Yeraltı Notları, 17 Mayıs 2004

Sevgül Uludağ

 

REFERANDUM SÜRECİNDE NELER YAŞANDI? (*)

REFERANDUM SÜRECİNDE NELER YAŞANDI

REFERANDUM SÜRECİNDE NELER YAŞANDI?

Sevgül Uludağ 

 

*** Londra, Belfast, Lefkoşa: Annan Planı’na ilişkin Vatandaşın El Kitabı’nı hazırlayan PRIO ekibinde yer alan Yuli Taki, referandum süreçlerini değerlendiriyor:

 

“Kuzeyde insanlar daha iyi bilgilendirildi” (*)

 

Yuli Taki’yle tanışıklığımız çok eskilere dayanıyor...

Önce onun “canyoldaşı” David’i tanımıştım... David Officer, Kuzey İrlanda’dan Kıbrıs’a gelmiş, sıcak bir yaz günü bahçede oturup sohbet etmiştik... Bana Yuli’den söz etmişti. David, Kuzey İrlanda’da henüz “savaşın” devam ettiği günlerde Katolik ve Protestan işçi hareketinin biraraya gelerek birlikte oluşturduğu “Ulster People’s College”te öğretim görevlisiydi. Bu kolej o kadar enteresandı ki, aslında işçilerin eksik kalmış eğitimlerini birlikte tamamlamaları, siyasi partilerin modern dünyada ihtiyaç duydukları çeşitli konularda kadrolarına yönelik eğitimler verilsin diye kurulmuştu. Koleje kadın grupları, gençlik grupları, siyasi parti temsilcileri, sendikacılar gidiyor, ihtiyaçlarına göre çeşitli konularda eğitim alıyorlardı. Toplumsal cinsiyet rollerinden tutun da, medyanın politik mesajlar için en doğru biçimde kullanımına, grup dinamiklerinden örgütlenmeye, çatışmaların çözümünden barış ve eşitlik kültürüne dek geniş bir alanı kapsıyordu kolejin çalışmaları...

 

ULSTER PEOPLE’S COLLEGE’İN “DURUŞU” VARDI...

Ancak Kuzey İrlanda’da yaşayan insanları tanımazsanız, bu yazdıklarım da pek anlam taşımaz. Çünkü Kuzey İrlanda, tıpkı Kıbrıs’ın son üç yılda kristalleşen “herkesin politize olma süreci”nin benzerini çoktan yaşamış, Kuzey İrlanda çatışması, herkesi “taraf olmaya” zorlamıştı. David’in çalıştığı “Ulster People’s College” bizde DAÜ, GAÜ gibi üniversitelerin yaptığı gibi salt “akademik eğitim” verip “rejimin” yanında “muhteşem bir duruş” sergilemiyordu. “Ulster People’s College”in çatışma karşısında bir “duruş”u vardı ve çatışmanın çözümü için “düşünce” üretiyordu... Çünkü onlar yeni bir toplumun, yeni bir ülkenin hayalini kuruyorlardı...

 

REFERANDUM SÜRECİNDE ROL ALDILAR

Düşünce üretip üretmemeniz ne fark eder, eğer bunları hayata geçirmek için harekete geçmiyorsanız? Bu kolejde toplanan Kuzey İrlanda’nın Katolik ve Protestan kökenli aydın öğretim görevlileri, doğrudan eylemlerin de içindeydi. Örneğin Barbara McCabe, Kuzey İrlanda Kadınlar Koalisyonu’nun kurucularındandı... Kuzey İrlanda’da “Good Friday Anlaşması” hazırlanırken de Kuzey İrlanda Kadınlar Koalisyonu önemli bir rol üstlenmişti, tıpkı Ulster People’s College’in yaptığı gibi... Ve referandum sürecinde de David’in de içinde bulunduğu gruplar, gecelerini gündüzlerine katıp çalışmışlardı...

O sıcak yaz günü henüz tanışmadığım ama adını çok duyduğum Yuli’ye, David’le yeşil bir eşarp göndermiştim, bir de bluz... David, Kuzey İrlanda’daki çatışmayla Kıbrıs çatışması arasında benzerlikler ve farklılıkları araştırıyordu...

 

“BAĞIMSIZLIKTAN BU YANA SİYASİ DÜŞÜNCENİN GELİŞİMİ”

Daha sonra Yuli’yle Londra’da tanıştığımızda, henüz doktorasını tamamlamaya çalışıyordu. Konusu da oldukça ilginçti: “Bağımsızlıktan bu yana (1960) Kıbrıs Rum siyasi düşüncesinin gelişimi...”

Henüz David’le çıkıyordu, daha evlenmemişlerdi... Henüz Leon adlı bir bebekleri de doğmamıştı. Yuli, “standart” Kıbrıslırumlardan çok farklı biriydi. Tarihe “objektif” biçimde bakabiliyordu... Haklıya “haklı”, haksıza “haksız” diyebiliyordu... İkide bir Cyprus Mail gazetesine bir makale gönderiyor, Kıbrıslıtürklerin neden AB süreci dışında tutulduğunu sorguluyordu örneğin... Barış İçin Kadın Girişimi olarak Yuli’yi bir keresinde konuk etmiş, henüz Kıbrıslırumların kolayca kuzeye geçip konferans veremediği günlerde Yuli barış aktivistlerine konuşmuş, “Kıbrıs’ta haklı olan kim?” sorusunun yansımalarına yanıtlar aramıştı...

Doktorasını yaparken de Kıbrıs’taydı Yuli –kuzeyde on gün kadar kalarak araştırma yapmak için izin almıştı. O günlerde enformasyonda çalışan kontrgerilla temsilcileri (hala oralarda bir yerlerde olmalılar) Yuli’nin bizlerle görüşmemesi için ellerinden geleni yapmışlar, ona bizlerle ilgili “karşı propaganda” yapmışlar, neden bizlerle görüşmemesi gerektiğini anlatıp durmuşlardı...

Yine de görüşmüştük, bahçede oturmuş, sohbet etmiş, birbirimizi anlamaya çalışmıştık...

 

BİR BAVUL DOLUSU BEBEK GİYSİSİ!

Belfast’ta yapılan Barış ve Çatışmaların Çözümü Avrupa Konferansları’nın ikincisine giderken, Yuli artık David’le birlikte bu kente yerleşmiş, doktorasını tamamlamaya çalışıyordu... Evlenmişlerdi, üstelik Yuli hamileydi... Ona kocaman bir bavul dolusu bebek giysisi götürdüğümü hatırlıyorum: bunlar doğacak bebekleri için rengarenk, cıvıl cıvıl tulumlar, pijamalar, patikler, yün hırkacıklar, üzerine ayıcıklar işlenmiş “sallaritsa”lardan oluşuyordu... Yuli’ye “Oralarda bebek giysileri pahalıdır, bırak İstanbul’dan alalım bunları, bebeğe de katkımız olur” demiştim... Ve annemin pullarla işlediği, lacivert şile bezinden bir Hindistan giysisi... Sıcak yaz aylarında giyip rahat etsin diye... Bu elbiseyle çekilmiş gülümseyen bir fotoğrafı da var bende: hamileliği ilerlemiş, karnı kocaman, gülümsüyor...

Yuli “Leon” adlı bebeğini dünyaya getirdi, doktorasını tamamladı, Belfast’ta yapacak fazla birşey bulamadığı için Kıbrıs’a geri döndü... Leon’la bizleri ziyarete geldi – Leon henüz birkaç aylık bir bebekti, onu kollarıma alıp baktım, bütün bebekler gibi muhteşemdi! 

Aradan kaç yıl geçti? Yuli’yle ilk tanıştığımız günlerden bu yana belki 10 yıl... Belfast’tan bu yana belki 5 yıl... Leon şimdi 4.5 yaşında...

 

ANNAN PLANI’YLA YAŞANAN SÜREÇ...

Yuli, Kıbrıs’a döndükten sonra Merkezi Norveç’te bulunan Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü PRIO’nun Ledra Palace’taki temsilciliğinde çalışmaya başladı... Ve Annan Planı ortaya çıktığında, Yuli belki de bu süreçte çok önemli bir rol oynayacağını henüz bilmiyordu. Oysa PRIO’nun girişimiye Yuli Taki, Mete Hatay, Ayla Gürel ve Alexis Alexiou, “yeşil kitapçık” diye bildiğimiz Annan Planı’yla ilgili vatandaşın el kitabını hazırladılar. Mayıs 2003’te işe girişip Annan Planı’nı tüm ayrıntılarıyla öğrendiler, Ekim 2003’te Annan Planı’yla ilgili Vatandaşın El Kitabı’nı yayımladılar. Kitap üç dildeydi, Türkçe, Rumca ve İngilizce. Ayrıca bir de web sitesi hazırlamışlardı: www.cyprusdecides.org

Kasım-Aralık aylarında Annan Planı’nda mülkiyete ilişkin vatandaşa yönelik bir el kitabı daha çıkardılar ve son olarak Nisan 2004’te Annan Planı’nın 31 Mart versiyonunu, yani “Beşinci Annan Planı”nın vatandaşa yönelik el kitabını yayımladılar.

Bu süreçte, kuzeydeki ekip yani Mete Hatay ve Ayla Gürel, 78 kadar köyü ziyaret ederek Annan Planı’nın ne anlama geldiğini anlatmış, çeşitli sivil toplum örgütleriyle buluşmuş, televizyon programlarında vatandaşların sorularını yanıtlamışlardı. Kuzeydeki gazeteler ücretsiz olarak Annan Planı’nın çeşitli versiyonlarını yayımlamayı kabul etmişler ve bu gerçekleştirilmişti. Güneyde bu yapılamamıştı çünkü güneydeki gazeteler bunun için para talep ediyordu.

 

“KUZEYDE İNSANLAR DAHA İYİ BİLGİLENDİRİLDİ”

Tüm bu süreçte Annan Planı’yla ilgili Vatandaşın El Kitabı’nı hazırlayan ekip “tarafsız” olmak durumundaydı... Kitabın kendisi de “kabul edin” ya da “reddedin” havasında değil, yalnızca Annan Planı’nda neler olduğunu vatandaşa izah etmek üzere hazırlanmıştı...

Yuli Taki’yle referandumlar sonrasında buluşuyoruz... Sohbet ediyoruz... Birlikte analizler yapmaya çalışıyoruz: “Kuzey neden EVET, güney neden HAYIR dedi?” Referandumlar sonrası dönüp geriye bakmaya çalışıyoruz... Ve o, Annan Planı’nın el kitapçığını hazırlamış olan bir uzman olarak sorularımızı yanıtlıyor... Bir “EVET”çi ya da bir “HAYIR”cı olarak değil, yalnızca bu konuda aylarca çalışmış bir “uzman” olarak...

İlk söylediği, referanduma giden süreçlerde “kuzeyde daha eşitlikçi bir atmosfer”in varlığı ve bu bağlamda insanların daha iyi bilgilendirilmiş olması...

 

“GÜNEYDE SÜREÇ DAHA AZ DEMOKRATİKTİ...”

Onunla söyleşimiz şöyle:

SORU: Günlerini, aylarını harcayarak, Annan Planı üstünde çok çalışmış, “uzmanlaşmış” ender kişilerden birisisin Yuli... Referandum süreçleriyle ilgili neler hissediyorsun?

TAKİ: Aslında kuzeydeki referandum süreciyle güneydeki referandum süreci arasındaki farklılıkları ortaya koymak gerekir. Aslında çok ilginç gözlemler vardır, bu gözlemlerin yalnızca Kıbrıslıtürkler ya da Kıbrıslırumlar tarafından değil, aynı zamanda Kıbrıs dışındakilerin de dikkatlice incelemesi gerekir.

Öncelikle şunu söyleyeyim: kuzeydeki referandum süreci, güneye kıyasla çok daha önce başlamıştı, hatta referandum anons edilmeden önce – Ekim 2003’ten beri Annan Planı’nı tartışıyordunuz kuzeyde, o dönem pek çok yanlış bilgilendirme olsa dahi, planı anlamlı biçimde tartışıyordunuz. Yani daha uzun bir referandum süreci yaşadınız. Ortaya çıkan bir diğer nokta da sürecin kendisiydi,  yani toplumların referanduma hazırlanma biçimi ya da vatandaşların Annan Planı’na ilişkin bilgi sahibi olma süreci. Güneyde bilgi akışına ilişkin olarak daha az demokratik bir süreç yaşadık, bu hem biz Kıbrıslılar için, hem de Kıbrıs dışındakiler için not edilmesi gereken bir nokta. Çünkü görülebilen, kuzeyde güneye kıyasla daha eşitlikçi bir sürecin yaşanmış olduğuydu...

 

“BİLGİLENDİRME DEĞİL TARTIŞMA”

Güneyde referandum sürecini medya ve politikacılar alıp sürükledi – ne medya ne de politikacılar, politikacı olmayanlara ya da hukukçu olmayanlara bilgi akışı konusunda bir alan yaratmadılar. Bunun anlamı şuydu: halka sunulan bilgi, geleneksel biçimde “politika konuşmak” şeklinde yapılıyordu. Bunun tipik bir örneği bir EVET’çi bir de HAYIR’cı politikacının televizyona çıkıp kendi aralarında tartışmaları ve “1 Mayıs’tan önce mi sonra mı çözüm”ü konuşmalarıydı – bu da bir tür kavgaya dönüşüyor ve sonuçta vatandaşların planla ilgili bilgi edinme hakkına engel oluyordu. Bu sorunu güneyde daha da ağırlaştıran şuydu: siyasi partiler son günlere dek Annan Planı’na ilişkin herhangi bir tavır almamışlardı, bu da planla ilgili tartışmaların çok geç başlamasına yol açtı. Tartışmalar çok hararetli biçimde yapılıyordu, bilgilendirme kampanyası yoktu yani, yalnızca “EVET” ya da “HAYIR” kampanyaları vardı, vatandaşı Annan Planı’yla ilgili bilgilendirme kampanyası yoktu. Bu da insanların bireyler olarak “EVET” ya da “HAYIR” demekte rahatsızlık duymalarına yol açtı, sonuçta politikacıların yaptığı tavsiyeye uyarak oy kullanmayı daha güvenli buldular.

 

“HAYIR. FULLSTOP!...”

Bu süreçte Cumhurbaşkanı’nın oynadığı rol özellikle önemliydi, özellikle de en büyük parti olan AKEL’in HAYIR’dan yana tavır koymuş olduğu düşünülürse. AKEL’in pozisyonu ise HAYIR derken daha ılımlı bir pozisyondu, Cumhurbaşkanı’nın aldığı pozisyona göre ılımlı bir pozisyondu bu. AKEL bir tür “Şimdi HAYIR diyoruz ki gelecekte yapılacak bir referandumda EVET diyebilelim” diyordu. Oysa Cumhurbaşkanı “HAYIR. NOKTA” diyordu. HAYIR’a ilişkin bu iki tutumu gören ve örneğin Kıbrıs’ta çözümün Annan Planı’nda öngörüldüğü gibi bir yapıyla mümkün olacağını düşünen insanlar, bu kez HAYIR demekte kendilerini rahat hissettiler çünkü ılımlı bir parti de HAYIR diyordu. Söylediklerimin anlamı şudur: HAYIR oylarına dikkatli biçimde bakmalıyız ki Kıbrıslırumların hangi yönde HAYIR dediklerini anlayabilelim.

 

“PARTİLER FEDERASYONU İZAH ETMEKTE SORUMLULUK ALMADI”

Buna eklenebilecek son bir nokta daha var: Kıbrıslırumlar bugüne dek Kıbrıs sorununun YALNIZCA bir istila ve işgal sorunu olduğu yönünde toplumsallaştırıldılar... İnsanların Kıbrıs sorununa ilişkin algılaması böylesine tek boyutluydu, buna göre çözümden beklentileri de 1974 öncesinde olduğu gibi insan haklarının sağlanması şeklinde olacaktı. Buna göre “adil bir çözüm” için tüm göçmenlerin evlerine dönmeleri beklentisi olacaktı, tüm mülklerin iadesi beklentisi olacaktı, Türk ordusunun belirli bir biçimde çekilmesi beklentisi olacaktı. Yerleşiklerin Kıbrıs’tan gitmesi beklentisi olacaktı. Tüm bunlar, insanları birkaç gün içinde EVET oyu vermeleri yönünde hazırlamayı çok zorlaştırıyordu. Bildiğimiz gibi siyasi partiler, iki toplumlu, iki bölgeli federal bir çözümün ne anlama geldiği hakkında üyelerini bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmediler... Öylesi bir durum vardı ki güneyde EVET oyu çıksaydı sürpriz olurdu...

 

(Devam edecek)

 

(*)  Bu yazı dizisini YENİDÜZEN gazetesi için hazırladım, 18.5.2004’ten itibaren gazetede yayımlanıyor. Hamamböcüleri’ndeki okurlarımla da paylaşıyorum...

 

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org