

Malyalı bir Rum kadından annem volo zeytinler alıyor... Pitsilyalı yaşlı bir kadın, eski bir torbada minicik kuru incirleri satışa sunmuş...“Kum inciri” bunlar, tek dalda dizi dizi açarlar... Kurutulurlar, toz şekerle kaplanıp satışa sunulurlar.

Canyoldaşım bu minik incirlere dudak büküyor...

Ona göre bunlar gereksiz...

Belki bunun nedeni savaştır diye düşünüyorum...

Kaymaklı’da büyümüş, 13 yaşında göçmen olmuş, 15 yaşında anne-babasından gizlice, gönüllü olarak mücahit yazılmış, beşbuçuk yıl mücahitlik yapmış, çocukluğunu, ilkgençliğini elde silah nöbet bekleyerek geçirmiş bu orta yaşlı adamdan bu topraklar neler çalıp götürmüş?

Bademli sucukların, köfterlerin, kuru incirlerin soğuk kış gecelerinde soba başında ailece oturup yendiği, sütlü çaylar yapılıp televizyon izlendiği geceleri belki de yeterince yaşayamamış: 44üncü bölükte kah Doğan Lastik Fabrikası’nın karşısında, kah Belediye Evleri’nde nöbet beklemiş.

Bisiklete atlayıp sinemaya gitmek yerine nöbete gitmiş: bir yandan okumuş, bir yandan mücahitlik yapmış... Şahin Sineması’ndaki göçmenleri, onlara abilik yapan Alpay Mustafa’yı, Zir Restorantı hatırlıyor...

Yine de alıyorum “kum incirleri”ni...

Kış gelecek, dalmaçyalı çılgın köpeğimiz Jelly şöminenin başında uyuklayacak, zencefilli ve limonlu çayların yanında “kum incirleri”, Mudulla’da aynı güneş altında kurutulmuş kuru üzümler olacak...

Savaşın sinsi bir hırsız gibi bizden çaldıklarını geri getirme çabasından başka birşey değil bunlar, biliyorum...

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org