Yeraltı Notları, 10 Haziran 2004

Sevgül Uludağ

 

“Savaşın, kapitalizm ve emperyalizmin ilk kurbanı, GERÇEK’tir...”(*)

Uluslararası Gazeteciler Kongresi’nden Notlar

Uluslararası Gazeteciler Kongresi’nden Notlar...

Sevgül Uludağ

 

İşsiz gazeteciler eylem yapıyor!...

 

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun 25nci Kongresi’nin resmi açılışının yapıldığı Zapfion’da hava buz gibi... Avrupa’nın değişken havası böyle: bir gün pırıl pırıl güneşli, ertesi gün kapalı, bulutlu, yağmurlu! Ama Atina’nın Kıbrıs’tan daha serin olduğu kesin... Bu yüzden açık havada yapılan resmi açılışa katılanlar, ufaktan ufaktan içeriye, “dam altına” sığınıyor...

Yemeği beklemeyip Zapfion’dan ayrılıyorum, bir taksiye atlayıp arkadaşım Dimos ve İsabelle’i bulmaya gidiyorum... Plakis Mavilis’te “Briki” diye bir pub’a takılıyorlar – “Briki”nin anlamı “Cezve” – pub tıklım tıklım dolu ama ilişecek birer tabure bulabiliyoruz... Az sonra ETHNOS gazetesinden Babis de geliyor. Babis, “Hannay-Vasiliou ilişkisini” kaleme alıp sonra da dava edilen gazeteci... Referandum öncesinde Kıbrıs’a gelmişti ancak bir türlü buluşamamış, ancak telefonda konuşabilmiştik...

 

ATİNA KIBRISLITÜRKLERİ MENEKŞE BİR NOKİA’DAN DİNLEDİ!

Dimos’la dostluğumuz daha da ilginç: Dimos, Kıbrıslıtürklerin serüvenini, adım adım benim NOKİA’mdan izledi... Çalıştığı Radio FLASH’ta tüm gazetecileri kıskandıracak muhteşem bir işi var: sabah saat 06.00’da kalkıp haberleri gözden geçiriyor... O gün Meksika’da bir deprem mi oldu? Hemen Meksika’dan canlı yayına çıkaracak birilerini buluyor... Ertesi günü ana gündem Irak ya da Afganistan’sa, oralardan gazetecileri, sivil toplumdan aktivistleri ya da siyasi bir lideri programına canlı bağlantıyla alıyor – böylece oldukça popüler olan programı aracılığıyla dinleyicileri tüm dünyayı yakından izleyebiliyor...

Dimos’la dostluğumuz işte böyle gelişiyor – Kıbrıslıtürklerin yaptığı tüm büyük mitingler esnasında beni arıyor, FLASH Radio’nun canlı yayınına çıkıyorum, canyoldaşımın armağanı menekşe renkli NOKİA’mı havaya kaldırıp kitlelerin coşkusunu, sloganlarını, SOS’in şarkılarını Atina’ya taşıyorum... Dimos, bu NOKİA aracılığıyla, tüm haber ajanlarından bir adım önde oluyor – geçen yılın son mitingi esnasında FLASH Radio’dan katılımın 80 bin olduğunu duyurduğunda, önce rakip istasyonlar ona inanmıyor – aradan birbuçuk saat geçtikten sonra Reuters, AFP, Associated Press rakamın 80 bin olduğunu dünyaya duyuruyor... O zaman Dimos rakiplerini arayıp “Ne haber? Gördünüz mü? Bizde yalan haber yok!” diye havasını atıyor...

Böylece FLASH Radio’nun dinleyicileri, Kıbrıslıtürklerin son üç yıllık serüvenini, düzenledikleri tüm mitingleri, attıkları sloganları bir macera romanı okurcasına izleyebiliyor... Dimos’a sendika liderlerinin, politikacıların cep telefonlarını da veriyorum, miting sırasında onları arayıp canlı yayında sorular soruyor, yanıtlarını alıyor...

 

YUNAN GAZETECİLERDEN EYLEM!

Dimos ve Babis Yunan gazetecilerin sorunlarından söz ediyor – çok uzun saatler boyunca çalışıyorlar, çoğu sendikasız ve bir gece önce yaptıkları sendika toplantısından söz ediyorlar.

“Yarın sabah IFJ Kongresi’nin yapıldığı otelin karşısında eylemimiz var!”

Bundan daha müthiş bir haber olabilir mi? Brüksel’e son gidişimde dok işçileri kenti basmıştı ve polis göz yaşartıcı gaz kullanmıştı – ben de bol bol fotoğraf çekmiştim!

Sabah erkenden kalktığımızda, Yunan Gazeteciler Sosyal Forumu’nun pankartlarını açmış, eylemde olduğunu görüyoruz. Sri Lankalı gazeteci Rosanne’yla birlikte eyleme gidiyoruz...

 

GAZETECİ DEDİĞİN MODERN BİR KÖLE!...

Yunanistan’da medya sektöründe 35 bin kişi çalışıyor... Bunlar arasında gazeteciler, teknik görevliler, fotoğrafçılar, baskıcılar bulunuyor. Avrupa Sosyal Forumu’nda aktif olan Yunan Sosyal Forumu’nun parçası olarak örgütlenen Yunan Gazeteciler Sosyal Forumu dağıttığı bildiride Atinalı Gazeteciler Sendikası’nı da eleştiriyor ve tüm medya çalışanlarının sendikalaşması gerektiği üzerinde duruyor... Bir diğer eleştiri gazetecilerin çoğunluğunun “modern birer köle” gibi çalıştırılması... Sendikaların birbiriyle kavgaya tutuşması... Ancak Yunan Gazeteciler Sosyal Forumu’nun esas üzerinde durduğu konu, insanların bilgi alma hakkının “tüketilebilir bir ürün”e dönüştürülmüş olması... Atina Gazeteciler Sendikası Genel Sekreteri Megrelis de bu konuya dikkat çekmişti...

Megrelis’e göre Atina’da 22 günlük gazete yayımlanıyor ve 10 televizyon günlük yayında ancak geçmişe göre kalite çok dümüş... Megrelis, “1980’lerde gazeteciliğe başladığımda tüm Yunan gazetecilerin masasında Le Monde, La Stampa gibi dünyadan üç-dört tane gazete olmalıydı... Şimdi gazetecilerin masasında yalnızca iki gazete var, bunlar da tümüyle dedikodularla dolu, magazin haberleriyle örülü gazeteler... Yunan basınının sorunu kalite ve bağımsızlık sorunu” diyor...

 

İŞTEN ÇIKARMALAR GÜNLÜK YAŞAMIN PARÇASI

Yunan Gazeteciler Sosyal Forumu’na göre işten çıkarmalar günlük yaşamın bir parçası haline gelmiş – işverenler  genç gazetecileri istihdam ederek ortayaşa gelmiş olanları işten çıkararak “daha az paraya” işlerini yürütüyor. Toplu sözleşmeler imzalansa dahi, bunların tüm medya kuruluşlarında uygulanıp uygulanmayacağı asla bilinmiyor. Gazetecilerin yakındığı bir diğer konu, artık neredeyse “tekel” haline gelmiş medya sahiplerinin gazetecileri, kendilerine ait şu dergiden bu gazeteye ya da şu radyodan bu televizyona “kaydırmaları” ya da aynı gazeteciye farklı işletmelerde pek çok iş yaptırmaları. Örgütsüzlüğe örnek olarak Yunan gazeteciler TO VİMA’yı veriyor. TO VİMA, Yunanistan’ın en büyük gazetelerinden ancak “çalışanların” %40’ı “serbest gazeteci” statüsünde çalışıyor, böylece sendikasızlaştırma da, gazetecilerin “kara emek” diye tabir ettikleri, işverenin insafına göre çalışma da “norm” olup çıkıyor...

Sendikaya üye olmak da zor – Atina Günlük Gazetelerinde Çalışan Gazeteciler Sendikası’na üye olmak için bir gazetecinin üniversite diploması yoksa, altı yıl süreyle bu sektörde yatırılmış sosyal sigortası olması gerekiyor. Bir başka deyişle, gazetecinin toplu sözleşmede belirlenmiş ücreti kazanıyor olması gerekiyor – oysa medya patronları bu parayı gazetecilere ödemek istemiyor ve toplu sözleşmee öngörülen ücretlerin altında gazeteci çalıştırıyor... Atina Günlük Gazetelerinde Çalışan Gazeteciler Sendikası, Yunan gazetecilere hem emeklilik fonu, hem de sağlık sigortası sağlıyor ancak bunun için sendika üyesi olmak şart. Yunanistan’da herhangi bir sndikaya üye olmak için ise Yunan yurttaşlığına sahip olmak, “askerliğini” yapmış olmak ve belirli tıbbi testlerden geçmiş olmak gerek... Kısacası herhangi bir sendikaya üye olmak, kolay değil... Bu yüzden Yunan gazeteciler, tüm medya çalışanlarının Atina Günlük Gazetelerinde Çalışan Gazeteciler Sendikası’na üye yapılmasını talep ediyor, sendika üyeliğinin kolaylaştırılmasını, sektörde herkes için toplu sözleşme yapılmasını istiyor... Özellikle neo-liberalizmin atakta olduğu, globalizasyonun yalnızca “sermaye”nin globalizasyonu olduğu, insan haklarının “globalizasyonu”nun gündeme bilinçli olarak sokulmadığı dünyamızda, “sendikasızlaştırma” en büyük sorunlardan biri...

Yunanistan’da medya sektöründe yapılan toplu sözleşmelerde gazetecilere aylık 790 Euro, özel ve devlet televizyonlarında çalışanlara 683 Euro, dergilerde çalışan gazetecilere ise 650 Euro “temel maaş” öngörülüyor. Böylece gazeteciler bu düşük maaşlarla başedebilmek için birkaç iş birden yapmak zorunda kalıyor...

Yunan Gazeteciler Sosyal Forumu ayrıca basında tekelleşmeye, medya sahiplerinin “bilgi”yi Yunanistan siyasetini “yönetmek” amacıyla kullanmasına da karşı çıkıyor...

Eylemde işsiz gazetecilerle sohbet ediyoruz, sorunlarını dinliyoruz... Broşürlerini, bildirilerini alıyoruz... Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun Kongresi’ne katılan pek az gazeteci, Yunan gazetecilerin bu eylemine ilgi duyuyor... Her yerde olduğu gibi “kendi başımıza”yız...

 

 

***  İşsiz gazeteci Michael Skurdis, gazetecilerin sorunlarını anlatıyor:

“Savaşın, kapitalizm ve emperyalizmin ilk kurbanı, GERÇEK’tir...”(*)

 

Yunan Gazeteciler Sosyal Forumu’nun eylemine katılan işsiz gazetecilerden Michael Skurdis, sorularımızı yanıtlıyor:

SORU: Adınız?

SKURDİS: Adım Michael Skurdis...

SORU: Nerede çalışıyorsunuz?

SKURDİS: Gönüllü olarak AVGİ’de çalışıyorum, zaman zaman haftalık EPOHİ’de yazıyorum... Beş yıldır gazetecilik yapıyorum, şu anda işsizim...

SORU: Bugün neden gösteri yapıyorsunuz?

SKURDİS: Sendikalaşma hakkı için gösteri yapıyoruz, medya sektöründe toplu sözleşme hakkı için gösteri yapıyoruz...

SORU: Yunanistan’da medyanın sorunları neler?

SKURDİS: Günümüzde gazetecilerin en büyük sorunu “gerçek”le ilgilidir. Savaşın, kapitalizm ve emperyalizmin ilk kurbanı, GERÇEK’tir... Özellikle kitle iletişim araçlarında çalışanların büyük sorunları var, ücretler çok düşüktür... Medya sektöründe çalışanların sağlık sigortası ve sendikalaşma hakkı için bugün gösteri yapıyoruz. Medya çalışanları olarak sayımız 35 bin kadardır ancak tümümüz için toplu sözleşme hakkı yoktur. Bu 35 bin kişinin içinde yalnızca gazeteciler yok, medya sektöründe diğer çalışanlar da söz konusu. Bunlar genel sorunlar. Tüm Avrupa’da ve dünyada da aynı sorunlar yaşanıyor, gazetecilerin ve gazeteciliğin sorunları aynıdır...

SORU: Gösteri yapmak için neden burayı seçtiniz? Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun kongresinin yapıldığı otelin tam karşısını...

SKURDİS: Evet, uluslararası gazetecilerin ilgisini çekmek için... Yunan Gazeteciler Sosyal Forumu’muz var, biliyorsunuz bu, Yunan Sosyal Forumu’nun parçası, Yunan Sosyal Forumu da Avrupa Sosyal Forumu’nun parçasıdır. Bu kongrenin iyi bir olanak olduğunu düşündük, tüm dünyadan gazetecilere Yunan gazetecilerin sorunlarını duyurmak istedik. Öncelikli görevimiz, tüm dünyadan gazetecilerin birarada olmasıdır.

 

********

 

***  İşsiz gazeteci Anna Hacıyannaki’ye göre Yunanistan’da medya patronları hiçbir koşul öne sürmeksizin, düşük ücretlere ve sendikasız olarak çalışmaya hazır genç gazetecileri tercih ediyor:

 

“Atları yaşlanınca vururlar...”

 

İşsiz gazeteci Anna Hacıyannaki, Yunanistan’da medya patronlarının tercihi, hiçbir koşul öne sürmeksizin, sendikasız ve düşük ücretlere çalışmaya razı olan genç gazeteciler... “Bizde bir deyim var, atları yaşlanınca vururlar” diyerek, 50 yaşında işsiz bir gazeteci olduğunu ve iş bulma şansının çok düşük olduğunu anlatıyor... Anna’yla röportajımız şöyle:

SORU: Adınız?

HACIYANNAKİ: Adım Anna Hacıyannaki...

SORU: Kaç yaşındasınız?

HACIYANNAKİ: 50 yaşındayım...

SORU: Az önce sohbetimizde, sizin yaşlardaki gazeteciler arasında büyük oranda işsizlik olduğunu anlattınız...

HACIYANNAKİ: Evet... Benim yaşımda gazeteciler için iş bulmak çok zor çünkü bu yaşlarda ücretlerimiz daha yüksek oluyor... “Atları yaşlanınca vururlar” diye bir deyiş var...  Benim yaşımdaki gazetecilerin normalde daha az iş yaparak daha çok kazanması gerekir. Ancak medya patronları bizim yaşlardakileri tercih etmiyorlar, genç gazetecileri tercih ediyorlar. Genç gazetecilere “Bir gün çok iyi ücret alacaksınız” diyorlar, onları toplu sözleşme dışında tutuyorlar, düşük ücretlere çalıştırıyorlar. Ben Atina Günlük Gazetelerde Çalışan Gazeteciler Sendikası’nın üyesiyim ancak sendika üyesi olmak çok büyük birşey farkettirmez – sendika üyeliği ancak sağlık sigortasını sağlıyor. Ancak medya patronları sendikasız, genç ve pek fazla bilgisi olmayan gazetecileri tercih ediyor. Sendika üyesi olmayanları tercih ediyorlar istihdamda... Burada durum gerçekten zordur...

SORU: Nerelerde çalıştınız?

HACIYANNAKİ: ELEFTHEROS TIPOS’ta çalıştım uzun yıllar, EPSİLON’da çalıştım ELEFTHEROTIPIA’da, ANTENNA televizyonunda çalıştım, bazı radyolarda çalıştım... Hayatta kalabilmek için birden fazla iş bulmamız gerekiyordu... Ancak şu anda tek bir yerde tek bir iş bulmak bile çok zordur. Şu anda işsizim... İş bulmak çok zordur çünkü bizden çok daha genç insanlar, hiçbir koşul öne sürmeksizin çalışmaya hazırdır, profesyonel gazeteciler için hayatta kalmak çok zordur. Sendika için de çalıştım bir süre, yeni bir medya departmanı kurdum... Ben sanat tarihçisiyim... Yani kültürel konularda haber yapmak, yazı yazmak için iş bulmak daha da zordur. Yunanistan’da pek çok sendika var, her uzmanlık alanı için neredeyse ayrı bir sendika var, gazeteler için ayrı, radyolar için ayrı... Bunlar kulüpler gibi ayrı duruyorlar, tek bir sendikal çatıda, güçlü bir sendikal çatıda tümü birleşebilse, tüm medya çalışanları bu sendikal örgütlenmeye üye olabilse, haklarımızı kazanabiliriz. Sorun küçük küçük kulüpler yerine tek bir güçlü sendika oluşturmakta...

SORU: Bugün neden gösteri yapıyorsunuz?

HACIYANNAKİ: Benim bu gösteriye katılma nedenim, öncelikle adaletsizliğe karşı olmamdır. Adaletsizlik yalnızca medyada yok... Savaş konusunda kaygılıyım, Irak’ta Amerikalıların yaptıklarına karşıyım, orada olup bitenlerden kaygılıyım. Savaşta öldürülen gazeteciler için kaygılıyım, biliyorsunuz Irak savaşında pek çok gazeteci öldürüldü. Görevlerinin başındayken öldürüldüler ve ben bu adaletsizliğe karşıyım...

 

**********

 

***  Dünyada bin sendikadan 15 milyon üyesi olan “Union Network  International”(Uluslararası Sendikalar Ağı) Genel Sekreteri Philip Jennings:

 

“Global toplu sözleşmeler yapmaya çalışıyoruz”

 

“Sermayenin globalizasyonu”yla birlikte sendikalar da çalışanların haklarını korumak amacıyla global toplu sözleşmeler yapmaya çalışıyor... Dünyada bin kadar sendikadan 15 milyon üyesi bulunan “Union Network International” (Uluslararası Sendikalar Ağı) Genel Sekreteri Philip Jennings, “global toplu sözleşmeler yapmaya çalışıyoruz” diyor. Jennings’e göre  “Esas sorun, bizim sektörümüzde sermaye gücünün yoğunlaşması...”

Jennings, IFJ Kongresi’nin açılışında yaptığı konuşmada özetle şöyle diyor:

“Medyada halen beş tane uluslararsı haber servisi, dünyanın geleneksel haber kaynaklarını denetliyor... Eğlence sektöründe yalnızca dört şirket dünya müziğini denetim altında tutuyor. Odiyovizüel (Görsel ve işitsel) sektörde beş tane çokuluslu tekel – ki bunlardan biri Holywood’dadır – dünya film üretim ve dağıtımını egemenliği altında bulunduruyor. Elbette medya, pek çok diğer alanda olup biteni yansıtıyor. Medyada bu denli sermaye yoğunlaşması büyük tehlikeler içeriyor.

Bu konuda kaygı duymalıyız çünkü medya sektörü diğer sektörlere benzemez. Çünkü medya, demokratik ve kültürel yaşamın temelidir. Medyada sermaye yoğunlaşması, farklı seslerin ve düşüncelerin duyulmasını önler. Küçük bir örnek vermek gerekirse, Irak savaşı sırasında Rupert Murdoch’a ait ABD’deki FOX televizyon ağını ya da Avustralya veya İngiltere’de onun gazetelerini izlemişseniz, tüm dünyanın Bush’un elini öpmeye hazır olduğunu sanırdınız. Avustralyalı meslektaşlarımız “Korporasyona ait 174 gazetenin tümünün de savaşı desteklemesi bir tesadüf müydü?” diye soruyorlar. Elbette bu bir tesadüf değildir, bu denli sermaye yoğunlaşmasına meydan okumalıyız. Bu şirketlerle, çokuluslu tekellerle ilişkilerimizi globalize etmeliyiz. Her gün bu şirketlerle global toplu sözleşmeler için çalışıyoruz. Halen global sendikalarımız çokuluslu tekellerle 30 tane global toplu sözleşme yapmış durumda. Bu toplu sözleşmelerde istihdamda fırsat eşitliğinin yanısıra, yeryüzünün herhangi bir yerindeki işletmelerinde sendikalaşmaya karşı çıkmamaları yönünde maddeler var. Global toplu sözleşme yaptığımız merkezi İspanya’da bulunan çokuluslu tekel Telefonica’yla imzaladığımız sözleşme sonucu, örneğin bazı yayın kuruluşlarında sendikaların kabul edilmesini sağladık, Güney Amerika’da serbest çalışan film prodüksiyonlarını sendikalaştırdık. Ancak global toplu sözleşmelerin güçlendirilmesi gerek. Şirketlerin yakın takibe alınması gerek. Gazeteciler demokrasilerimiz için vazgeçilmezdir. Şu anda yeryüzünde vermekte olduğumuz bir diğer mücadele de kamu yayın hizmetlerinin sürdürülmesidir. Globalizasyon çağında TimeWarner, News Corporation, sony, Bertelsmann, Berlusconi ve diğerleri haberlerde egemenliğini sürdürüyor, bu yüzden kamu yayıncılığının da bağımsız, sağlıklı ve doğru düzgün fonlara sahip olarak yayınlarına devam etmesi zorunludur.

Globalizasyon, teknolojik değişiklikler ve istihdamın yapısında radikal değişiklikler belirsiz yeni bir dünya yaratıyor, karşımızda duran manzara, yeni enformasyon sanayisinin yarattığı manzaradır. Şimdilerde internette gazeteciliğin zorluklarıyla karşı karşıyasınız. Ancak buna uygun olarak medya gruplarımız da kendini geliştiriyor. Grafik alanında çalışanlar bir zamanlar tam gün mesai yaptıkları, kadrolu ve güvenceli işlere sahiptiler. Oysa bugün grafik çalışanlarının çoğu bağımsız ya da tipik olmayan çalışanlar olarak internet aracılığıyla çalışıyorlar, daha yaratıcı ve daha az rutine sahip olarak kapasitelerini geliştiriyorlar.

Henüz birkaç yıl önce yayıncılıkta tam gün mesaji yapan kadrolu teknisyenler ve dünyaya dağılmış film prodüksiyon çalışanları, şimdilerde gelişiyor. UNI-MEI’de örgütlenen teknisyenler ve film prodüksiyon çalışanlarının yarısı halen bağımsız ya da serbest olarak çalışıyor. Yazarlar, senaryo yazarları, oyun yazarları, besteciler, film ve televizyon yönetmenleri ve hatta ressamlar ve heykeltraşlardan oluşan görsel sanatçılar dahi UNI-MEI’nin yapısının önemli bir parçasına dönüştüler.  UNI-MEI (Uluslararası Medya Eğlence Sektörü Çalışanları Sendikası) ilk dünya genel kurulunu Holywood’ta gerçekleştirdi, yakın geçmişte Latin amerika’daki tüm yazar ve yönetmen örgütlenmeleri kendi yapısı içine aldı, şimdilerde Asya’daki yazarlar ve film yönetmenlerini örgütlüyor. Bundan sonraki adım uluslararası bir hareket, örgütlenme, diyalog, pazarlık ve yerel ile uluslararası düzeyde global toplu sözleşmeler yapmaktır. Günümüzde UNI-MEI’nin 500 bin kadar aidat ödeyen üyesi vardır.

Sendikalarımız halen ABD’de savaşım veriyor. CNN’de sendikalaşanlar sokağa atıldı ve halen CNN’in sendikayı tanıması için mücadele veriyoruz. Örgütlenme mesajını Amerika’ya, Afrika’ya, Asya’ya, Pasifiğe, Orta ve Doğu Avrupa’ya götürüyoruz. Halen 70 ülkede kalkınma projelerimiz var. Asya ve Pasifik’te 15 yeni örgütlenmeyle ilişkilerimiz var, Hinsitan’da faaliyetlerimiz var, Endonezya’da 20 bin yeni üyemiz var. Şimdi Orta ve Doğu Avrupa’da örgütlenmeye çalışıyoruz. Genişleyen Avrupa’ya hoşgeldin diyoruz...  Genişlemiş Avrupa sendikalardan temizlenmiş bir alan olmamalıdır. Yaptığımız araştırmalara göre 8 yeni AB üyesi ülkede özel sektör yayın alanında tek bir sendikaya bile rastlayamadık. Sizlere, buralarda örgütlenme sözü veriyorum. Geleceğe bakarken, geçmiş başarılarımızın üzerine bir gelecek inşa etmeliyiz. Uzun vadeli hedefimiz açıktır: Medya çalışanlarının global düzeyde örgütlenmesini, medya sanayisi üzerinde doğrudan etki yapabilmesini, mesleki standartlar ve sanayi ilişkiler sistemi yaratıp bunu güvence altına alırken, söz hakkının olmasını istiyoruz. UNI’nin medya sektörü için bunun anlamı, medya, kültürel çeşitlilik ve düşünce özgürlüğü için mücadele etmektir...”

 

****************

 

***  Yunanistan’ın insan yüzü:

Mikis Theodorakis...

 

Atinalılar kadar müthiş kültürel organizasyonlar yapabilecek başka birileri var mı acaba? Elbette vardır ama ben rastlamamışımdır...

Bir hafta boyunca her akşam farklı bir sosyal/kültürel etkinlik, Yunanistan’ın bir renklerini bizlere tanıtıyor...

Zapfion’da “Orchestra of Colors”ı dinliyoruz – onları Girit’te bir zamanlar önce kilise, sonra cami olan ama şimdi müzik okuluna dönüştürülmüş eski, taş bir salonda dinlemiştim. 1989’da ölümünden beş yıl önce Manos Hacidakis’in kurduğu bu orkestrada, Aliki Kayaloğlu’nu dinlemiştik – ailesi İzmir’dendi, bu yüzden soyadı “Kayaloglu”ydu...

Bir başka akşam Mikrolimano’da yemekteyiz – burası bir zamanlar “Turcolimano”ymuş, sonraları Yunan milliyetçiler adını değiştirip “Mikrolimano” koymuşlar... Masamızda Hindistan ve Nepal’den gazeteciler... Onlara Teslime Nesrin’le Brüksel’de tanışmamı anlatıyorum – Teslime ülkesi Bangladeş’e geri dönemiyor çünkü dinciler öldürülmesi için “fetva” vermişler, hükümet de “halkın dini duygularını incittiği” gerekçesiyle onu mahkemeye vermiş... Salman Rüşdi’nin kaderini paylaşıyor – uzun süre İsveç’teydi, tanıştığımızda Harvard Üniversitesi’ne gitmeye hazırlanıyordu... Hüzünlüydü, çünkü bir yakınını yitirmişti ama cenazesine katılamıyordu çünkü yurduna dönemiyordu:

“Ben itaatsiz bir kadınım. Toplumun örf ve adetlerine hiç bir zaman uymadım” diyordu Teslime Nesrin bir röportajında... “Devletin yasalarına hiç bir zaman itaat etmedim. Herşeyi reddederek, ehlileştirilemeyen, idare edilemeyen biri olarak hep kendi burnumun dikine gittim! Bu nedenle eleştirildim. Adıma türlü şekillerde çamur atıldı; nerede ortaya çıksam, sokakta, dükkanda, toplantılarda ve kamuoyu önünde, taşlandım ve taciz edildim. Bangladeş hükümeti bana karşı dava açtı. Neden boyun eğmedim toplumun kurallarına? Bunun yanıtı, toplumumuzda kadınlara karşı yapılan ayrımcı muamelenin insanlık dışı olduğunu düşünmemde yatıyor..."

Teslime Nesrin’li sohbetimizi bölüp balkona çıkıyorum, Mikrolimano kıyılarındaki kayıklara, minik yatlara bakıyorum, gökyüzündeki yıldızlara... Oğlumla telefonda konuşuyorum...

Bir başka akşam uluslararası gazeteciler grubumuz için bir gemi kiralanıyor, Suinon adacığına kadar gidip geri döneceğiz... Gemiye binerken Girit’in geleneksel “zivaniya” ya da “rakı”sı “çikudya”yla karşılıyor Giritliler bizleri – folklörik kıyafetleri içinde az sonra güvertede dans edip şarkı söyleyecekler... Girit’in “esprisi”, Atina Günlük Gazetelerinde Çalışan Gazeteciler Sendikası Başkan ve yetkililerinin çoğunun Giritli olması... 

Güverte serin ama olsun – Güneydoğu Asyalılarla masamızı, düşlerimizi, düşkırıklıklarımızı paylaşıyoruz: Endonezya’dan Eddy, Japonya’dan Yuzuru, Kore’den Seh-Yong ve Lee Sang-ki, Hindistan’dan Laxmy... Endonezya’dan Eddy, ülkesine askeri rejim hakimken, yeraltında nasıl mücadele ettiğini anlatıyor. Halen Endonezya’da yüzden fazla gazeteci hala hapiste, onları hapisten çıkarmak için mücadeleye devam ettiklerini anlatıyor... Yuzuru Girit müziğine dayanamayıp kalkıp dans ediyor, o kadar sevimli bir Japon ki, herkes ona ilgi gösteriyor, birlikte fotoğraf çektiriyor...

Dünyanın bütün gazetecileri bir gemideyiz, alt kata inip yemek yiyoruz, sonra yeniden güverteye çıkıyorum, güverte ıssızlaşmış, herkes aşağıda sohbete dalmış...

Gemi, gecenin karanlığında dönüş yolunda... Pruvada durup Pire’nin uzak ışıklarını seyrediyorum, dalgaların sesini dinliyorum... Bembeyaz bir martı beliriyor yanıbaşımda, kanatlarını açmış, gemiyle birlikte uçuyor... Derken martılar iki oluyor, derken üç, dört, beş... Gökyüzü yıldızlarla kaplı, hava serin, Ege’nin tuz kokusu etrafımda... Bu tıpkı bir dua gibi: doğanın yarattığı bir dua... Günlük yaşamımızın koşuşturmacası içinde asla yakalayamadığımız, bizlere doğadan gelip doğaya döneceğimizi anımsatan renkler, kokular, sesler... Doğaya ait olduğumuzu gösteren bir yolculuk...

Bir başka akşam Akropolis’te, Antik Tiyatroda’yız... Antik tiyatroda Mikis Theodorakis Festivali’ni izlemeye geldik... Amfiteatr hıncahınç dolu – sahnede orkestra, karşıda dev ekran... Theodorakis’in bugüne dek yaptığı besteler, film müzikleri, marşlar, şarkılar çalınıyor. Müziğini yaptığı filmlerden parçalar: Serpico, Zorba the Greek, “Z”, “Kuşatma Altında”, “Truvalı Kadınlar”, “Afrodit Adası”, “Elektra”, “Phaedra”, “Üçüncü Boyut” ve daha niceleri...

Ünlü şairlerin şiirlerinden besteler: Pablo Neruda, Odysseus Elytis, George Seferis, Angelos Sikelianos, Yannis Ritsos, Kostas Kariotakis, Leopold Senghor, F. G. Lorca...

30’dan fazla kitap... Komünist parti üyeliği... Gençliği ve EAM’a katılışı... Lambrakis’in (“Z”) katledilmesi ardından Lambrakis Gençlik Hareketi’nin liderliğine seçilmesi... Cunta döneminde cuntanın peşine düşmesi, yeraltında mücadeleye girişmesi – Theodorakis’ın müziğinin yasaklanması... “Yurtsever Cephe”ye başkan seçilmesi... Ev hapsi, sonra Oropis tutuklama kampına götürülmesi...  Serbest bırakılması için yürütülen uluslararası kampanyalar ardından 1970’te Paris’e sürgüne gidişi... Sonraları Olof Palme’yle dostluğu... Cuntanın düşüşüyle birlikte Yunanistan’a dönüşü... Onbinlerin katıldığı konserleri... Türk-Yunan dostluğu için o dönem PASOK’un muhalefetine rağmen Zülfü Livaneli’yle buluşmaları, ortak konserleri... Uluslararası Af Örgütü’nün organizasyonuyla Kıbrıs sorununun çözümü talebiyle Avrupa’da verdiği konserler... 1994’te “Music Without Borders” adı altında (Sınırsız müzik) Avrupa turları... Şili, Arjantin, Guatemala, Küba, Kuzey İrlanda için yaptığı besteler...

Akropolis’te Antik Tiyatro’da oturup dörtbuçuk saatlik bu festivali izlediğimde, Theodorakis’in “lokal” olmadığını, “evrensel” olduğunu derinden kavrıyorum – arkadaşım Magis, oğlum için bir CD vermişti:

“Bunu oğluna götür, Theodorakis’in bana armağanıdır...”

“Ama Magis, bu CD’yi kızın Olga’ya vermelisin...”

“Theodorakis arkadaşımdır, bunu biliyor muydun? Burak dinlesin müziğini...”

İşte orada, ön sırada oturuyor... Çok yaşlanmış ve ancak birine tutunarak yürüyebiliyor. Yine de dört günlük bu festivalin ilk gününde, onu çok seven dinleyicilerini kırmayıp sahneye çıkıyor, iki parça söylüyor... Herkes ayakta, kimi ağlıyor, herkes alkışlıyor...

Yunanistan’ı böyle hatırlayacağım: Theodorakis’in yaşam serüveniyle, besteleriyle, şarkılarıyla, mücadelesiyle...

Magis’in verdiği CD’yi oğluma verip ona Yunanistan’ın bu insan yüzünü göstereceğim...

(Bitti)

(*) Yazı dizisinin devamı olan bu üç bölüm 9-11 Haziran 2004 tarihlerinde YENİDÜZEN’de yayımlandı, Hamamböcüleri’ndeki okurlarımla da paylaşıyorum

 

 

 

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org