Yeraltı Notları, 16 Temmuz 2004

Sevgül Uludağ

 

“Kıbrıs, çok fazla kalplerinde...”(*)

*** Avustralya’da Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumlara yönelik atölye çalışmaları, konferanslar ve şiir dinletileri düzenleyen N

***  Avustralya’da Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumlara yönelik atölye çalışmaları, konferanslar ve şiir dinletileri düzenleyen Neşe Yaşın, izlenimlerini YENİDÜZEN’e anlattı:

 

“Kıbrıs, çok fazla kalplerinde...”(*)

 

***  “Genç kuşak içinde birlikte çalışma yapmak isteyen, Kıbrıs’la temas kurmak isteyen büyük bir kesim var ve dünyanın her yerindeki Kıbrıslılarda, bütün diasporada olduğu gibi, Kıbrıs çok fazla kalplerinde. Kıbrıs’ı çok fazla önemsiyorlar... Bir müzik duydular mı ağlıyorlar... Biz uçaktan inince, bizi görünce bile ağlamaya başladılar, hani Kıbrıs’tan geldik diye!”

 

***  “Workshop’larda “Avustralya’da bir ikitoplumlu hareket kurulmasının önündeki engeller nelerdir ve bu engelleri nasıl aşabiliriz?” ve de “Avustralya’da çokkültürlü bir ortam içinde yaşayan Avustralyalılar, Kıbrıs için nasıl bir model oluşturup nasıl faydalı olabilirler, deneyimlerini aktararak”... Bunları tartıştık. Bir komite kuruldu Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumlardan oluşan, özellikle gençlerin ağırlıkta olduğu. Melburn’da kuruldu komite, Sydney’de ise biraz zaman alacak ama orada da olacak.”

 

 

Röportaj: Sevgül Uludağ

 

Üç haftalığına Avustralya’ya giderek burada Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumlara yönelik iki atölye çalışmasının yanısıra, konferanslar, şiir dinletileri ve söyleşiler düzenleyen şair/aktivist Neşe Yaşın, akademisyen/aktivist Maria Hadjipavlou ile birlikte bu çalışmayı, Avustralya’da yaşayan iki toplumdan öncülerin organizasyonuyla gerçekleştirdi. Neşe Yaşın’la Avustralya deneyimini konuştuk:

 

SORU: Neşe Yaşın, hoşgeldin! Avustralya’da neler yaptınız Maria Hadjipavlou’yla?

YAŞIN: Önce orada yaptığımız çalışmanın dökümünü yapacak olursam, 2 tane atölye çalışması...

 

SORU: Atölye çalışmaları herhalde ikitoplumluydu...

YAŞIN: Evet, Kıbrıslıtürkler ve Kıbrıslırumlar katıldı... 8 tane konferans verdik, 9 radyo söyleşisi yaptık, 1 belgesel çekimi gerçekleştirdik, 3 gazete söyleşisi, 3 şiir dinletisi yaptık. Ve bunun dışında kalan zamanlarda da biraz gezdik ve insanlarla buluştuk, Avustralya’yı tanımaya çalıştık...

 

SORU: Bunu kim organize ettiydi? La Trobe Üniversitesi’nin iki toplumlu grubu mu?

YAŞIN: Evet. Bu, “Livin in Harmony” diye bir program var Avustralya’da, yani “Uyum içinde yaşamak” ve Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum dernekler, bu programa başvurdular ortak olarak ve bir fon aldılar ikitoplumlu etkinlikler yapmak için. Bu çerçevede bizi davet ettiler, Maria’yla oraya gittik...

 

SORU: Nasıl bir duyguydu Avustralya? Ne kaldı sana geriye Avustralya’dan?

YAŞIN: Avustralya’ya giderken çok uzak diye düşünüyorsun, büyük bir dert oldu nasıl gideceğiz falan... Sonra gidince şimdi artık Avustralya’yı düşününce, Avustralya o kadar da uzak değil gibi geliyor... Daha önce ulaşılmaz bir yer gibi geliyordu. Ama gider gitmez çok tanıdık bir duygu...

 

SORU: Neden?

YAŞIN: Nedenini bilmiyorum... İklimden olabilir...

 

SORU: Çokkültürlülük olabilir mi?

YAŞIN: Çokkültürlülük olabilir. Belki İngiliz etkisi olabilir, yani Kıbrıs’ta da olan o koloni geçmişi... Bir tanıdıklık vardı Avustralya’da. Doğa çok güzel, çevreye çok duyarlılar. Çok temiz ve bir ağaç kesmek olay oluyor, ağaç kesilemiyor. Böyle...

 

SORU: Genelde şöyle birşey gelir Avustralya’ya gidip dönenlerden: işte onlar gittikleri yerde kaldılar, tutucudurlar, resmi görüşü savunurlar genelde ve ikitoplumlu bir çalışma yapmak isteyen büyük engellerle karşılaşır denir... İşte burada olduğu gibi orada da TC Elçiliği doğrudan işin içindedir, tehditler alır insanlar falan, hain ilan edilirler diye şeyler söylenir...

YAŞIN: Bunların hepsi çok doğru ama bir başka boyut da var: Avustralya’da insanlar çokkültürlü bir ortamda yaşıyorlar ve çokkültürlülükle ilgili projeler var, bu desteklenen birşey. Birarada yaşama, farklılıklara tahammül ederek farklılıkları bir zenginlik olarak kabul ederek yaşamak. Ama Kıbrıslıtürkler ve Kıbrıslırumlar arasındaki ilişkiler bir yerde donup kalmış çünkü Kıbrıslıtürkler genelde 63’te gitmişler, Kıbrıslırumlar da 74’te çok fazla gitmişler. Yani iki göç dalgası, 63 ve 74’le ilgili. Yani iki taraf da kendi mağduriyetini yaşadığı zaman Avustralya’ya gitmiş ve pek çoğu da orada donup kalmış. Ama gençler arasında, genç kuşak içinde çalışma yapmak isteyen, Kıbrıs’la temas kurmak isteyen büyük bir kesim var ve dünyanın her yerindeki Kıbrıslılarda, bütün diasporada olduğu gibi, Kıbrıs çok fazla kalplerinde. Kıbrıs’ı çok fazla önemsiyorlar... Bir müzik duydular mı ağlıyorlar... Biz uçaktan inince, bizi görünce bile ağlamaya başladılar, hani Kıbrıs’tan geldik diye! Yani çok duygusal bir ortamdı ve biz orada el üstünde tutulduk, sürekli gezdirmek istiyorlar, herkes birşey yapmak istiyor, herkes işini gücünü iptal ediyor, işinden izin alıyor... Yani bizim orada olmamız büyük bir olaydı onlar için, sanki Kıbrıs’a dokunuyorlardı bize dokunduklarında. Çok güzel insanlarla tanıştık. Ben ilkokul arkadaşımı gördüm, Can, Arif Hoca’nın oğlu, Arif Hasan Tahsin’in oğlu... İlkokuldan sonra ilk kez görüştük üstelik ve karısı-çocuklarıyla beraber şiir dinletime geldi, çok muhteşemdi...

 

SORU: Şiir dinletisi nasıldı?

YAŞIN: Üç tane şiir dinletisi oldu...

 

SORU: Genelde kitlenin enerjisine göredir herhalde şiirlerinin akışkanlığı da, değil mi?

YAŞIN: Evet... Üç tane şiir dinletisi oldu, çok güzeldi. Bir kısım ağlamalar yine devam etti orada da. Tabii şiir uygun bir ortam. Kıbrıs’a kavuşmuş gibi hissediyorlar kendilerini, Kıbrıs onların ayağına gelmiş gibi. Üstelik Kıbrıs için birşey yapıyorlar, o duygunun tatmini... Çok müthişti yani... Workshop, özellikle Melburn’daki workshop, La Trobe Üniversitesi’nde oldu ve iyi organize edilmiş bir workshop’tu...

 

SORU: Orada bir tane dostumuz var... Tümer Mimi...

YAŞIN: Evet, Tümer olmasa bu iş olmazdı...

 

SORU: Çok inatçıdır çünkü!

YAŞIN: Evet, onun inatçılıkları, zorlamalarıyla, kapıdan kovulsa böyle pencereden falan girerek! Öyle bir Kıbrıs sevgisi var ki! Bir dans görse, böyle ağzı kapanmıyor, balık ağzı gibi, mutluluktan gülümsüyor! Kıbrıslılar dansediyormuş, Kıbrıs dansı! Müzik duysa böyle ağlıyor falan! Çok acayip Kıbrıs sevdalısı... Bir de şöyle düşünürüm: devrim olsa Tümer bir lider olurdu! Şimdi devrim olmadığı için, napacağını bilmez durumda! O da proje yapıyor! Sürekli bir enerji içinde, hiperaktif! Çok güzeldi! Saatte 250 kilometre konuşuyor! Hani sevgiyle söylüyorum bunu, enerjisi bitmediği için, öyle konuşuyor yani... Veya proje ve fikir üretiyor...

 

SORU: Kangurucuk gördünüz mü?

YAŞIN: Avustralya’da biraz gezmeye vakit bulduk...Kanguru gördük!

 

SORU: Filmlerde gördüğümüz gibi midirler? Yoksa farklı mıdırlar?

YAŞIN: Çeşit çeşit kangurular var, bizim gördüklerimiz çok büyük değildi, ot yiyorlardı. Hopluyorlar! Çok müthiş sevimli hayvanlar ve çok dost hayvanlar... Avustralya’ya gittiğinde bir kanguru gelip elini sıkacak gibi düşünüyorsun hep! Sonra bir hafta geçmişti, kanguru görmemiştik ve “Yeter artık! Kanguru görmek istiyoruz!” dedik – bizi bir arabaya atıp kanguru görmeye götürdüler!

 

SORU: Aborijinlerle de görüştünüz galiba...

YAŞIN: Evet! Bir Kıbrıslı kız aborijinliyle evliydi ve biz Syndey’de limanda otururken, bir arkadaş “Bir dakika telefon edeyim, aborijinler gelip size dans etsin!” dedi ve telefonla bizim için özel, bulunduğumuz yere aborijinler geldi! Beraber dansettik, onları Kıbrıs’a davet ettik, gelecekler! Filme çektik dansımızı falan! Çok müthiş insanlar, onlarla ilgili gittiğimiz müzelerle de epey şey gördük. Özellikle sanatlarını gördük...

 

SORU: Workshop’larda neyi işlediniz?

YAŞIN: Workshop’larda “Avustralya’da bir ikitoplumlu hareket kurulmasının önündeki engeller nelerdir ve bu engelleri nasıl aşabiliriz?” ve de “Avustralya’da çokkültürlü bir ortam içinde yaşayan Avustralyalılar, Kıbrıs için nasıl bir model oluşturup nasıl faydalı olabilirler, deneyimlerini aktararak”... Bunları tartıştık. Bir komite kuruldu Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumlardan oluşan, özellikle gençlerin ağırlıkta olduğu. Melburn’da kuruldu komite, Sydney’de ise biraz zaman alacak ama orada da olacak.

 

(*) Bu röportajı YENİDÜZEN gazetesi için yaptım, Hamamböcüleri’ndeki okurlarımla da paylaşıyorum...

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org