Yeraltı Notları, 11 Şubat 2004

Sevgül Uludağ

 

“Benim öyküm, aslında Kıbrıs’ın öyküsü...”

Saklı tarihimizin izinde

Saklı tarihimizin izinde...

 

***  Annesi Kıbrıslıtürk, babası Kıbrıslırum olan Hrisantos Çurullis, kendi sözlü tarihini anlatıyor: “İki kimliği biraraya getirdiğinizde, otomatik olarak Kıbrıs olursunuz...”

 

“Benim öyküm, aslında Kıbrıs’ın öyküsü...”(*)

 

Hrisantos Çurullis, annesi Kıbrıslıtürk, babası Kıbrıslırum bir Kıbrıslı gencimiz... Yaşadıklarını anlatma cesareti var: bu yüzden kutlanmalı.. Çünkü ancak acılar suyüzüne çıkarılıp tanımlandığında, “geçmiş” denen tarih parçacıklarından “dersler” çıkarılıp gelecekte benzer “hata”ların nasıl yapılmaması gerektiği üzerinde kafa yorulabilir, bu yönde politikalar önerilebilir...

Hrisantos 27 yaşında, RIK’te her sabah günlük gazeteleri okuyup güncel yorumlar yaptığı kendi programı var... Ayrıca haftada bir kez de POLİTİS gazetesinde makaleleri yayımlanıyor...

Saklı tarihimizden bir parçayı şöyle anlatıyor:

 

SORU: Ne zaman ve nerede doğmuştun Hrisantos?

HRİSANTOS: 22 Mayıs 1976’da Lefkoşa’da doğdum...

 

SORU: Çok özgün birisisin çünkü annen Kıbrıslıtürk, baban Kıbrıslırum...

HRİSANTOS: Gerçekten de öyle...

 

SORU: “Özgün” olduğunu, “öteki”lerden “farklı” olduğunu ne zaman keşfetmiştin?

HRİSANTOS: Zor bir şekilde keşfettim bunu başlangıçta çünkü annem televizyonda, RIK’te haberleri okuyordu, o nedenle bilinen bir kişiydi... Türkçe olarak haberleri okumakta olduğu için de herkes onun Türk olduğunu biliyor ya da öyle olduğuna inanıyordu... 16 yaşında vaftiz edilmiş olmasına karşın bu böyleydi... O nedenle 12-13 yaşlarında çok zor dönemler yaşamaya başladım. Şunu hatırlıyorum: gittiğim okulda öğrenciler benimle alay etmek ya da dalga geçmek istediklerinde çevremde bir halka oluşturuyorlar ve çevremde dansediyorlardı, bu arada “Türk çocuğu!” diye bağırıyorlardı... Bunlar olurken ilk on yıl boyunca kendimi çok kötü hissediyordum... Bu durumu saklamaya, gizlemeye çalışıyordum. Annemin neden Türkçe konuşmayı bildiği konusunda iyi yalanlar icat etmeye çalışıyorduk... Onlara annemin Kıbrıslıtürk olduğunu söylemek istemiyordum. Bu zor durumlardan kurtulmak amacıyla onlara annemin bir okula gittiğini, burada Türkçe konuşmayı öğrendiğini söylüyorduk... Bunlar, annemle ilişkimi de etkilemişti...

 

SORU: Adı Nuray’dı değil mi?

HRİSANTOS: Evet, Nuray’dı, şimdi Hristina’dır, babamın adı da John... Annemle ilişkim çok kötüydü çünkü onu tüm bu durumlardan sorumlu tutuyordum... Kendimi kara koyun gibi hissediyordum sınıfta... O dönem duygularım buydu...

 

SORU: Bu hangi okuldu?

HRİSANTOS: İlkokuldayken böyleydi... 6-7 yaşlarında okula gittiğinizi düşünürsek ilkokula, o zaman 1982’lerden bahsediyoruz, yani işgalden 8 yıl sonra... Şimdi geriye dönüp baktığımda, bunların neden böyle cereyan ettiğine ilişkin gerekçeler bulabiliyorum çünkü 1974 dönemine çok yakındı, pek çok çocuğun ailesi göçmendi ya da ailelerinden kayıp kişiler vardı, bu da onların bir tür tepki gösteme yöntemiydi. Onları suçlamıyorum...

 

SORU: Cimnasiyoda durum nasıldı gençlerle?

HRİSANTOS: Cimnasiyoda daha farklı bir sorunum vardı... Öncelikle kendimle ilgili şunu söylemeliyim: kitap okumayı çok severim, özellikle tarihi kitapları... Antik Yunan’a hayranım, Atina’ya hayranım... Cimnasiyodaki arkadaşlarım için annesi Kıbrıslıtürk ve babası Kıbrıslırum olan birisinin bu tür duygular taşımasını kabul etmek çok zordu. Herhalde Yunanlılardan nefret etmemi, Türklere hayran olmamı bekliyorlardı. Ya da ortada durmamı ama Yunanlılar için iyi şeyler söylemememi bekliyorlardı. Neyse, sonuçta herşey değişti... Ancak şunu da anlatmalıyım: Kıbrıslıtürk akrabalarımla Ledra Palace barikatına giderek buluşmakta da zorluklar yaşıyordum. 23 Nisan’dan önce 20 yıl boyunca annemle akrabaları arasında tüm görüşmeler ancak Ledra Palace Oteli’nde gerçekleşiyordu, Birleşmiş Milletler denetiminde. Bu görüşmelerin gerçekleşmesi de yoğun çabalar ve girişimler gerektiriyordu. Çoğu zaman da Denktaş bu tür buluşmalara izin vermiyordu. Ancak bu buluşmalar gerçekleşebildiğinde, ilk zamanlarda ben bunlara gitmekten kaçınıyordum. Herhangi bir ilişkim olmasını istemiyordum. Böylesi görüşmelerden birine 16-17 yaşlarındayken ilk kez gittim, Noel’e yakın bir dönemdi.. O zaman ne kadar hatalı olduğumu farkettim: karşımda canavarlar görmeyi bekliyordum, oysa karşımda canavarlar yoktu! Akrabaların tıpkı bana benzediğini, onlarla konuşabileceğimi, benzer düşlerimizin olabileceğini keşfettim... Benzer kaygılarımız olabilirdi... Kendimden çok utanmıştım... Belki yüz kez annemden özür diledim...

 

SORU: Ona tepki gösterdiğinde, annen neler hissediyordu?

HRİSANTOS: İşte tam da bu nedenle geriye dönüp bunlara baktığımda, onu daha çok seviyorum şimdi... Çünkü benim hayatımı kolaylaştırmak için, öteki taraftaki hayatıyla ilgili şeyleri unutmaya çalıştı... Benim istediğim şeyleri, bana daha uygun olan şeyleri sağlamaya çalıştı. Bu nedenle evde Türkçe konuşmuyordu, şimdi bunu düşündüğümüzde onu suçluyoruz çünkü Türkçe’yi öğrenme fırsatımız olmadı!  Neyse durum değişti, ben düşüncelerimi değiştirdim... O zamanlar kötü olduğuna inandığım şeylerin aslında benim için özgün birşey, bir tür güç olduğuna inanıyorum şimdi... Çünkü inanıyorum ki bu deneyimimi kullanarak başka insanları, birlikte yaşayabileceğimiz konusunda ikna edebilirim.. Gelecekte bu tür hatalar yapılmasını önleyebileceğimiz konusunda onları ikna edebilirim.

 

SORU: Tüm bu yıllar boyunca ne olmak istiyordun? Kafanda neler vardı?

HRİSANTOS: Her ikisi de olabileceğime karar vermiştim... Çünkü bu aslında Kıbrıs’ın öyküsü... Her ikisi de olabilirsiniz ve iki kimliği biraraya getirdiğinizde, otomatik olarak Kıbrıs olursunuz! Bunu üniversiteye gitmeye başlamaya başladığımda kavradım: İrlandalılarla konuşuyordum, İngilizlerle konuşuyordum, siyahlarla konuşuyordum... Farklı deneyimleri olan ancak bu tür deneyimleri olan insanlardı bunlar. Atina’da hukuk okudum. Hukuk okuduğum için insan haklarına derin bir saygım var, eşitlik hakkına derin bir saygım var... Bu nedenle şu anda farklı düşündüğümü söylüyorum...

 

SORU: Üniversite bitince ne yaptın?

HRİSANTOS: Kıbrıs’a geri döndüm, Kıbrıs Radyo-yayın Korporasyonu RİK’te çalışmaya başladım...  Son dört yıldır buradayım. Kendi kahvaltı şovumu yapıyorum sabahları, öğleden sonraları haberleri okuyorum. POLİTİS gazetesinde de her Pazar yazıyorum...

 

SORU: Neler yazıyorsun?

HRİSANTOS: Siyasi röportajlar yapıyorum... Ama çoğunlukla politikayla ilgiliyim.

 

SORU: Yani aslında annenin RİK’te haberleri okuması üzerinde bir etki mi yarattı? O nedenle mi sen de benzer şeyler yapıyorsun? Yoksa bir tesadüf müydü bu?

HRİSANTOS: Aslında tesadüftü. Ama hoşuma gitti. Çünkü yüksek öğrenimim sırasında Atina’da öğrenci derneklerinin başkanıydım, öğrenci dergileri, öğrenci gazeteleri çıkarıyordum, bunların sorumlusuydum. Yazabileceğimi keşfettim, yazmak da beni mutlu ediyordu.

 

SORU: Yani hukuk yerine medyaya girdin...

HRİSANTOS: Evet!

 

SORU: Kahvaltı şovunda neler yapıyorsun?

HRİSANTOS: Gazeteleri okuyoruz, haberleri okuyoruz... Özellikle kadınları ilgilendiren konularda konuklarımız oluyor, doktorlar çıkıyor, öğretmenler çıkıyor... Yemeklerle ilgili bölümler var... Yani bir tür magazin programıdır ama televizyonda yayımlanıyor.

 

SORU: Boş zamanında neler yapıyorsun? Neler ilgini çekiyor?

HRİSANTOS: Üniversitenin başka bir bölümünü bitireceğim, bu yaz başlıyorum – gazetecilikle ilgili bir bölüme devam edeceğim. Ancak boş zamanımda kitap okurum bol bol, özellikle tarih ve politikayla ilgili kitaplar... Arkadaşlarımla dışarıya çıkmayı seviyorum, iyi bir yemek yemeyi... Konuşmayı, dansetmeyi, birazcık içki içmeyi... 23 Nisan’dan sonra kuzeydeki akrabalarımla da daha yakın ilişkiler kurmaya başladım.

 

SORU: Tüm bu yıllar boyunca seni gerçekten anlayabilen yakın bir arkadaşın oldu muydu, seni destekleyecek?

HRİSANTOS: Hayır...

 

SORU: Yani her zaman yalnızdın...

HRİSANTOS: Evet...

 

SORU: Peki şimdi?

HRİSANTOS: Sanırım şimdi anlıyorlar.. Olduğum şekliyle beni daha kolay kabul edebiliyorlar, daha kolay anlayabiliyorlar...

 

SORU: Sence neden böyle bir değişiklik oldu?

HRİSANTOS: İnsanlar değişir, düşünceler değişir... Zaman geçti, geçmişin yaralarının kapanmasına izin verdi zamanın geçişi...

 

SORU: Kuzeye geçtin mi?

HRİSANTOS: Evet, 23 Nisan’dan sonra geçtim...

 

SORU: Herhalde kafanda kuzeyle ilgili bazı imajlar vardı. Neler hissetmiştin geçtiğinde?

HRİSANTOS: Aslında annemin 23 Nisan’dan önce kuzeye geçişinin yasak olduğunu da söylemeliyim size... Denktaş bizi bir aile olarak kara listeye almıştı, annemin Türkçe dilini kullanarak onlara karşı kötü propaganda yaptığını düşünüyorlardı... 23 Nisan’dan sonra birkaç kez geçtim. İnanılmaz birşeydi, sanki yeni bir dünya keşfediyordum! Fotoğraflarda gördüğüm şeyleri şimdi canlı olarak karşımda görebiliyordum! Bundan çok mutluydum! Pasaport göstermekten kaçınmak istememe karşın yine de bunun çok büyük birşey olduğunu sanmıyorum. Bölücü hattı kırmak için yapılabilecek en küçük şey bu pasaportların gösterilmesi diye düşünüyorum...

 

SORU: Annen artık geçebiliyor mu kuzeye? Neler hissediyor?

HRİSANTOS: 1974’ten sonra hayatının en güzel günlerini yaşıyor sanırım!

 

SORU: Peki babandan da söz edelim... Tüm bu süreçte onun rolü, onun duyguları neydi?

HRİSANTOS: Kendi ailesi içinde sorunlarla karşılaşmasına karşın, annemin yanında sağlam biçimde durdu çünkü ailesi bu durumu anlayamıyordu... Babam bir diş hekimidir... Ailesinin itirazlarını dikkate almadı. Babamla annem ayrıldı ama bu nedenlerden ötürü değil, her ailede olabilecek başka sorunlardan ötürü. Babamla ilişkim iyidir... Annemle babam hala dostturlar...

 

SORU: Eğer bir seçeneğin olsaydı, annenle babanın yaptığı seçimi yapar mıydın?

HRİSANTOS: Kesinlikle evet!

 

SORU: Yani kendi içinde bir yolculuk yaptın...

HRİSANTOS: Milliyetin, dinin ya da dilin iki insan arasına nasıl girebileceğini anlamıyorum. Bunlar iki insan arasına giremez. Birisiyle birlikte olmak istiyorsanız, dünyanın hiçbirşeyi sizi engelleyemez, aranıza giremez...

 

SORU: Çocuklarının ne tür bir Kıbrıs’ta yaşamasını isterdin? Yüreğinde ne tür bir Kıbrıs var?

HRİSANTOS: Askerlerin, orduların, yeşil hatların bulunmadığı bir Kıbrıs’ta... Tek bir devletin olduğu bir Kıbrıs’ta... Kıbrıslılara ait bir Kıbrıs’ta... Hangi dili konuşmak isterlerse onu konuşsunlar. Kimi zaman çılgınca şeyler duyuyorum ve bu beni sinirlendiriyor: bazı kişiler şöyle diyor “Kıbrıslıtürklerle aynı binada yaşayabilir miyiz acaba? Yoksa korku içinde mi oluruz?” Onlara 1 Mayıs’tan sonra eğer Türk kökenli bir Alman yurttaşının dilerse Kıbrıs’a gelip aynı binada yaşayabileceğini, onu hiçbirşeyin engelleyemeyeceğini çünkü bir Avrupa yurttaşı olduğunu anlatıyorum. Onunla bir Kıbrıslıtürk arasında ne fark var? Aralarındaki fark, Kıbrıslıtürkün bu toprakların sahibi olduğudur. “Bir Kıbrıslıtürk sizinle tamamen aynı haklara sahiptir” diyorum.

 

SORU: Kendi sözel tarihin aracılığıyla kuzeyde yaşayan Kıbrıslılara bir mesaj vermek ister misin?

HRİSANTOS: Şunu söylemek istiyorum: geçmişi geçmişte bırakmalıyız, geleceğe bakmalıyız. Hatalarımızdan dersler çıkarmalı, güçlerimizi birleştirmeliyiz Kıbrıslıtürkler ve Kıbrıslırumlar olarak, Avrupalı bir Kıbrıs yaratmak için...

 

(*) “Saklı tarihimizin izinde” başlıklı yazı dizim YENİDÜZEN gazetesinde 9 Şubat 2004’ten beri yayımlanıyor... Hamamböcüleri’ndeki okurlarımla da paylaşıyorum... Bir önceki röportajı okumak için link:

http://www.stwing.upenn.edu/~durduran/hamambocu/authors/svg/svg1_10_2004.html

 

(Devam edecek)

 

 

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org