Yeraltı Notları, 12 Mayıs 2004

Sevgül Uludağ

 

“HAYIR propagandası yapanlar, insanların korkularına oynadılar” (*)

“EVET”ÇİLER “HAYIR”I ANLATTI

“EVET”ÇİLER “HAYIR”I ANLATTI...

Sevgül Uludağ

 

***  Birleşik Demokratlar Hareketi EDİ lideri Yorgo Vasiliu:

 

“HAYIR propagandası yapanlar, insanların korkularına oynadılar” (*)

 

Birleşik Demoktarlar Hareketi EDİ’nin lideri, Kıbrıs eski Cumhurbaşkanı, Kıbrıs-AB görüşmeci heyeti eski başkanı Yorgo Vasiliu, Kıbrıs’ın yetiştirdiği en çağdaş politikacılardan biri... Aynı zamanda bir işadamı... Onu tanıyanlar, Kıbrıs’a katkısını uzun uzun anlatıyorlar – Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olduğu dönem, memurlara getirilmiş bulunan siyaset yasağını kaldıran, Kıbrıs Rum toplumunun demokratikleştirilmesine çalışan bir lider.

Vasiliu, Cumhurbaşkanı olduğu dönem, Denktaş’ın korkulu rüyası gibiydi – onunla Kiprianu’nun yaptığı gibi asla polemiğe girmiyor, işadamlığından gelen pragmatizmiyle, Kıbrıslıtürklere hitap ederken de Kıbrıslıtürklerin kaygılarını, korkularını ve ihtiyaçlarını dikkate alarak ürettiği çözüm projeleriyle konuşuyordu.

Annan Planı sunulduğunda, planın ekonomik yönlerini ele aldığı kapsamlı bir çalışma yapmış, bunu Saray Otel’de düzenlediği bir basın toplantısında basına açıklamıştı...

Referandum sürecinde de Vasiliu ve partisi EDİ, EVET kampanyası yürütenler arasındaydı. Bu süreçte Vasiliu, aynı partiden Papapetru ve eski başsavcı Markides, o televizyon senin, bu televizyon benim demeden EVET için yoğun çaba harcıyor, bu yüzden yoğun saldırı altında kalıyorlardı. Vasiliu’yla röportajında da kendisi için “aptal dedikodular” çıkarıldığını söylüyor ama bunları pek takmıyor da... Bunun nedeni, inandıklarını samimiyetle savunması ve bulunduğu herhangi bir noktadan katkı yapmaya çalışması...

Onunla röportajımız şöyle:

 

SORU: Referandum süreci sonrası neler hissediyorsunuz?

VASİLİU: Hiç rahat değilim çünkü referandumlar sonucunda birleşik bir Kıbrıs’a kavuşacağımızı umuyordum oysa bu olmadı. Vardığımız nokta, umutla beklediğim bir perspektif değildi, bu nedenle kendimi iyi hissetmiyorum... Ancak vazgeçmeye hakkımız yok diye düşünüyorum ve hala Kıbrıs için en iyi şeyin yeniden birleştirilmesi olduğuna inanıyorum. Avrupa Birliği’ne üyeliğin pek çok sorunu çözmeye yardımcı olduğunu düşünüyorum, üye olmadığınızda bu sorunların çözümü çok zordur. Dolayısıyla çabalarımızı sürdürmeli, Kıbrıslırumların kaygılarını giderecek yöntemler bulmalı ve insanları adanın yeniden birleşmesinin her iki toplumun da çıkarına olduğu yönünde ikna etmeliyiz...

 

SORU: Bu kadar yüksek oranda HAYIR oyu bekliyor muydunuz?

VASİLİU: AKEL HAYIR deme kararı aldığı andan sonra bundan farklı bir sonuç beklemiyordum. Belki yüzdelik daha düşük ya da daha yüksek olabilirdi ama bu önemsizdir. Ancak referandum gecesi de belirttiğim gibi HAYIR diyen herkes aynı nedenle HAYIR demedi, aynı yönde düşünmüyorlar.  Bazıları Annan Planı temelinde çözüm istiyordu ancak planın uygulanmasına ilişkin güvencelerin ve güvenliğin yoksunluğu nedeniyle HAYIR oyu verdiler. Referandum öncesinde yapılan propagandayla “Her konuda anlaşabilirsiniz ancak Türkiye’nin bunu uygulayacağına ilişkin bir garanti yok... Rum tarafına bırakılacak toprak dahi uygulamada gerçekleştirilemeyecek...” dendi... Bu propagandadan insanlar çok etkilendi. İnsanların daha fazla güvenliğe ihtiyacı vardı. Bir diğer grup  vardı ki bunlar aşırı bir noktadadırlar, hiçbir şekilde federasyon falan istemiyorlardı. Bu tür insanlar var her iki tarafta da biliyorsunuz. Referandum günü yapılan “Exit Polls” da (referandum çıkışında yapılan kamuoyu yoklaması) belli bir oranda insanın bu gruba girdiğini gösterdi, bunlar adanın bölünmesinden 30 yıl sonra bu bölünmüşlüğe, böyle yaşamaya alışmışlar. Üçüncü bir diğer grup daha vardı ki bunlar planı daha iyi incelemek ve korkularının yerli mi yersiz mi olduğunu iyice anlamak istiyorlardı. Önemli oranda göçmenin HAYIR oyu vermesi ilginçtir. Bunların geri mallarına dönmek istemediği anlamı mı çıkar bundan? Böyle değildir.  Kıbrıs Rum federe devletine verilecek topraklara geri dönecek göçmenler de HAYIR oyu kullandı. Bir yandan güvenlik konusu vardı, bir yandan da başka konular... Yapılan propagandada “Geri döneceksiniz ama ne alacağınız belli değil, ekonomik olarak durum kötüleşecek” denildi... “Birleşme olursa Kıbrıslırumların Kıbrıslıtürkleri besleyeceğini” kanıtlamak için çok yoğun çaba harcandı – bu mantıklı bile değildir. Ancak ortada dolaştırılan argümanlar bunlardı ve tüm bunlar insanların kendilerini güvensiz hissetmesine neden oldu.  HAYIR propagandası yapanlar, insanların korkularına oynadılar... Hayatta da böyle değil mi? Elinizde olanı biliyorsunuz, size elinize geçebilecek olanı söylüyorlar ancak bunun sonucundan emin değilsiniz, o zaman tutucu bir konum alıp elinizdekini korumaya çalışıyorsunuz.  Bu temel ayrılıklar oradadır. Ancak %75’lik HAYIR’ın Annan Planı’nı ve çözümü reddettiğimiz anlamına geldiğini söyleyenlere katılmıyorum.

 

SORU: Annan Planı’nın ekonomik yönlerini incelediğiniz bir çalışma yapmıştınız... HAYIR propagandası yürütenlerin çözüm sonrası ekonomik durumla ilgili çok abartılı propaganda yaptığını duyduk, insanlara “yoksullaşacaksınız” dediklerini duyduk...

VASİLİU: Yeniden birleşmenin ekonomik bakımdan olumsuz olacağını, Kıbrıslırumların bunun bedelini ödeyeceğini söyleyenlerin çok hatalı olduğuna inanıyorum. Bana göre tam tersi sözkonusudur. Yeniden birleşmenin ekonomik avantajları çok büyüktür.

 

SORU: Ne gibi?

VASİLİU: Örnek vereceğim... Ve çözümsüzlüğün ekonomik dezavantajları daha büyüktür. Çözümün ekonomik avantajları nelerdir? Öncelikle psikolojik faktör – Kıbrıs sorunu çözülmüş, AB çerçevesinde ada yeniden birleştirilmiş, geleceğe umutla bakıyor ve AB’nin desteğini alıyor olacak.  AB’nin desteği de ada birleştirilirse daha büyük olacak. Şu anda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yaşam düzeyinin yüksekliği nedeniyle AB’den yardım alıyor ama o kadar çok değil... Bunu açıklamam lazım. AB Yapısal Fonlar aracılığıyla ülkelere yardım verir – bu da üç bölüme ayrılmıştır. Birinci bölüm ancak kişi başına milli geliriniz, AB ortalamasının %75’inin altındaysa veriliyor size. Bizim durumumuzda, bu fondan yararlanamıyoruz çünkü bu düzeyin üstündeyiz.  Oysa tüm fonların toplamının %75’i bu birinci bölüme aittir. Eğer birleşseydik bunu Avrupa Komisyonu’yla müzakere etmiştim, otomatik olarak tüm Kıbrıs, yeniden birleştirilmiş tüm Kıbrıs, bu fondan yararlanacaktı... Yalnızca Kıbrıs Türk federe devleti değil, Kıbrıs Rum federe devleti de bu yardımı alacaktı.  Çünkü Kıbrıs bir bütün olarak ele alınacaktı, iki ayrı parça şeklinde değil.  Ve bir bütün olarak Avrupa ortalamasının %75’inin altında olacaktık ki bu fondan yararlanabilecektik. Belki şu anda bu ortalamanın üstündedir Kıbrıslırumlar ama pek çok özel ihtiyaçları da var AB sürecinde... Ben kişi olarak bu konuda Avrupa Komisyonu’yla müzakereler yaptım ve bunu kabul ettirdim, uzun yıllar boyunca bu Yapısal Fonlar’dan yararlanacaktık. Yapısal Fonlar’ın birinci bölümünden yararlanabilme kriterine girdiğinizde, o zaman alacağınız başka yardımlar da vardır.  AB’nin tüm adaya yardımları, bugünkünden çok daha fazla olacaktı.

Üçüncü olarak adanın birleştirilmesi demek, Maraş’ın açılması demek olacaktı – yalnızca Maraş’ın yeniden inşası çok büyük bir ekonomik hareketlilik getirecekti. Bunlara ek olarak örneğin yeni Omorfo’yu inşa etmeniz gerekecekti, evlerini bırakacak olan Kıbrıslıtürkler için yeni evler inşa etmek zorunda olacaktınız – yalnızca bu inşaat aktivitesi ve onunla ilgili aktivitelerin bir milyar Kıbrıs Liralık bir miktar tutacağı hesaplanıyor. Elbette yıllara böldüğünüzde yılda birkaçyüz milyon Kıbrıs Lirası ediyor bu, çünkü tüm parayı tek bir yılda harcayamazsınız. Yani çok güçlü ekonomik aktivite için bir temel olacaktı uzun yıllar boyunca. Buna ek olarak Kıbrıs birleştiğinde Orta Doğu ile Avrupa, Arap dünyası ile Avrupa arasında daha büyük rol oynayabilirdi... Müslüman Kıbrıslıtürklerle Hristiyan Kıbrıslırumların birarada olduğu birleşik bir Kıbrıs, her ne kadar da Kıbrıslırumlar Orta Doğu ve Arap dünyasıyla iyi ilişkilere sahip olsalar da, bu rol daha da artırılabilirdi... Ayrıca yeniden birleştirilmiş bir Kıbrıs, yatırımcıların yatırım yapması için daha güvenli bir yere dönüşecekti.  Tüm bunlar açık ve net avantajlar.

Turizme bakacak olursak, referandumda, adanın birleştirilmesinin ve çözümün güneydeki turizmi öldüreceği iddia edilmişti. Şimdi yeniden birleşme yok ancak Avrupa Birliği’nin Yeşil Hat Tüzüğü’ne bakınız... Biz “Merak etmeyin güneyde turizm ölmeyecek çünkü zaten Kıbrıslıtürkler isteseler de gelen turistlerin ancak bir bölümünü alabilirler” diyorduk... Şimdi bu oluyor ve bizim söylemiş olduğumuz argüman hükümet tarafından tekrar ediliyor! Daha önce “Turizm ölecek” diyorlardı, şimdi ise “Merak etmeyin, merak edecek birşey yok!” diyorlar. Elbette turistlerin kuzeye gitmesinde kaygılanacak birşey yoktur! Ancak eğer birleşmiş olsaydık, o zaman birlikte çalışma fırsatımız olurdu ve tüm adayı turizm pazarında pazarlayabilirdik. Şimdi ayrı olduğumuza göre, elbette adayı bir bütün olarak ele alamıyoruz ve asıl şimdi turizm etkilenecektir, Yeşil Hat’tın açılmasıyla – insanlar kuzeye gidecektir ancak  bir çözümle birlikte elde edecekleri avantajlar olmaksızın...

Uluslararası topluluğun birleşik bir Kıbrıs’a güveni daha büyük olacaktı.  2 milyar EURO civarında dış yardım alacaktık birleşmiş olsaydık. Bunlar teori değil  çözümün ekonomik avantajını gösteren verilerdir. Çözümsüzlük ise güvensizliğin orada kalması, iki tarafın savaşmasalar da ideal bir durumda olmamaları demektir. Kıbrıslıtürkler şimdiki durumdan mümkün olan en büyük yararı sağlamaya çalışıyorlar. Ancak işbirliği ve uluslararası alana yansıtacağımız doğru imaj orada değil...

Buna ek olarak bölgedeki olumsuz havanın yansıması da var, bunlar zaten oradaydı. Çözüm durumunda gelecek yardımları, bu tür olumsuz havaların etkilerinin aşılmasında kullanabilirdik. Şimdi bunu yapamıyoruz. Yani çözümün ekonomik avantajları, çözümsüzlüğün avantajlarından çok daha fazla...

 

SORU: Referandum sürecinde size, Papapetru’ya ve Markides’e yönelik negatif propaganda yapıldığını duyduk... Size pek çok suçlama getiriliyordu, “O zaten Annan Planı’nın mimarıdır, bu yüzden savunmak zorunda” deniliyordu... Siz bir EVET kampanyası yürütüyordunuz... Süreci nasıl yaşadınız kişi olarak?

VASİLİU: Bu deneyim son derece olumsuzdu çünkü bir tür fanatizm atmosferi yaratılmıştı.  Propagandanın çoğu kişileri hedef alıyordu, fikirlerle savaşmayı değil... Benimle ve başkalarıyla ilgili pek çok aptal dedikodu çıkardılar ancak planın mimarı olduğum saçmadır, planı Birleşmiş Milletler hazırladı – elbette Markides ve Sayın Klerides’in plana katkıları olmuştur, ancak Cumhurbaşkanı Papadopulos’un da plana katkısı olmuştur  çünkü planla ilgili müzakerede bulunurken birşeyler istersiniz, bunların bir kısmını alıp plana koyarlar, bir kısmını koymazlar. Böylece katkı yapmış olursunuz. Hele bunu benim için hiç söyleyemezler çünkü o dönem ben Kıbrıs’ın AB üyeliğini müzakere ediyordum ki bu da BM planıyla ilgili müzakere sürecinin parçası değildi...

 

SORU: Şimdi ne yapılmalı? Bu yıl içinde, yıl sonuna kadar ne bekliyorsunuz?

VASİLİU: Herhangi kesin bir tahmin yapamam, çok kuşkulu bir durum var ortada. Ancak neler olabileceğine ilişkin  birşeyler söyleyebilirim. Öncelikle AB ve uluslararası topluluk bu işten vazgeçmedi, “Çözüm olmalı ve çözüm de Annan Planı’dır” diyorlar. Bu bağlamda baskılar devam edecektir. İkincisi, sanıyorum ki bu güvenlik konusunu anlıyorlar, güvenlik konusunda neler yapılabileceği konusunda konuşuyorlar. AKEL de ikinci bir referandum istediğini, bu yapılırken güvenlik ve planın uygulanmasına ilişkin güvencelerin verilmesi gerektiğini birkaç kez tekrarlamıştır. Kesin olmayan birşey bu ancak iyi bir olasılık ikinci bir referandumun bu yılın sonundan önce yapılabileceğidir. Bunun olacağını umuyorum. Makul bir olasılık da bunun olmasıdır...

 

SORU: Ancak ikinci referandumda değişen ne olacaktır? Yine aynı atmosfer olmayacak mı?

VASİLİU:  Hayır...

 

SORU: Neden?

VASİLİU: Nedenini izah edeyim. Öncelikle aynı korku ve fanatizm atmosferini yeniden yaratmak kolay değildir. İkinci bir referandum olabilmesi için tüm güvenlik konularını ele almak gerekecektir ve eğer bunlar ele alınabilirse, o zaman korku yaratan şeyler ortadan kalkmış olacaktır. Böylesi bir durumda ise Kıbrıs’ın en büyük partisi olan AKEL, referandumda EVET’i destekleyecektir. Bu da, HAYIR’cıların hem AKEL’in hem de DİSİ’nin örgütlü gücüyle karşı karşıya gelmesi demek olacaktır... Aynı şekilde “1 Mayıs’tan önce birleşmek için aceleniz ne?” şeklindeki argüman da ortadan kalkmış olacaktır... Artık Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varolup olmayacağı konusu tartışma konusu değildir. Avrupa Birliği içinde bir çözümün avantajlarını ve çözümsüzlüğün dezavantajlarını da hissetmeye başlayacağız. Tüm bunlar da farklı bir yaklaşıma katkıda bulunacaktır... Unutmayalım ki AKEL üyelerinin büyük çoğunluğu HAYIR oyu vermiştir, eğer AKEL EVET oyu verirse, o zaman çoğunluğa sahip olursunuz.

 

SORU: AKEL’in neden böyle davrandığını anlayabildiniz mi?

VASİLİU: Gerekçelerini açıkladılar, ben bu gerekçelere katılmadım. Referandumun ertelenmesinde, güvenlik konularında ısrar etmelerinde haklıydılar ancak eğer bu mümkün olamayacaksaydı, yine de EVET oyu vermeliydiler, kaybedecek olsalardı dahi bu ortaya daha dengeli bir sonuç çıkaracaktı. Bu da daha iyi bir iklimin yaratılmasına yol açacaktı. Ancak bunu tartışmaya devam etmek birşeye yardımcı olmuyor, geleceğe bakmalıyız. Eğer fanatizmle değil ama soğukkanlılıkla duruma bakacak olursak, birleşmenin avantajlarını görebiliriz ve bunun için çaba harcamalıyız...

 

SORU: Şimdi kuzeye baktığınızda, ne görüyorsunuz?

VASİLİU: İnsanların Kıbrıs’ın birleştirilememiş olmasından çok büyük düşkırıklığına uğradığını görüyorum, EVET oyu verdikleri halde AB dışında kalmalarının adaletsiz bir durum olduğunu düşündüklerini görüyorum... Sayın Denktaş’ı izole etmek için kahramanca çaba gösterdiler... Unutmayalım ki çözümsüzlüğün nedeni Sayın Denktaş’tı ve eğer sayın Denktaş 2002’de Kopenhag’a gelmiş olsaydı, o zaman pek çok konu gündeme gelmeyecekti... Buna ek olarak insanlar EVET oylarının uluslararası alanda yarattığı iyi niyetten mümkün olduğunca yararlanmak istiyorlar. Kıbrıslıtürklerin ekonomilerini iyileştirmek, AB’yle uyum için yapılarını iyileştirmek için çabalarına tanık olacağız ancak umudum ve inancım odur ki hala ne alırlarsa alsınlar, hiçbirşeyin çözümün avantajları kadar çok olamayacağını düşünüyorlar... Yani bu avantajlardan yararlanırken, çözüm isteklerini de kaybetmesinler...

 

SORU: Size sormadığım ancak sizin eklemek istediğiniz birşey var mı?

VASİLİU: Hayır, yalnızca şunu tekrar edeyim: Avrupa Birliği içerisinde olup da geçmişte olduğu gibi iki toplumun birbiriyle çatışır vaziyette olduğu gibi düşünmeyi sürdüremeyiz. Avrupa Birliği’nin en büyük avantajı birbiriyle geçmişte çatışmış olan uluslar, toplumlar, insan topluluklarının işbirliği içinde olmalarıdır. 30 Nisan akşamı Almanya-Polonya sınırında ya da İtalya-Slovenya sınırında yaşanan sahneleri gördüğümde çok duygulanmıştım – bu açık bir mesajdı, birleşik bir Avrupa’da ortak bir gelecek bizi bekliyor... Aynı şeyi Kıbrıs’ta yapamamış olmanın acısını hissettim... Dediğim gibi gelecek oradadır ve o Avrupa Birliği’nde öyle bir gelecek kuracağız ki aradan yıllar geçtikçe artık Kıbrıslıtürk, Kıbrıslırum, Maronit veya Ermeni olmanızın önemi kalmayacak, Avrupa yurttaşları olacağız ve herkesin yararına birlikte çalışacağız... Hedefimiz bu olmalıdır ve bu çizgide ilerlemeliyiz...

(Bitti)

 

(*) Bu yazı dizisi Yenidüzen gazetesinde yayımlandı, Hamamböcüleri’ndeki okurlarımla da paylaşıyorum...

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org