Yeraltı Notları, 18 Mayıs 2004

Sevgül Uludağ

 

“Güneyde yaşamamız gereken süreci destekleyin!...”(*)

REFERANDUM SÜRECİNDE NELER YAŞANDI

REFERANDUM SÜRECİNDE NELER YAŞANDI?

Sevgül Uludağ 

 

***  Annan Planı’na ilişkin Vatandaşın El Kitabı’nı hazırlayan PRIO ekibinde yer alan Yuli Taki’ye göre şimdi, Kıbrıslıtürklerin Kıbrıslırumların yaşaması gereken sürece anlayış ve destek vermesinin zamanı...

 

“Güneyde yaşamamız gereken süreci destekleyin!...”(*)

 

Yuli Taki’yle söyleşimizin devamı şöyle:

SORU: Güneydeki HAYIR kampanyasının yürütülmesine ilişkin pek çok şey duyduk... Bunlardan biraz söz eder misin?

TAKİ: Elbette... Öncelikle Cumhurbaşkanı’nın konuşması vardı... Buna bazı bakanların memurlarına gönderdiği mesajlar eşlik ediyordu.

 

SAVUNMA BAKANI’NDAN ASKERLERE MESAJ!

SORU: Memurlar HAYIR oyu versin diye yani...

TAKİ: HAYIR oyu versinler diye... Örneğin Eğitim Bakanlığı’na bakacak olursak, bakanın kendisi Yunanistan’da 1967’de Cunta’nın işbaşına geldiği günün yıldönümü olan 21 Nisan’da tüm okullara bir yazı gönderdi – görünen o ki böylesi bir yıldönümünde ilk kez bir bakandan öğretmenlere bir mesaj gönderiliyordu ve mektupta öğretmenlerden ve öğrencilerden Cumhurbaşkanı’nın yanında durmaları isteniyordu. Ve Cumhurbaşkanı da zaten bu mektubun gönderilmesi öncesinde referanduma karşı bir tavır almıştı. Savunma Bakanı’nın tüm askerlere mesaj gönderdiği şeklinde iddialar da var. Biliyorsun, askerler arasında profesyonel askerlik yapanlar da var... Onlara gönderilen mesajda gelecekte iş güvencelerine ilişkin çok büyük bir belirsizlik olduğu, işlerini kaybetmeleri halinde tazminat da alamayacakları ve çalışanlar olarak kazanımlarının da güvence altında olmayacağı belirtilmiş şeklinde iddialar var. Benzer mesajlar kamu çalışanlarına da gönderildi. Aynı şekilde Merkez Bankası Başkanı da Annan Planı’na dayalı bir çözümden sonra ekonominin yaşayabilir biçimde çalışamayacağını duyurdu. Başsavcı da bir açıklama yaparak Annan Planı’nın insan haklarını inkar ettiği yönünde kendisinin halka bilgi vermekle yükümlü olduğunu duyurdu. Bir başka deyişle hem devlet görevlileri, hem de bağımsız kurum temsilcileri ve bizzat Cumhurbaşkanı’nın kendisi çok olumsuz mesajlar göndererek insanları doğrudan ya da dolaylı yollardan HAYIR oyu vermeleri yönünde etkilemeye çalıştılar. Buna tek istisna AKEL’den Andreas Hristu oldu. Andreas Hristu bir açıklama yaparak, kamu çalışanları açısından haklarının korunması bakımından çözüm sonrası için kaygılanacak bir durum olmadığını duyurdu.

 

İSTİFALAR YAŞANDI...

SORU: Ve bazıları da istifa etti...

TAKİ: Evet, Kazamias  İletişim Bakanı’ydı ve Cumhurbaşkanı’nın Annan Planı karşısındaki tavrını onaylamadığı için istifa etti.

 

SORU: Takis Hadjidimitriou da istifa etti...

TAKİ: Evet, Takis Hadjidimitriou da istifa etti... EDEK’tendi. EDEK, Annan Planı’na karşı HAYIR tavrı almış bir partiydi. Buna karşın istifa etti. EDEK’in içinde de bir istifa oldu, EDEK’in Basın Sözcüsü Vassilis Protopapas partinin Annan Planı karşısındaki tavrı nedeniyle bu görevinden istifa etti.

 

SORU: Sanırım Attalides Cumhurbaşkanı’nın danışmanlığından istifa etti ama bu açıklanmadı...

TAKİ: Bu konuda birşey görmedim. Ama mesela Symeon Matsis, İletişim Bakanlığı’ndaki Müsteşarlık görevinden istifa etti. Yani hükümetin referandum sürecine ilişkin tavrını protestolar vardı. Özellikle insanların prensipler nedeniyle görevlerinden istifa etmedikleri bir toplumda yaşadığımız için, bu istifalara tanık olmak ferahlatıcıydı.

 

ANTİ-DEMOKRATİK VE TACİZCİ YÖNTEMLER

SORU: Bir de EVET kampanyası vardı ve bu kampanyayı yürütenler ya da katılanların tehdit edildiğini ya da taciz edildiklerini de biliyoruz. EVET kampanyasına ilişkin yaşanan süreçten de söz eder misin?

TAKİ: Tehditler savruldu, tacizler yaşandı, bunlar çok netti. Bir anlamda hükümetin alıp yürüttüğü bir süreç içinde, tacizler daha da kötü geliyordu. Ancak şunu vurgulamak istiyorum: bu tacizlerin, çıkan sonucu izah edemeyeceğini düşünüyorum. Medyanın bu süreci iyi idare edememiş olmasının da çıkan sonucu izah edemeyeceğini düşünüyorum. Yani bunlar “ekstralar”dı... Elbette HAYIR’cıların EVET’çilere karşı kampanya sırasında kullandıkları yöntemler kabul edilmezdir, antidemokratiktir ve tacizkardır ancak herşeyi kendi perspektifi içinde ele almalıyız. HAYIR kampanyacılarının kendilerini bunca rahat hissetmelerinin nedeni, sürecin idarecileri olmalarını hissetmeleriydi bence. Çünkü EVET kampanyası çok geç başlayabilmişti. EVET kampanyası başlayıncaya kadar, HAYIR kampanyası kamuoyunun yani Kıbrıslırumların güvenlik duygularına ilişkin duyarlılıklarını manipüle etmişlerdi bile. İnsanlar aynı nedenlerden ötürü HAYIR demediler. Bazıları Türk ordusu karşısında kendilerini güvencede hissetmedikleri için HAYIR dediler,  “Altına imza atacağımız anlaşmanın uygulanmasını kim garanti edecek?” kaygısıyla HAYIR dediler ve bunlar, HAYIR oyu verenlerin önemli bir bölümüydü... Ancak başka güvensizliklerden ötürü HAYIR oyu verenler de vardı. Bugüne dek insanların şunu söylediğini duyuyorum: Kıbrıslıtürklerin idaresi altında yaşayacak olan Kıbrıslırumlar ikinci sınıf vatandaş olacak diyorlar. Aslında Annan Planı’nda öngörülenlerin, insanların inandıklarından farklı olduğunu biliyorum ancak bu da EVET kampanyası yürütenlerin insanlara planı izah etmekte ne tür zorluklarla karşı karşıya kaldıklarını gösteriyor. Annan Planı insanlara birkaç günde izah edilemeyecek denli kapsamlı ve karmaşıktır. HAYIR kampanyası yürütenler de Annan Planı’nın herşeyinin kötü olduğuna insanları ikna etmişlerdi, Annan Planı’na ilişkin herhangi iyi bir yönle ilgili herhangi birşey söylemiyorlardı. Cumhurbaşkanı da İsviçre’deki müzakereler ardından halka hitaben yaptığı ilk konuşmada Annan Planı’na ilişkin herhangi pozitif birşey söylememişti. Tek bir sözcük bile... Bu da, insanlara planı anlatmayı çok zorlaştırdı. EVET kampanyası yürütenler de tüm bu süreçte kullanmış oldukları taktikleri gözden geçirip değerlendirmelidir çünkü bilgilendirme kampanyası, partilerin Annan Planı’na ilişkin tavır almalarından çok önce başlamalıydı. Sanırım şunu farketmediler: Plana ilişkin henüz herhangi bir tavır almamış olsalar dahi, yalnızca insanların bilgi alma hakkı prensibine dayalı olarak Annan Planı’na ilişkin bilgilendirme kampanyası yürütebilirlerdi veya bilgilendirme kampanyalarına destek verebilirlerdi. İnsanların bunu bilme hakkı vardı: Planı kabul mu edeceğiz yoksa red mi edeceğiz demeden önce...

 

“DENKTAŞ MÜZAKERE ETMEDİ Kİ BİLEYİM!”

SORU: Şunu düşünüyorum: Oxford Üniversitesi’nde De Soto’yla Ekim 2003’te buluşmuştuk uluslararası bir atölye çalışmasında. O zaman henüz kuzey “zor olan taraf”tı. Denktaş güya görüşmeciydi ancak kimseyi dinlemiyordu, binlerce insan sokaklarda “Annan Planı’na evet” diye gösteriler yapıyor, bağırıyordu ama Denktaş onları dinlemiyordu. De Soto bizlere Cornell Üniversitesi’nde öğrencilerin kendisine “Denktaş ne tür bir görüşmecidir?” diye soru sorduklarında “Bilmiyorum çünkü müzakere etmiyor” dediğini anlatıyordu. Kuzeyde henüz seçimler olmamıştı, hükümet değişmemişti... “Resmi” düzeyde herşey olumsuzdu. Denktaş müzakere etmediğinde De Soto ikide bir uçağa atlayıp Ankara’ya gidiyor, müzakereleri Ankara’da yürütüyordu. Sence Birleşmiş Milletler ve görüşmelere dahil olmasalar dahi AB, tüm enerjisini “zor” olan tarafa odaklayarak, “kuzey”i memnun etmeye çalışarak, “güney”deki insanların duygularını, korku ve kaygılarını “ihmal” mi etti bu süreçte? Çünkü biliyoruz ki Annan Planı Lucern’de değişti, orada olmayan şeyler plana kondu... Hep bunu düşünüyorum, ne oldu yani? ABD içeri girip “Tamam, Türkiye’ye ne isterse verin” mi dedi yani? Birleşmiş Milletler’in bu süreçte bir ihmali oldu mu güneye yönelik?

TAKİ: Sanırım senden daha iyi bir biçimde izah edemezdim bu süreci, tam da söylediğin gibi oldu... Güneyde siyasi partilerde üst düzey liderliklerden de, diplomatlardan da geçmişte duyduğum şeylerden söz etmek istiyorum. Onlar sürekli şöyle diyordu: “Kıbrıs Rum tarafıyla ilgili kaygılanacak birşey yoktur, Kıbrıs Rum siyasi partileri doğru pozisyonu aldığı sürece...” İnsanların siyasi partilerin tavsiyelerini izleyeceği varsayılmaktaydı. İnanıyorum ki herkes için bu iyi bir ders olmalıdır: Tüm dünyada insanların referandum süreçlerinde, normal seçimlerden farklı davrandıkları, siyasi tavırlarının seçimlere kıyasla refererandumlarda farklı olduğu anlaşılmalıdır. Bizdeki referandum öncesinde temel ev ödevi yapılmamıştır diyebiliriz. İkincisi, kuzey demokratik prosedürler geliştirememiş olduğu için, herkes dikkatini kuzeye vermişti. O nedenle bu röportajın başında sana güneye kıyasla kuzeyde insanların çok daha eşitlikçi bir süreç yaşamış olduğunu söylemiştim. Örneğin medyanın kuzeydeki tavrına bakalım. Anladığım kadarıyla  medyadaki programlara sade yurttaşlar da katıldı, yalnızca politikacılar ve hukukçular değil, bunun ötesinde insanlar programlara katıldı.  Annan Planı’na ilişkin programlara insanlar telefonla katıldılar. Güneyde ise çok az sayıda gazeteci Annan Planı sürecini alıp sürükledi ve bizlere Annan Planı’nı anlatmaya çalıştılar oysa bu ille de onların “uzmanlık” alanı değildi. Buna karşın başkalarının uzmanlığından yararlanmaya çalışmadılar Annan Planı konusunda. Aynı gazeteciler EVET ve HAYIR kamplarından politikacılar arasında tartışmaları yönettiler ve bunu çok kötü biçimde yaptılar. Bir kerecik olsun dahi belki de insanların bilgilendirilebilmesi için normalde yapılan programlardan farklı bir format kullanmak gerektiğini akıllarından geçirmediler. Böylece insanların demokratik bir hakkı olan bilgi edinme hakkına ilişkin güneydeki altyapı yetersizliklerimizi görmüş olduk. Hem Kıbrıs dışındakiler hem de güneydeki siyasi partilerin, Kıbrıs’ın geleceği gibi ciddi bir konuyu ele alırken, kendi yapıları ve kendi siyasi kişiliklerinin ötesinde bir destek temeli için arayışa gireceklerini umarım. Her gece ama her gece aynı insanlar televizyona çıkıyordu, böylece sonuç da belliydi çünkü kendi aralarında kavga etmeye başlıyorlardı... Yani bu siyasi temsilciler bilgi bakımından ne kadar zengindi ki hem insanların üstünde düşünmesi gereken soruları ortaya koyuyorlar, hem temel bilgileri veriyorlar, hem de kendi anayasanızı değiştirip yerine başka bir anayasa koymakta gerekli yaratıcılığı ortaya koyuyorlardı?

 

“KUZEYDEKİ HÜKÜMETİN ADIM ATMASI GEREK...”

SORU: Sanırım şunu da dipnot olarak eklemeliyim: Annan Planı’na referandumlara gidilmesi gerektiği yönündeki koşulu koyduklarında, uluslararası topluluk, yine kuzeye odaklanmıştı güneyden çok. Çünkü Denktaş hiçbirşeyi kabul etmiyordu... Referandum, insanların kendi düşüncelerini ortaya koymakta bir tür “güvenlik sübabı” olarak düşünülmüştü... Denktaş referandumlara şiddetle karşı çıkıyordu... Geçen yıl insanlar burada sembolik bir referandum yapmaya kalkıştığında, polis basmıştı etkinliği ve sendikacılar tutuklanmıştı. Ancak şimdi ne olacak Yuli? Yani bu yılın sonuna kadar neler olabilir? Bu yılın sonunu da kaçırırsak, belki de birkaç kuşağın geçmesini beklemek zorunda kalacağız, Kuzey İrlanda’da insanların başına geldiği gibi...

TAKİ: Bu yılın sonundan önce güneyde yeni bir referandumun yapılmasının çok önemli olduğunu hem güneyde, hem de kuzeyde insanlar anlayacaktır sanırım. Kuzeydeki hükümetin, güneydeki insanlara doğru mesajlar verecek olan stratejiler izlemesi gerektiğine inanıyorum. Kıbrıslıtürklerin de referandumun sonucuna bakarak Kıbrıslırumlara düşmanlıkla bakmamaları gerektiğini vurgulamak istiyorum. Güneyde yaşanan sürece son derece eleştirel bakan bir Kıbrıslırumum ben de... Ancak bir an için olsa dahi insanları bu sonuç nedeniyle suçlamayı düşünmedim. Dediğim gibi, bu sonuç belliydi... Çünkü insanların Kıbrıs sorununa ilişkin daha eleştirel bir bakış geliştirme fırsatları olmamıştır. Buna ek olarak Cumhurbaşkanı da bir biçimde bu sonucu önceden belirledi... Birkaç hafta önce bir diplomatın bir sunuşunda söylediği ve bana çok aydınlatıcı gelen birşeyi tekrarlamak istiyorum bu röportajda. Bu diplomat, dünyanın çeşitli yerlerinde pek çok kez referandumların kaybedilmiş olduğunu söylemişti... Ancak dünyanın hiçbir yerinde siyasi liderliklerin referandum sürecine katılmadığı bir referandum kazanılmamıştır demişti... Güneyde olan da buydu... Siyasi liderlik referandum sürecine angaje olmuyor ve referandumdan birkaç gün önce gelip bizlere neden HAYIR dememiz gerektiğini izah ediyordu, ortaya koyduğu nedenler de pek iyi nedenler değildi. Bu fırsatı kullanarak bir kuzeydeki hükümete bir çağrı yapmak istiyorum: mümkün olan, yapılabilecek olan adımlar atılarak Kıbrıslırumların güvenlik kaygılarını gidermeye çalışmalı... “Güvenlik kaygıları” derken de bunu dar bir anlamda kullanmıyorum, geniş anlamda kullanıyorum. Örneğin kuzeyde yaşayan bazı Kıbrıslırumlar var. Şöyle diyelim: Annan Planı’nda kuzeyde Kıbrıs Türk yönetimi ya da devleti altında yaşayacak Kıbrıslırumlar olacaktır, bunlar ya daimi olarak burada ikamet edecek ya da Kıbrıs Türk devletinin iç yurttaşlığına sahip olacaklardır. İnsanlar, kuzeye gelirlerse ikinci sınıf vatandaş olacaklarına inanıyorlar. Kuzeyin statüsünü tehlikeye düşürmeden ancak herkesin yararına olabilecek, kuzeydeki hükümetin şimdi atabileceği adımlar vardır. Örneğin Karpaz’da yaşayan Kıbrıslırumlar için atılabilecek adımlar vardır. Şimdiki hükümetin insan hakları konularını ciddiyetle ele aldığından kuşkum yoktur, aynı şekilde iki toplumun yeniden yakınlaşmasını da ciddiyetle ele aldığından kuşkum yoktur. Karpaz’da yaşayan Kıbrıslırumların iki toplum arasında bir köprü işlevi görebileceğine inanıyorum.

 

“KIBRISLITÜRKLER ANLAYIŞ VE DESTEK VERMELİ...”

Güneyde yaşanacak süreçle ilgili olarak da, Annan Planı’nın canlı kalmasını sağlamalıyız... Bunu, güneyin mutlaka bir EVET oyu çıkarması gerektiğine inanarak söylüyorum. Çünkü eğer Kıbrıslırumlar böylesi bir anlaşmayı kabul edemeyecekse, eğer Kıbrıslırumlar böylesi bir çözüm yerine TAKSİM’i tercih ediyorsa, o zaman herşey yerli yerine oturmalıdır, A çözümü ya da B çözümü, sonuç neyse bilinmeli, kimse de bunun kurbanı olmamalıdır, ne Kıbrıslıtürkler, ne de Kıbrıslırumlar. Ancak Kıbrıslırumlar EVET ya da HAYIR derken, tam olarak neye oy verdiklerini bilerek bunu yapmalarını sağlamalıyız. EVET ya da HAYIR oyunun sonuçlarının ne olduğunu çok iyi bilerek bunu yapmalarını sağlamalıyız. O nedenle güneyde bir bilgilendirme kampanyası yapılmalıdır. Ve umarım ki hem Kıbrıs dışındakiler, hem de Kıbrıs içindekiler böylesi bir bilgilendirme kampanyasının rahatlıkla uygulanmasını sağlarlar. Üçünü olarak kuzeydeki politik liderliğin güneydeki liderliklerimize doğru oranda baskı uygulaması gerektiğini söylemek istiyorum, burada da çoğul olarak “liderlikler”den söz ediyorum, yalnızca Papadopulos’u kastetmiyorum, aynı zamanda AKEL’den, DİSİ’den, güneydeki tüm siyasi partilerden söz ediyorum. Kuzeydeki liderlik, güneydeki liderliklerden “Bazı değişiklikler olursa, Annan Planı’na EVET diyeceğiz”den tam olarak ne kastettiklerini ayrıntılı biçimde açıklamalarını istemelidir. Bu değişiklikler tam olarak nelerdir? Bu konuyu aydınlığa kavuşturmak amacıyla bu ortak olarak da yapılabilir, hem Kıbrıslırum toplumunun içinden, hem Kıbrıslıtürk toplumunun içinden, hem de dışarıdan... Aralığa gelince, Aralık öncesinde bir referandum yapılabilmesi için elimizden gelen herşeyi yapmalıyız. Bunun nedenleri açıktır, Türkiye’nin AB karşısındaki pozisyonu vs.

Kuzeydeki etkileyici sonuç, umalım ki bu yıl sonuna dek nihai bir çözüm için kararlılığı güçlendirmeyi engellememelidir...

Bir de Kıbrıslıtürklere çağrı yapmak istiyorum: iki toplum Kıbrıs sorununa bakış açısından farklı yerlerde durmaktadır, bir çözümün aciliyeti iki toplumda farklı yoğunlukta hissedildi...  Kıbrıslıtürkler çok daha uzun bir süre çözüm için kampanya yürüttüler, o nedenle sizin Annan Planı’nın yararları ve bedellerine ilişkin çok daha derin bir anlayışa sahip olduğunuza inanıyorum. Şimdi güneyde bizlerin yaşaması gereken sürece Kıbrıslıtürklerin anlayış ve destek vermesinin zamanıdır...

(Bitti)

 

(*)  Bu yazı dizisi Yenidüzen gazetesinde 18 ve 19 Mayıs 2004 tarihlerinde yayımlandı, Hamamböcüleri’ndeki okurlarımla da paylaşıyorum...

 

 

 

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org