Yeraltı Notları, 30 Haziran 2004

Sevgül Uludağ

 

“Benim için yurt ve vatan İstanbul’dur” (*)

*** Çağdaş bir kıyım masalı: İstanbul Rumları

***  Çağdaş bir kıyım masalı: İstanbul Rumları

Sevgül Uludağ

 

***  İstanbul Rumları’ndan İfigenia Katsaridu:

“Benim için yurt ve vatan İstanbul’dur” (*)

 

İstanbul Rumları’ndan İfigenia Katsaridu’yla söyleşimiz şöyle:

 

SORU: İfigenia merhaba!

KATSARİDU: Merhaba!

 

SORU: Bize kendinizden söz eder misiniz?

KATSARİDU: Elbette! Ben İstanbul Rumları’ndan, Kurtuluş’ta doğdum. Taksim’de ilk, ortaokul ve liseyi okudum...

 

SORU: Hangi yıl doğmuştun?

KATSARİDU: 1953 yılında doğdum. İstanbul Üniversitesi Ekonomi bölümünün imtihanlarını geçtim, orada okumadım, Atina’da okudum. Beş sene sonra yani üniversite bittikten sonra Atina’da, İsviçre’ye gittim. İsviçre Rum Patrikhanesi’nin Avrupa bölümü Cenevre’dedir, burada Fransızca öğrendim, sonra Cenevre’de bir sene “marketing” okudum yani “pazarlama”... Bittikten sonra Strazburg’a geçiyorum, burada Avrupa Ortak Pazarı Hukuğu okudum, bir master bu... İkinci masterim ise “Avrupa ekonomi yönetimi” okudum. Sonra bir yıl Brüksel’de çalıştım ve ondan evvel altı ay Avrupa Konseyi’nde de çalıştım. Aynı zamanda bir Yunanlı’yla tanışıyorum, sevişiyoruz ve evleniyoruz ve ben tekrar Atina’ya dönüp orada evleniyorum, şimdi Atina’da yaşıyorum. Bir oğlum var 18 yaşında ve ben Kadın Hakları Bakanlığı’nın Uluslararası İlişkiler bölümünde çalışıyorum...

 

SORU: Peki büyürken nasıl bir yerdi İstanbul senin için?

KATSARİDU: Benim için yurt ve vatan İstanbul’dur. Türkiye’nin geneli için sana birşey söyleyemem fakat İstanbul benim vatanım ve benim yurdumdur. Daha fazla anlatayım: eğer şimdi bana İstanbul’da iş verseler, seve seve İstanbul’a tekrar dönerim. Belki Atina’da, Yunanistan’da kaç yıldır yaşıyorum, aşağı yukarı 20 sene... 18 sene de İstanbul’da yaşadım, orada doğdum büyüdüm... Eski İstanbulluların mentalitesi çok değişik... Ben o tarafa aitim...

 

SORU: Mesela nasıldır o mentalite?

KATSARİDU: İstanbul Rum mentalitesi, ne Türk, ne Yunan’a ait! Karışık birşey! Nasıl anlatayım? Bir kere çocukluğumuzu, daha sonra da gençliğimizi, ilk aşklarımızı unutamıyoruz. Doğduğum ve büyüdüğüm evi unutamam, tamam mı? Çocukken oynadığım yerleri, çocukluk arkadaşlarımı unutamam. Yunanistan başka bir hayat verdi bana... Çünkü Türkiye’de Rum olarak bu hayatı, profesyonel olarak hiçbir zaman elde edemezdim... Buna rağmen...

 

SORU: Gene de İstanbul diyorsun... Peki ne olduydu ve ayrıldıydınız İstanbul’dan?

KATSARİDU: Bildiğiniz gibi Yunan ve Türk ilişkileri kötüleşti, tabii ki Kıbrıs her zaman bunun katalizörüydü. Tabii çok küçüktüm... 1956 olayları...

 

SORU: Onları hatırlıyor musun?

KATSARİDU: Bir rüya gibi hatırlıyorum fakat annemler, babamlar, ailem... Biliyorum ki Eylül ayıydı, Eylül’ün altısı mıydı dokuzu muydu, ben çok çok küçüktüm 1956 yıllarında... Üç yaşında... Annem söylüyor, ben kundaktaydım, gece babam eve geliyor ve diyor ki “Bazı olaylar olacak”... Babamın mobilya ticareti vardı... “Ben kendi mağazama Türk bayrağı koydum...” diyor. Yandaki komşusu da aynı şeyi yaptı, o da Türk’tü, Türk bayrağını koydular ve herkes evine gitti. Babam eve geliyor ve diyor ki “Olaylar olacak!”

 

SORU: Yani baban mağazasına Türk bayrağı astı...

KATSARİDU: Tabii ki çünkü biz Türk tabalıyız. Bütün ailem Türk tabalı. Annemden, babamdan, büyükbabam, büyükannem, bütün soyumuz sopumuz daima İstanbullu... Annemler Kayseri tarafından... Babamlar daima İstanbul tarafındandı... Ve babam eve geliyor ve diyor ki “Bu olaylar olacak bu gece...” Ve hemen bir gürültü işitiyorlar ve gürültünün içinde duyuyorlar ki bazı insanlar yollarda Yunanistan ve Kıbrıs üzerine sloganlar atıyorlar. Ve annem beni kundaktan alıyor, beş-on dakika içinde taşlar dışarıdan geliyor, pencereden geliyor ve benim kundağımın üstüne düşüyor. İkinci günü biliyoruz ve öğreniyoruz ki bütün kiliselere gittiler, yaktılar yıktılar ve Yedikule’ydi sanırım, papazı alıyorlar mezarlıktan, boğazına kadar gömüyorlar. Bunun gibi çok fazla olaylar. Benim amcam vardı, çikolata fabrikası vardı Mabelinne – o çikolata fabrikasına girdiler, herşeyi yaktılar, hiçbirşey bırakmadılar. Çikolatayla dolu kazanları yollara döktüler ve ikinci günü, hatırlıyorum hatırlamıyorum gibi, bütün yol çikolata içindeydi... Beyoğlu’nda bütün mağazaları böyle kırdılar, bütün ticari maddeler yollardaydı...

 

SORU: Aileniz gene kaldı ama...

KATSARİDU: Evet çünkü Yunanistan’la bir ilişkimiz yoktu. Ne aile, ne hiçbirşey... Daha sonra 1968’de amcalarım Yunanistan’a geliyor, gene de benim ailem İstanbul’da kalıyor, 74’e kadar... Ben liseyi bitiriyorum, atmosfer bizim için fazla iyi değildi. Mesela yolda anneme “Mama” diyemiyordum, “Anne” diyordum. Yunanca konuşamıyordum, Türkçe konuşuyordum. Benimkiler üniversite için beni Yunanistan’a gönderdiler, böylece Yunanistan’da okudum. Fakat bütün bayramlarda, yazın Heybeliada’da evimiz var, Heybeli’ye gidiyordum, evlenene kadar. Ailem şimdiye kadar Yeşilköy’de kalıyor...

 

SORU: Heybeliada’daki ev ne oldu?

KATSARİDU: Onu sattık ve Atina’da başka bir apartman aldılar – altı ay Atina’da, altı ay İstanbul’daydılar. Aynı zamanda İstanbul’da başka bir kızkardeşim var, evli, orada yaşıyor.  Kuzenlerim var...

 

SORU: İstanbul’u o kadar severler miydi ki ayrılamadılar?

KATSARİDU: Şimdiye kadar, annem mesela İstanbul’dan geçemez. Doğduğun, büyüdüğün bir yer, orası vatanındır. Böyle kabul ediyorum.  Kusura bakma Türkçe’yi çok iyi konuşamıyorum, lisedeyken Türkçem çok iyiydi... Kelimelerim gelmiyor ağzıma... Fakat İstanbul’a gittikten 15 gün sonra dilim açılıyor diyelim...

 

SORU: Oğlunu götürdün mü İstanbul’a?

KATSARİDU: Pek çok kere götürdüm, çok seviyor, çok beğeniyor İstanbul’u. Şimdi İsviçre’dedir, orada okuyor...

 

SORU: Ona Türkçe alıştırdın mı?

KATSARİDU: Biraz! Bazı kelimeleri... Çok isterdim. Fakat biliyorsun, çalıştığın zaman zor... Tatil için iznimiz fazla değil, bir ay... Nereye gideyim? İstanbul’a mı gideyim? Paylaştıramıyorum diyeyim! Fakat iki yılda bir İstanbul’a gidiyorum ve şimdiye kadar Türk tabalıyım, iki tabalıyım çünkü İstanbul’da daha malımız mülkümüz var ve bunları kaybetmek istemiyorum... Budur...

 

SORU: İstanbul’a gittiğinde ne yapan?

KATSARİDU: İlk önce çarşıya giderim! Eminönü çarşısına giderim! Sonra adalara giderim, Büyükada, Heybeli, Burgaz... Ondan sonra Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde birkaç kere yürürüm... Ondan sonra Boğaz’a giderim, Tarabya’ya... Bunlar en sevdiğim köşelerdir... Kiliselere giderim, patrikhaneye... Patrikle görüşürüm daima. Başka türlü olmasını çok temin ederdim fakat değildir. Fakat şimdi İstanbul’da yaşayan Rumlar eskisi gibi değil. Bir kere hayat çok değişti. Toplumun yapısı değişti. Eskiden Rumca konuştuğunda yoldan geçenler işitirlerdi, bu Rumcaydı... Şimdi hiçbirşey anlamıyorlar, İngiliz midir, Fransız mıdır anlamazlar. Sorsalar bile, ne taraftansınız, İspanyol desen kabul edecekler, anlayamıyorlar. Çünkü eski Türkler değildir İstanbul’da yaşayan. Bütün Anadolu’dan gelen çok iyi insanlardır fakat İstanbullular gibi değil... Toplumun yapısı  tamamen değişti. Benim gençliğimde galiba 4 milyondu nüfus, şimdi 16 milyondur!

 

SORU: Okulundan neler hatırlıyorsun?

KATSARİDU: Okulumdan çok şey hatırlıyorum. Taksim’de Zapion Lisesi’ni bitirdim. Taksim’de büyük bir kilise var, onun yanında... Orada hem Türkçe, hem Rumca lisanlarını okuduk. Haftada 12 saat Türkçe, 12 saat Rumca... Tarih, coğrafya, yurttaşlık ve edebiyat-kompozisyon Türkçe’ydi. Çok çok güzel kompozisyonlar yazardım. Edebiyatta 10 üstünden 9 alırdım... Fakat şimdi unuttum! Çok iyi hatıralarım var hem Yunan profesörlerimle, hem Türk profesörlerle çok iyi bir ilişkimiz vardı.

 

SORU: Kaç kişidir İstanbul Rumları?

KATSARİDU: Şimdi İstanbul Rumları çok çok 2 bin olsa.. Ve bunların yarısından fazlası yaşlılar evindedir İstanbul’da... Sayıları binden de daha az İstanbul Rumları yaşar İstanbul’da, sayıları binden fazla İstanbul Rumu yaşlılardır ve yaşlılar evinde yaşar. İstanbul’da yaşayan İstanbul Rumları’nın çok iyi işleri var, benim kuzenlerim var. Kent Fabrikası’nın direktörü kuzenimdir... Rumlar ticaretle uğraşıyor.

 

SORU: Peki Yunanistan’da kaç tane var İstanbul Rumu?

KATSARİDU: Onu sana söyleyemem... Bilmiyorum. Sanıyorum 1972’ye kadar İstanbul’da aşağı yukarı 500 bin İstanbul Rumu vardı...

 

SORU: Yani 500 bindi ve 2 bin tane kaldı!

KATSARİDU: Evet! Evet... Çünkü öyle bir dönem yaşadık ki Rumca bile konuşamadık. Konuşamıyorduk sokaklarda... Ve tamamen Kıbrıs meselesiyle... Kıbrıs meselesi tamamen İstanbul Rumları’nı eritti... Çok çok açık söyleyeyim size. Ve eğer sorarsanız Kıbrıslılar, hiçbir zaman demiyecekler ki biz Yunanız ya da Rumuz, Kıbrıslıyız diyecek... Fakat İstanbul Rumları her zaman biz Rumuz diyeceğiz, Kıbrıslılar hiçbir zaman demedi, biz Kıbrıslıyız diyorlar. Yani Kıbrıs politikaları İstanbul Rumlarını çok kötü etkiledi.

 

SORU: Yokoldular...

KATSARİDU: Yokoldular... Biliyor musunuz? Adalarda, Boğaz’da ne kadar çok kapalı ev vardır Rumlara ait... Çünkü iki defa 1967’de ve 1969’da, bir günden öbür güne, İstanbul’da Yunan tabalı olarak yaşayan Rumlar herşeylerini, evraklarını bırakıp gitmeleri gerekirdi... Yalnızca küçük birer çantayla, herşeylerini, evlerini kilitlediler ve gittiler. Kaçmadılar. Bırakıp gittiler. Ve ondan sonra ne evlerini açtılar, ne de hiç gördüler... Kaç sene geçti? 30-35 sene mi? Bütün bu mal-mülkler, kendi kendine çöküyorlar. Hala kapalı olarak duruyorlar. Fakat çok kıymetli mülklerdi bunlar... Ben hatırlıyorum, birinci ada, Burgaz, Heybeli ve Büyükada  tamamen Rumdular... Bazı Museviler vardı ya da çok az Ermeni, hep Rumdu. Bütün ticaret Rumların elindeydi, Kurtuluş Tatavla dediğimiz ya da Boğaz’ın kıyıları, tamamen Rumlara aitti. Ve orada hayatımız çok iyiydi, çok iyi yaşıyorduk... Herkesin evi, mülkü vardı, adalarda, Yeşilköy’de, Bakırköy’de... İkinci evleri oluyordu. Bilmiyorum, hayatımız çok değişikti. Daha “relax” ve ekonomi bakımından da gene daha iyiydik.

 

SORU: Kıbrıs sorunu yaktı sizi... Hem sizi, hem bizi...

KATSARİDU: Evet... Galiba evet...

 

SORU: Maria Yordanidu’nun kitaplarını okudum ben...

KATSARİDU: Size başka bir kitabı söyleyeceğim... Fanu adında bir yazar... O Yunanlıların 1880-90, 1900’lü yıllarda nasıl yaşadıklarını yazdı... Hem Osmanlı İmparatorluğu döneminde, hem de Rus İmparatorluğu döneminde...  İlk kitap “Arıyorum”, ikincisi de “Geçiş Dönemi...” Ne arıyor? Köklerini arıyor... İkincisi ise Rusya’nın geçiş dönemi, oradaki hayatları... İzmir, Sakız Adası ve Bozcaada... Buralardaki Rumların yaşamları... Uf! Konuşmayınca bir lisanı, pratiğini kaybediyorsun!

(Bitti)

(*) Bu yazı dizisi 29-30 Haziran ve 1 Temmuz 2004 tarihlerinde YENİDÜZEN gazetesinde yayımlandı. Hamamböcüleri’ndeki okurlarımla da paylaşıyorum...

 

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org