Yeraltı Notları, 19 Nisan 2004

Sevgül Uludağ

 

“Artık gençlerin beyninde Duvar yok...”(*)

*** Berlin Duvarı’nın yıkılışına tanık olan Doğu Almanyalı Voss Marit’le kafalardaki “duvarlar”ı konuştuk...

“Artık gençlerin beyninde Duvar yok...” (*)

Voss Marit 33 yaşında, şu anda Berlin’de yaşıyor. Ama Berlin Duvarı yıkılmadan önce Doğu Almanya’da doğup büyümüştü...

Onunla ılık bir bahar günü, gürültülü bir kafeteryada sohbet ediyoruz. Kıbrıs’la ilgili çünkü erkek arkadaşı Şahin, Berlin’de yaşayan Kıbrıslıtürkler’den...

SORU: Almanya Demokratik Cumhuriyeti’nde doğmuşsun...

MARIT: Evet, 1970 yılında Almanya Demokratik Cumhuriyeti’nde Halle Saalle’de doğdum, bu Leipzig’ten 25 kilometre uzaklıkta bir yer...

SORU: Çocukluğun nasıldı o günlerde?

MARIT: Güzel bir çocukluk dönemi geçirdim çünkü kırsal alanda ailemin bir evi vardı... Oynayacak yerler çoktu. Birlikte büyüdüğüm çok yakın bir arkadaşım vardı, arkadaşlığımız çok güzeldi. Güzel bir çocukluk geçirmiştim...

SORU: Berlin Duvarı yıkılmaya başladığında neler hissetmiştin? Seni nasıl etkilemişti Duvar’ın yıkılması?

MARIT: Benim için öncelikle en yakın arkadaşımın 1985’te ülkeden ayrılması çok önemliydi – bu benim için büyük bir bölünmeydi... Bu ayrılık benim için çocukluk dönemimin de sonu anlamına geliyordu. O gitmişti ve ben artık ona ulaşamıyordum. 14 yaşındaydım. Arkadaşımın adı Stefi’ydi – Baden Wüttenberg’e gitmişti. Onun da orada insanlarla iletişim kurma zorlukları vardı, oranın yabancısıydı... Ondan çok hüzünlü mektuplar alıyordum, geri dönmek istiyordu...

SORU: Yani bu Duvar yıkılmadan önceydi ve mektuplaşabiliyordunuz...

MARIT: Başlangıçta birkaç mektup gönderip alabiliyorduk ama sonra mektupların arkası kesildi. Onun artık bana yazmaktan vazgeçtiğini düşünmüştüm, o da benim ona artık yazmaktan vazgeçtiğimi düşünmüş... Her ikimiz de sonuçta hükümetin bu mektuplara el koyduğunu düşünüyoruz, mektuplaşmaya izin vermiyorlardı... Neredeyse bir yıl boyunca hiçbir mektup gelmedi, sonra tek bir mektup geliverdi... Bizi ayırmak için bu mektuplara el konulduğunu anlamıştım...

SORU: Yani arkadaşın Stefi Alman Demokratik Cumhuriyeti’nden ayrılıp Batı Almanya’ya gittiğinde, artık geri dönüş yapamıyor muydu?

MARIT: Hayır, geri dönemiyordu... Batı Berlin’deydi, Doğu Berlin’e geçmesine izin yoktu... O günlerde Batı Berlin’in özel bir statüsü vardı, çevresi Almanya Demokratik Cumhuriyeti’yle çevriliydi. Stefi sınıfıyla birlikte Batı Berlin’e gitmişti – sınıfı geri dönmüştü, Stefi dönmemişti. Sonra da dönmek istediğinde Doğu Berlin hükümeti geri dönüşüne izin vermemişti... Orada kalıvermişti... Bana Batı Berlin’den bir fotoğraf göndermişti, Duvar’ın Batı’dan görünüşünü gösteren... O nedenle benim için Berlin Duvarı’nın yıkılması çok önemliydi çünkü arkadaşımı görmek istiyordum. Duvar’ın yıkılışınan bir ay sonra buluştuk, artık yetişkin birer insana dönüşmüştük, aradan yıllar geçmişti...

SORU: Duvar yıkılırken neler hissetmiştin?

MARIT: Çok mutluydum... Doğu Almanya’da çoğu insan artık herşeyin daha iyi olacağına inanıyordu... Herkes değil ama insanların çoğunluğu herşeyin değişeceğine, daha iyiye gideceğine inanıyordu. Kimse işini kaybedeceğini düşünmüyordu ama bu da oldu. O dönem herkes kutlama yapıyordu. Bir süre sonra sorunlar başladı. İnsanlar kapitalizme alışkın olmadığı için iş bulma bürosuna gidip birer işsiz olarak iş aramayı akıllarından bile geçiremiyordu. Böyle bir konseptleri bile yoktu. Doğu Almanya’da bir çıraklık döneminden geçiyordunuz, sonra da 40 yıl süreyle bir işe sahip oluyordunuz. Herşey aynı şekilde devam ediyordu. Ama artık herşey değişmişti. İnsanlar ne yapmak istediklerine karar vermeliydi, örneğin iş başvurusu yazmayı öğrenmek zorundaydılar, böyle birşeyi bilmiyorlardı. Kendi başlarına hayatlarını örgütlemeyi öğrenmek zorundaydılar artık yeni “Pazar”da... Hala bazı sorunlar var. Gençlerin pek fazla sorunu yok çünkü onlar bu yeni kapitalist sistemde büyüdüler ancak 30’larında 40’lı yaşlarında olanların sorunları oldu gerçekten.

SORU: Duvar’ın hala bazı insanların kafasının içinde var olduğunu söylemiştin sohbetimizde, özellikle kırsal bölgelere gittiğinde Doğu Almanya’da Duvar’ın kafalarda olduğu gibi durduğunu anlatmıştın... Bundan söz edebilir misin birazcık?

MARIT: Gençler iş aradığı zaman Batı bölgesine geçiyorlar çünkü Doğu bölgesinde yüksek bir işsizlik oranı var... Pek çok kişi bundan şikayetçidir... Duvar yıkılmadan önce herşeyin daha iyi olduğuna inanıyorlar. Çünkü Duvar yıkılmadan önce bir işleri vardı, şimdi işsizdirler. Sosyalizmde var olan sosyal sistem yıkılmıştır, örneğin artık ücretsiz ya da çok düşük bir paraya kreş sistemi falan yok... Kötüye doğru değişti bunlar, o nedenle insanlar depresyondadır... Çocukları için de “çıraklık” bulmak zordur artık. Kimi zaman kendilerini kayıp hissediyorlar sanırım. Kimlikleriyle ilgili de kendilerini kayıp hissediyorlar çünkü Duvar yıkıldıktan sonra herşey Batı’dan geliverdi, Batı olduğu gibi Doğu’yu içine alıverdi... O zaman insanlar “Bizim kimliğimiz nerede?” demeye başladılar. Evet, para kazanmak istiyorlardı ancak şimdi işlerini de kaybettiler, herşey zorlaştı... Düşkırıklığına uğradılar, herkes değil ama pek çoğu...

SORU: Duvar yıkıldıktan sonra ne yapmıştın, hatırlıyor musun?

MARIT: Baltıklar’da garson olarak çalışıyordum bir yıllığına... Henüz A Level’larım yoktu, bunları geçmek istiyordum ama nasıl yapacağımı kestiremiyordum. Yeni koşullarda hayatımı nasıl organize edeceğimi öğrenmem gerekti. Osnabruck’a gittim, bu Batı Almanya’da Hollanda sınırında bir köycük. Beş yıl kadar yaşadım Batı’da. Bir süre Batı’da yaşamanın iyi olacağına karar vermiştim çünkü Doğu’da zaten iş bulamıyordum. Osnabruck’ta Rusya kökenli Almanlar’la çalıştığım bir iş bulmuştum, onlar geri dönüş yapıyordu Rusya’dan. Sonra A Level’lerimi yapmaya giriştim, yeni arkadaşlar edinmiştim, onlar bana ne yapmam gerektiğini öğretiyordu. A Level’lerimi Osnabruck’ta tamamladım... Sonra da Berlin’e gittim.

SORU: Berlin artık birleşmiş bir şehirdi...

MARIT: Evet, birleşmişti... Osnabruck’ta yeterince zaman geçirmiştim, artık geri dönmek istiyordum çünkü Berlin Doğu’ya daha yakındı. Hem Batı’yı, hem Doğu’yu istiyordum, her ikisini de. Berlin de Doğu’yla Batı’nın buluştuğu, çokkültürlü bir şehirdi. Buradan seyahat etmek de kolaydı, ben de seyahat etmeye başladım. Afrika’ya gittim üç kez, Malawi, Kenya ve Tanzanya’ya gittim. Etnoloji okumaya Afrika’da karar verdim. Free University’de Afrika-Asya Etnolojik Bilimler Bölümü vardı zaten. Bu idealist bir seçimdi çünkü bu konuda iş bulmak zordur. İlgi alanım buydu ama... Etnoloji ve coğrafya okudum – bunun adı antropo-coğrafya... Bu yeryüzünde insanların yaptığı herşeyi kapsıyor... Yani antropoloji ve coğrafya birarada. Meksika’ya gittim... DW televizyonunda teknik yönetmen olarak çalışıyorum... Meksika’ya bir arkadaşımla gittim, biraz İspanyolca öğrendik, Honduras’a da gittik. Seyahat etmeyi seviyorum, genç olduğum için bunu yapmak şimdi kolay...

SORU: Kıbrıs’a ilk kez geliyorsun... “Sınır”ı geçerken neler hissettin? Doğu ve Batı Almanya’yla bağ kurdun mu?

MARIT: Her iki tarafını gezdim Kıbrıs’ın... Konuştuğum insanlar yalnızca barış istiyorlar... On kişiyle falan konuştum... Ledra Palace’tan geçerken aklıma Doğu Berlin’de Batı Berlin’e geçemediğim dönemler geldi... Geçişlerin yasak olduğu dönemi hatırladım, arkadaşım Stefi’nin Batı’da, benim Doğu’da olduğum günleri... Ben çok yoğun bir biçimde bu duyguyla büyümüştüm, arkadaşımı kaybetmiştim Duvar nedeniyle... Bu duygular geri geldi bana... İki hafta sonra Stefi’yle buluşuyorum, ona bundan söz edeceğim.

SORU: Stefi’yle arkadaşlığın ve mektuplaşman nedeniyle sonraları Doğu Almanya’da işe giremediğinden söz etmiştin sohbetimizde. Bundan da bahseder misin?

MARIT: Bana, Stefi’yle arkadaşlığım ve iletişimim sürdüğü sürece istediğim işe giremeyeceğim söylenmişti. Bir “çıraklık” istiyordum. Onlara “Bunu yapamam, biz birlikte büyüdük, ilişkimi kesemem arkadaşımla” demiştim. Onlar da bana “O zaman bu işi alamazsın – okuldan notların iyidir ancak bu arkadaşlık sorundur” dediler.

SORU: Yani devlet arkadaşlıklara da karışıyordu!

MARIT: Elbette! O dönemde pek çok insanın devletle sorunu vardı bu tür dostlukları yüzünden. Sanırım Doğu Alman gizli servisi STASİ’de bir dosyam var, bunu almayı istemedim henüz. Şimdi STASİ’deki dosyanızı isteyebiliyorsunuz, bunu almak iki yıl alıyor. Kimi zaman dosyada olanları bilmenin iyi bir fikir olup olmadığından emin olamıyorum çünkü orada kimlerin sizi izlemiş olduğu yazılıdır... Sizi izleyenler çoğunlukla dostlarınızdır, yakın çevrenizdir ve bu sorun olur öğrendiğinizde... Çok iyi dostların rejimin casusları olduğu ortaya çıktı... O nedenle bunları bilmek isteyip istemediğimden emin değilim... Babam talep etti ama henüz almadı dosyasını... Pek çok “casus” ortaya çıktı... Birisi bana her yedi kişiye bir “casus” düştüğünü anlatmıştı... Bunu düşünebiliyor musun? Yani her yedi kişiden biri mutlaka “casus”tu... Kesinlikle böyle!

SORU: Sormadığım, eklemek istediğin birşey var mı Voss?

MARIT: Artık “sınır”ı hissetmiyorum, beynimde böyle bir duvar yok artık, bölünmüşlük yok, çünkü her iki taraftan, hem Doğu’dan, hem Batı’dan arkadaşlarım var... Berlin de yardımcı oldu buna çünkü kozmopolit bir yer Berlin. Gençler de böyle hissediyor sanırım çünkü birleşik bir ülkede büyüyorlar, onlar için Duvar, tarihte kalmıştır. Aileleri anlatır Duvar’ı... Örneğin kuzenim anneme şöyle bir soru sordu: “Biz Ossie miyiz Wessie miyiz?” Yani Doğulu muyuz Batılı mıyız demek istiyordu. Herşey değişiyor, gençlerde bu sorun aşılıyor... Gençler sistem içinde büyüdü yani... Belki iş bulma sorunları, Batı’ya göre daha fazla... Ancak beyinlerdeki bölünme, daha yaşlı kuşaklarda var, gençlerde yok...

(*) YENİDÜZEN gazetesinde 18.4.2004 tarihinde YENGEÇ SEPETİ’nde yayımlanan bu röportajımı Hamamböcüleri’ndeki okurlarımla da paylaşıyorum...

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org