Yeraltı Notları, 13 Temmuz 2004

Sevgül Uludağ

 

Özgür Kız YELİZ...

Özgür Kız

Özgür Kız  YELİZ...

Röportaj: Sevgül ULUDAĞ

 

***  Avustralya’da doğup büyüyen Yeliz Şükrü, şimdilerde RIK2’de yayımlanan “BİZ” programını yapıyor...

 

Bir sırt çantasıyla Orta Amerika’yı dolaşmış...

 

Bir insanı nasıl tanıyabilirsiniz?

Konuşarak mı? Gözlemleyerek mi? Birlikte uzun yıllar geçirerek mi? Seyahatte mi? Yoksa bir grup çalışmasında mı? Belki en güzeli seyahatte tanımaktır insanları – Yeliz’i de böyle tanıdım, bir gemi yolculuğunda... Aslında Yeliz Şükrü’yü RIK2’de yayımlanan “BİZ” programından tanıyordum, birkaç kez konuşmuştuk da... Ama Leymosun’dan yola çıkıp Rodos ve Simi adacıklarına gidip dönecek olan Atalante gemisinde buluşunca, onu daha yakından tanıma fırsatını yakaladım...

Yeliz, bir Kıbrıslıtürk “Özgür Kız”... Melburn’da doğup büyümüş, burada okula gitmiş, üniversiteyi bitirmiş. Ama Avustralya’da “evlenip çoluk çocuğa karışmak” yerine, geleneksel olmayanı, sıradışı olanı seçmiş: yeryüzünü bir sırt çantasıyla dolaşmak, annesiyle babasının doğduğu adacığa geri dönmek...

Meksika’dan yola çıkıp Guatemala, Honduras, El Salvador gibi Güney Amerika ülkelerini dolaşmış. Yalnızca bir sırt çantasıyla Avrupa’yı adımlamış... Mülkiyete inanmıyor, insan mutluluğunun “bir arsa satın alıp üstüne ev yapmak ve buna sahip olmak”la sınırlanamayacağını düşünüyor – mutluluk tanımının herkese göre değişen bir kavram olduğunun da farkında...

Simi adacığını geride bıraktığımızda, Atalante gemisi Leymosun’a doğru Akdeniz’in sularında dönüş yolculuğuna çıktığında Yeliz, tüm yolculukta olduğu gibi işbaşında: yapması gereken röportajları yapıyor... Ege’ye yolculuğumuzun son gecesinde alt güvertede oturup birşeyler içiyoruz, konuşuyoruz, oğlum bizim için Rodos’tan aldığımız kirazları yıkayıp getiriyor... Derken diğer Kıbrıslı gazeteciler de katılıyor bize – konularımız muhtelif: her zaman olduğu gibi Kıbrıs sorunu başta geliyor... “Mülkiyet”i de tartışıyoruz, “kadının insan hakları”nı da, insanlardaki “marka” tutkusunu da... Bizlere Avustralya’dan çarpıcı örnekler veriyor, yüzünde hep bir gülümseme...

“Özgür Kız” Yeliz’in ruhu özgür: mutluluğu nerede ve nasıl arayacağını biliyor. Sabahları işine bir “scooter”le gidiyor – dönüşün “scooter”ini barikatta bırakıyor... Halen Kıbrıs’taki televizyonlarda yayımlanan tek iki toplumlu TV programı “BİZ” için çalışıyor. Gelecek için plan yapmıyor, yalnızca bugünü yaşıyor...  Sorularımızı şöyle yanıtlıyor:

 

SORU: Yeliz nerede doğdun?

YELİZ: 30 Ekim 1977’de Melburn’da doğdum, Avustralya’da...

 

SORU: Kıbrıs’a ne zaman gelmiştin?

YELİZ: Kasım 2003’te gelmiştim...

 

SORU: Yani tüm çocukluğun ve gençlik yılların Avustralya’da mı geçti?

YELİZ: Evet, seyahatlerim dışında Avustralya’da geçti. Seyahatlerim de iki yıl kadar sürdü...

 

AVUSTRALYA’DA MİLLİYETÇİLİK YOK

SORU: Avustralya’da büyümek nasıl birşeydi?

YELİZ: Muhteşemdi! Çünkü pek çok olanağım vardı, çevremde çeşitli kökenlerden insanlar vardı – eğitim, sosyal bir bakış, politika olsun her alanda önüm açıktı. Avustralya bunun için çok iyi bir yer çünkü Avustralyalılar çok açık fikirlidirler ve “milliyetçilikleri” yoktur henüz. Kısacası, pek çok ülkede olduğundan çok daha objektif biçimde bir eğitim alabildim...

 

SORU: Kıbrıs’a gelmeye ne zaman karar vermiştin?

YELİZ: Kıbrıs’ta “sınırlar” açılınca adaya dönme fikri gelişmeye başladı. Her zaman Orta Amerika’ya gitmek istiyordum... Bunu da yaptım...

 

OTANTİK YERLER ARAMAK...

SORU: Bu nasıl olmuştu?

YELİZ: Güney Amerika’ya gitmeden üç yıl önce Avrupa’ya gitmiştim – Avrupa’yı beğenmiştim, Avrupalı kültürleri sevmiştim ancak benim için eksik birşey vardı – otantik birşey eksik gibi geliyordu bana – Avrupa o kadar metropolitan bir yerdi ki geldiğim yere yani Avustralya’ya benzeşiyordu. Mesela İspanya’ya gitmeden önce İspanya’nın nasıl bir yer olabileceğini düşlüyordum, gördüğümde azıcık düşkırıklığına uğramıştım... O zaman kendime şöyle dedim: “Peki, Meksika kültür bakımından çok zengin bir yer, oraya gitmeliyim...” Meksika’yla ilgili çok şey okumuştum, hala otantikti – aslında bu sözcüğü kullanmayı pek sevmiyorum ama ne olduğunu anlatmak için kullanıyorum... O zaman Meksika’ya gittim, Guatemala’ya, Nikaragua’ya, Honduras’a ve El Salvador’a gittim...

 

SORU: Nasıldı seyahatin?

YELİZ: Bir sırt çantasıyla yola çıkmıştım... Yolculuk boyunca zaman zaman çalışıyordum, örneğin Guatemala’da bir ay kadar çalışmıştım. Bir yandan seyahat ediyordum, pansiyonlarda kalıyordum, kamp kuruyordum bir yerlerde – mümkün olduğunca çok şey yapıp çok şey görmeye çalışıyordum.

 

BİR SIRT ÇANTASIYLA DÜNYAYI DOLAŞMAK...

SORU: Oralarda pek çok dost edinmişsindir herhalde...

YELİZ: Kesinlikle! Yüzlerce arkadaşım var Orta Amerika’da! Aslında tüm dünyadan arkadaşlarım var... Bir sırt çantasıyla seyahat, özellikle bu şekilde yalnız seyahatin muhteşem yanı, yüzlerce insanla iletişim kurabilmenizdir... Çünkü başka birine bağımlı olmuyorsun, özgür oluyorsun, herhangi bir yerde yanındaki kişi istedi diye kalmazsın başka birisiyle olduğunda – yalnız seyahat ettiğinde kalmak istediğin kadar kalırsın, canın kalmak istiyorsa kalırsın. Gitmek istediğinde de gidersin... Kalmak istiyorsan da kalırsın. Özgürsün... Kimseye hesap vermek zorunda değilsin...

 

SORU: Ailen bu şekilde davranmana karşı çıkmıyordu yani...

YELİZ: Ah! Ailem tümüyle Kıbrıslıdır!... İnsanlar şöyle düşünüyor: işte, Avustralya’da doğmuşum, seyahat edebildiğime göre ailem gerçekten açık fikirli olmalı! Hiç de liberal değiller! Ailem, bu anlamda başka Kıbrıslılara benziyor – hani bir başka ülkeye göç ederler ve o mentalitede takılıp kalıverirler – eğer 70’li yıllarda göç etmişlerse, hala 70’li yıllarda yaşıyorlardır!  Ailem değişmiştir – zaten ben yapmak istediğimi yine yapacaktım, onların onayı olsa da, olmasa da. Onayları olsa da olmasa da seyahat edecektim. Çalışıyorum, para kazanıyorum, onlara bir bağımlılığım yok, bu parayı istediğim gibi harcarım.

 

SORU: Hala Avustralya’da mı yaşıyorlar?

YELİZ: Evet, hala oradalar! Yani komik olan da şu: 70’li yıllarda çocuklarına daha iyi bir yaşam sağlamak için göç etmişler, onlar orada kalmış ama büyük kızları buraya dönmüş, Kıbrıs’a! Ve kızları burada, Kıbrıs’ta barış için yazıp çiziyor, çalışıyor, programlar yapıyor! Bu bana komik geliyor!...

 

BÖLÜNMÜŞ KIBRIS’A HAYIR!...

SORU: Yani Güney Amerika seyahatinden sonra mı geldin Kıbrıs’a?

YELİZ: Evet... 2001 yılında Avrupa’yı dolaşırken gelmiştim Kıbrıs’a, Kıbrıs’ı sevmiştim ama o zamandan eğer Kıbrıs böyle bölünmüş olacaksa ve yalnızca yarısını görebileceksem bir daha buraya geri dönmeyeceğim demiştim kendime. “Sınırlar” açılınca kendime “Kıbrıs’a döneceğim” dedim. “Gidip Kıbrıs’ı bir bütün olarak göreceğim...” Benim için en önemli şey buydu... Geçen yıl geldim. Geldiğimin ikinci günü “sınır”ı geçtim – çok enteresandı çünkü benim için herşey aynıydı... Şöyle sorular geliyordu, “Korktun mu?” falan diye... “Hayır!” dedim – öyle bir duygu yoktu. Zaten ben öyle bir yerden geliyordum ki Kıbrıslırum arkadaşlarım vardı, Yunanlı arkadaşlarım vardı, Çinli, Makedonyalı arkadaşlarım vardı Avustralya’da. O nedenle benim için tuhaf birşey değildi “sınır”ı geçmek...

 

KIBRISLILIK DUYGUSU BELİRGİNLEŞTİ

SORU: “BİZ” programına nasıl katıldın?

YELİZ: Tümüyle şanstı bu... Pek çok da çaba var arkasında... Buraya döndüğümde çalışmak istiyordum, turist gibi olmak istemiyordum. Zaten içimde Kıbrıslılığımı hissediyordum. Buraya geldiğimde bu Kıbrıslılık duygusu daha da belirgin hale gelmişti. O zaman eğer bir iş bulabilirsem Kıbrıs’ta kalmaya karar vermiştim. İş başvuruları yaptım, başlangıçta birşey olmadı. Bir mülakata katıldım, yeteneklerimi programa uygun buldular. Bu benim için mükemmel bir iş...

 

TERMİNOLOJİNİN YARATTIĞI ZORLUKLAR...

SORU: “BİZ”i hazırlarken neler hissetmiştim?

YELİZ: Düşüncelerle, yapmak istediklerimle dopdoluydum... Henüz işe girmeden şunu da yapmalı, bunu da yapmalı diye düşler kuruyordum... Bu da benim için “BİZ” programında en zor şeydi çünkü yüzlerce düşünce ve bunları uygulamak istiyorsun. Bir diğer zorluk da terminoloji yani kullanılan dil – o kadar çok farklı yönden “siyasi bakımdan doğru sözcükler” kullanmak zorundayız – bazı şeyleri de söyleyemiyoruz – bu da programı zorlaştırıyor biraz – çünkü kimseyi üzmek istemiyoruz, ne Kıbrıslıtürkleri ne de Kıbrıslırumları. Benim için programın en zor olan yönü bu... Ancak bunun ötesinde diyalog sağlayacak bir olanağa sahibiz diye düşünüyorum...

 

SORU: “BİZ”i gerçekte nasıl hazırlıyorsunuz? Tek bir ekiple mi hareket ediyorsunuz? Yoksa iki ekip mi var, kuzey ve güney için?

YELİZ: Tek bir ekip var – Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumlardan oluşan bir ekibimiz var, her iki tarafta da çalışan bir ekip bu. Kıbrıslıtürk ekip daha çok kuzeyde, Kıbrıslırum ekip de daha çok güneyde çalıştığı halde, ortak yaptıkları pek çok şey var. Yani Kıbrıslıtürk ekip de gidip güneyde röportaj yapabilir, böylece kendi yorumumuzu katmış oluruz olaylara. Bir yapımcımız, bir kameramanımız var, gazeteciler var ekipte. İki toplumlu siyasi ve kültürel programlar yapıyoruz – programda her iki perspektife de yer veriyoruz – olayların her bir toplumu nasıl etkilediğini göstermeye çalışıyoruz, her iki toplum bakımından da.  Bu karşılıklı aydınlanmaya da neden oluyor. Örneğin basit bir öyküyü alalım, diyelim ki sünnetle ilgili bir program yapıyoruz – Kıbrıslıtürkler için sünnet olayı alışılageldik bir olaydır ancak bu bir Kıbrıslıruma ilginç gelir. Yani eğitim niteliği de var... Yani bir Kıbrıslırum sünnet olan bir çocuğu gördüğünde “Aman Allahım! Çocuğa işkence ediyorlar!” diye düşünmez programda, sünnetin altında yatan kavramı görebilir... Yani eğitimle ilgili bir yönü de var “BİZ” programının...

 

SORU: Programda birisi Türkçe konuşuyorsa Rumca altyazı, Rumca konuşuyorsa Türkçe altyazı geçiyorsunuz...

YELİZ: Evet...

 

SORU: Programa tepkiler ne oldu iki toplumdan? Olumlu ya da olumsuz tepkiler aldınız mı?

YELİZ: Tümüyle olumlu tepkiler aldık, aslında ben biraz da olumsuz tepki bekliyordum oysa herkes pozitif şeyler söyledi... Yanlış anlama, bu olumlu tepkiler beni sevindirdi. Ancak olumsuz yönlerin de söylenmesini isterim ki iyileştirebilelim programı. Çünkü aksi halde nasıl ilerleyeceğiz? İnsanlar gerçekten ne düşündüklerini söylemeli ki, hatalar varsa düzeltilebilsin.

 

DANSETMEK, OKUMAK, MÜZİK DİNLEMEK...

SORU: Boş zamanlarında neler yapıyorsun? Neler yapmayı seviyorsun?

YELİZ: Kamp yapmayı seviyorum – Kıbrıs’ı görmeyi seviyorum, güzelliğini, inanılmaz coğrafyasını... Yani bol bol seyahat ederim Kıbrıs’ta... Dans etmeyi severim, okumayı, müzik dinlemeyi... Herşeyi okurum... Siyasetle ilgili kitaplar okurum, şiir okumayı severim. Gazete okumayı severim. Uluslararası yazarları okumayı da severim. Şimdilerde Salman Rüşdi’nin bir kitabını okuyorum...

 

KIBRIS MENTALİTESİ...

SORU: Avustralya’daki yaşamınla Kıbrıs’taki yaşamın arasındaki temel fark ne sence?

YELİZ: Pek çok fark var. Herşey farklı... İnsanlardan tutun da, örneğin çalışma yaşamına yaklaşımlarına kadar çok fark var. Avustralya’da çalışmak çok ciddiye alınır, çok fazla rekabet vardır zaten – vahşi bir rekabettir bu. O nedenle insanlar işlerine çok ciddi biçimde eğilirler. Oysa Kıbrıs’ta çalışmak, Kıbrıs mentalitesinin parçasıdır, daha rahattır Kıbrıs mentalitesi. Bir de Kıbrıs’ta rekabet yoktur – o nedenle işimize daha rahat yaklaşabiliriz. O kadar aşırı strese girmemiz gerekmez iş konusunda yani. Kıbrıs’ta çok daha az stres var... Sosyal farklılıklara gelince. İşte Kıbrıs’a geliyorsun, bir Kıbrıslırumun Kıbrıslıtürklerin tarihçesini bilmeyebileceğine ihtimal bile vermeyen insanlar var burada – bu benim için çok tuhaf birşey çünkü Kıbrıs’ta iki ana toplum var – birbirlerini tanımayışları bana tuhaf gelir. Ben öyle bir ülkeden geliyorum ki çokkültürlü bir ülke Avustralya. İnsanlardan korkmayız, farklılıkları, farklı kültürleri kucaklarız korkmak yerine. Avustralya’da bu çokkültürlülük birbirini kucaklarken, burada pek az farklılıkla yaşayamamak tuhaf gelir bana, bunu düşünmek bile tuhaf. Küçücük bir ada burası ve farklılıklar o kadar az ki... Bu benim için anlaşılmaz birşey... Bunun ötesinde Kıbrıs’ın coğrafyası, iklimi farklı... Sosyal bakış farklı, insanların beklentileri çok farklı. Kıbrıslılar Avrupalıdır, kendi tarzlarını severler, giyinip kuşanmayı severler. Oysa Avustralya’da çalışmak ve sosyal statünü yükseltmek çok önemlidir.

 

YALNIZCA BUGÜNÜ YAŞAMAK...

SORU: Gelecek için planların var mı?

YELİZ: Bugünü düşünürüm... Bir yıl sonra neler yapacağımı planlamak aptalca gelir bana. Çünkü bir yıl sonra ne yapacağımı bilmiyorum zaten. Yaşamımla ilgili ne olacağını, Kıbrıs’taki durumun ne olacağını bilmiyorum. O nedenle şimdi yaptıklarımı seviyorum, ne yapacağımı düşünmek karakterimin parçası değil...

 

 

 

 

 

 

 

 

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org