Yeraltı Notları, 26 Mayıs 2003

Sevgül Uludağ

 

Küçük dev adımlar...

Yıllarımızı verdiğimiz iki toplumlu barış hareketi şimdi kendiliğinden bir ivme kazandı – bir zamanlar tabu olan iki toplumlu temaslar için artık herhangi bir “facilitator” gerekmiyor. Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum insanlarımız kendi kaderlerini kendi ellerine almışlar – “yeniden yakınlaşma” sürecini kendi elleriyle biçimlendiriyorlar...

Artık herhangi bir Kıbrıslıtürk arkadaşım, yanına Kıbrıslırum arkadaşlarını alıp çatkapı gelebiliyor... Bu akşam kısacık saçları, harika gülüşüyle Deryacık geliverdi: yanında Kıbrıslırumlar vardı. Havuzun başında oturup sohbet ettik – Girne’ye gideceklerdi, bu yüzden yalnızca canyoldaşımın pipo koleksiyonunu gözden geçirmekle yetindiler. Guatemala, Kolombiya ya da Kenya kahvesi içme önerimi bir başka akşama ertelediler... Stephanos, Laiki Ytonya’da yani Halk Mahallesi’nde oturduğunu, evinin bir iç avlusu bulunduğunu anlattı. Ondan söz aldık: yaz geçmeden bizim için bir parti verecek... Aynı şehirde, aynı gökyüzü altında yaşadığımızı yaşayarak hissedeceğiz...

Dün akşam arkadaşımız Yiannis evinde bir “pot luck party” verdi – ben gazetede nöbetçiydim, bu yüzden gidemedim... Arada Hüseyin cepten arayıp durumumu sordu:

“Benim için de eğlenin!... Ayrılamıyorum buralardan!...”

Sabah Fatma abladan Yiannis’in çok hoş bir evde oturduğunu öğrendim. Yıllarca aynı grupta emek verip de birbirimizin evlerini ziyaret edemiyorduk... Şimdi en azından bunu yapabiliyoruz...

Pazar günü canı sıkılan ablam uğrayıp Uzun Yol’a gitmek istediğini deklare etti! Annem, ablam ve kuzenim Kut’u birkaç saat sonra aradığımda sesleri çok neşeli çıkıyordu: Uzun Yol’daki trencikle Lefkoşa’yı dolaşıyorlardı!.. Döndüklerinde “Dondurma da yedik” diyorlardı!.. Eskiden sıkıldıklarında Girne’ye giderlerdi, şimdi güneye geçiyorlar...

Yiannis geçen Cumartesi itibarıyla elde ettiği rakamları ortaya koyuyor: Bugüne dek 600 bin geçiş yapıldı. 400 bin Kıbrıslırum, 200 bin Kıbrıslıtürk geçiş yaptı “barikatlar”dan...

Bu başdöndürücü dalga Kıbrıs’ta yaşamı değiştirdi, hayat yeniden biçimlenmeye başladı...

Varlık nedeni statükodan çıkar sağlamak olan “Tahtakafalı” grupçukların dışında insanımızın yüzü birazcık daha gülümser oldu...

İnsanımız artık bu topraklarda bir “gelecek” olabileceğine inanmaya başladı – her an çekip gidecekmiş gibi yaşamaktan şimdilik vazgeçti...

Ama sürecin getirdiği sorunlar da çözüm bekliyor: Çözümsüzlük koşullarında “mecburi askerlik” yapmak istemeyen gençlerimiz yurtdışında İngilterelerde, Avustralyalarda wimpylerde ömür tüketiyor – onları geri getirmemiz, bu sürece dahil etmemiz gerek. “Mecburi askerlik” kavramlarını değiştirmemiz, adamızı kuzeyi ve güneyiyle militarizmden arındırmamız gerek...

BRT’nin sivilleştirilmesinden tutun da holiganlık yapmak isteyen faşist grupçukların yasaklanmasına dek, her iki toplumu kucaklayacak şovenizmden arındırılmış, ırkçılığı, etnik kökene dayalı ayırımcılığı yasaklayacak ve cezalandıracak yepyeni projeler, yeni vizyonlar gerek...

Medyanın bir bölümünün hala “Şeytanın avukatlığını” yapan saldırgan tutumunu, “hepsi bize ait” tavrını yontacak programlar gerek...

İlkokullar, ortaokullar ve liselerde yeni öğretim yılı için her iki tarafta da hazırlık yapmamız gerek: başlangıç olarak pilot okullar, pilot sınıflar, pilot gruplar seçilip örneğin haftada bir güncük de olsa öğrencileri tanıştırıp kaynaştırma, birlikte sosyal ve kültürel etkinliklere katma projeleri gerek... Bu topraklarda geleceğimizi gençlerimizin biçimlendirmesi için onlara alan açmamız gerek... Ortak sınıflar oluşturmak, ortak okulların temelini atmak ancak böylesi küçük dev adımlarla mümkün olabilir diye düşünüyorum...

Tüm bunların harika bir süreç olduğunu düşünüyorum – elbette süreç içinde çatışmalar olacak, engeller olacak, Fatma ablanın deyimiyle “Mountain of Lies” yani “Yalan Dağları” yıkılırken iyice kudurup sağa sola saldırmakta olan “Tahtakafalılar” varlığını sürdürecek. “Tahtakafalılar”ın her iki toplumda da oranının eşit olduğunu da çok iyi biliyorum...

Ancak bu adada yaşayan Kıbrıslılar olarak 9 bin yıllık kültürümüzden güç alabiliriz: 9 bin yıllık tarihimiz içinde 30 yıllık bir serüven okyanusta damla gibi olsa gerek... Şu an için hayatımızda çok büyük yer kapladığını sansak dahi, bunun da değişeceğini görebilmeliyiz...

“Sınırların” aralanması, bizlere Kıbrıs kültürünün bilinçli biçimde yokedilmeye çalışılmasına karşın, tümüyle etkili olamadığını ortaya koyuyor..

Paylaşımcı, sevecen, konuksever Kıbrıs halkı tüm saldırılara, tüm beyin yıkama operasyonlarına karşın, tarihinden gelen değerlerinin önemli bir kısmını koruyabilmiş...

Bu değerlerimize birlikte sahip çıkabildiğimiz oranda Kıbrıs sorununun çözümünü de hızlandırabileceğimizi düşünüyorum...

“Birlikte yaşamak” bir düş değildir – “birlikte yaşamak” mümkündür... Ama bunun için de yarınların düşünü bugünden kurmamız, bunu birlikte yapmamız gerek...

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org