Yeraltı Notları, 20 Temmuz 2004

Sevgül Uludağ

 

“Kıbrıs Komplosu” kitabının yazarı Brendan O’Malley: “Referandumda iki büyük adım atıldı...”

*** “KIBRIS KOMPLOSU” YAZARIYLA BAŞ BAŞA (*)

***  “KIBRIS KOMPLOSU” YAZARIYLA BAŞ BAŞA (*)

Sevgül ULUDAĞ

 

***  “Kıbrıs Komplosu” kitabının yazarı Brendan O’Malley: 

 

“Referandumda iki büyük adım atıldı...”

 

***  Brendan O’Malley’ye göre, uluslararası topluluk 24 Nisan referandumunun yalnızca olumsuz yönleriyle ilgilenerek, atılan iki büyük adımı gözden kaçırdı. İrlanda kökenli yazara göre “Türkiye’nin Kıbrıs’tan zaman içinde çekilmeyi ve Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesini kabul etmiş olması, iyimserliğe neden olacak iki önemli adım...”

 

***  O’Malley’ye göre çözümden sonra Kıbrıs’ın savunma alanında en büyük müttefiği Türkiye olacak, Orta Doğu’dan gelebilecek olası tehditlere karşı Kıbrıs, Türkiye’yi doğal müttefik olarak görebilecek...

 

“Kıbrıs Komplosu” kitabının yazarı Brendan O’Malley, geçtiğimiz hafta içinde bir kez daha Kıbrıs’taydı... İrlanda kökenli Brendan O’Malley, uzun süreden bu yana İngiltere’de yayımlanan THE TIMES gazetesinin Eğitim Eki’nin uluslararası editörlüğünü yapıyor ve Kıbrıs’a ilgisi de devam ediyor.

“Kıbrıs Komplosu”nu kaleme aldıktan sonra çeşitli konferanslara katılarak adanın bölünmesine yönelik yapılmış olan planları, Amerika ve İngiltere’nin Kıbrıs’taki rolü, özellikle 15 Temmuz 1974 darbesinin hazırlanmasında dönemin Amerikan Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in oynamış olduğu rol gibi konularda bulgularını açıklayan Brendan O’Malley, Kent Üniversitesi’nde de Kıbrıs’a ilişkin dersler veriyor.

Brendan O’Malley’ye göre, uluslararası topluluk 24 Nisan referandumunun yalnızca olumsuz yönleriyle ilgilenerek, atılan iki büyük adımı gözden kaçırdı. İrlanda kökenli yazara göre “Türkiye’nin Kıbrıs’tan zaman içinde çekilmeyi ve Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesini kabul etmiş olması, iyimserliğe neden olacak iki önemli adım...”

Tarih kitaplarının yeniden yazılmasını ilgiyle izlediğini anlatan İrlanda kökenli yazar Brendan O’Malley, “Eğitimde Kuzey İrlanda’da yapılanlar, Kıbrıs’ta örnek alınabilir...” diyerek bu alanda iki toplumun işbirliği yapması gerektiğini söylüyor... O’Malley, İskoça’da gerçekleştirilen “Anayasal Forum”un benzerinin Kıbrıs’ta da yapılabileceğini, iki taraftan sivil toplum örgütleri ve toplum liderlerinin biraraya gelebileceğini anlatıyor... Ve Kıbrıs’ta Avrupa Birliği üyeliğinin, tüm çerçeveyi değiştireceğini söylüyor... Onunla söyleşimiz şöyle:

 

SORU: Evet Brendan, bu kez Kıbrıs’ı nasıl buldun? Kasım ayında buradaydın ancak bu, referandum öncesiydi... Şimdi referandum sonrası ve Kıbrıs berbat durumda görünüyor. “Kıbrıs Komplosu” kitabının yazarı olarak, bunca zamandır Kıbrıs’ı da yakından izliyorsun... Neler hissediyorsun?

O’MALLEY:  Aslında ben iyimserlik için pek çok neden görüyorum... Belki uluslararası topluluğun Kıbrıs Rum tarafına yönelik neredeyse kitlesel denebilecek eleştirileri belki de biraz yersizdir çünkü çözüme ulaşmakta yardımcı olmuyor. “EVET” oyu vermiş olan çok sayıda insan gördüm, bu sayı benim için çarpıcıdır ancak onlar da depresyondadır ki bu da bir çözüme yardımcı olmuyor.

 

“ÇORBAYA AZICIK TUZ KOYAR, KARIŞTIRIRSIN!”

SORU: “HAYIR” diyenler şimdi bir fırsat daha elde etseler, sence fikirlerini değiştirirler mi?

O’MALLEY: Pek çok insanla karşılaştım, elbette bunların ne kadar temsili olduğunu bilemiyorum ama “Keşke EVET oyu verseydik” diyorlar. Aslında taksi şöförleri iyi bir göstergedir benim için. Larnaka Havaalanı’ndan Lefkoşa’ya gelirken ilginç bir taksi şöförüm vardı – tuhaf da fikirleri vardı... Örneğin “İngiliz idaresinde olsaydık böyle olmazdı, İngilizler gidince herşey berbat hale dönüştü – İngiliz döneminde suyumuz da vardı, hastanelerimiz de vardı” falan diyordu. “İngilizler gider gitmez kavga etmeye başladık” diyordu. Ona Annan Planı’nı sordum mesela, “Yani bu Annan Planı bunca insanın hayır demiş olmasına karşın sence sonuçta kabul edilebilir mi?” dedim... “Ah! Bu tam bir çorbaya benzer! Tabii birkaç yıla kadar kabul edilecektir. Çorbanın tadına bakarsın beğenmezsin, azıcık tuz eklersin, biraz karıştırırsın, sonuçta çok lezzetli ve çok sağlıklı olur!” diye yanıt verdi. “Benim politikayla ilgim yok” dedi, bunu da zaten bana kanıtlamıştı, çünkü haberler başlar başlamaz radyoyu kapatıyor, haberler bitince açıyordu! Ortada bazı paradokslar var – pek çok insan HAYIR dedi ancak HAYIR diyen pek çok insan da “Keşke EVET deseydik” diyor...

 

“ENGELLER PSİKOLOJİKTİR”

Ve özellikle Kıbrıs Rum tarafında pek çok engel psikolojiktir bence, bunlar plandaki gerçek engeller değildir. Örneğin 650 Türk askerinin adada kalmasıyla ilgili argümanı ele alalım. Eğer plandaki maddeleri doğru hatırlıyorsam bu konu da yanlış aktarılıyor çünkü 19 yılın sonunda Kıbrıslıtürkler, 650 Türk askerinin çekilmesi için oylama yapabilir. Yani Türk askerinin sonsuza kadar adada kalmasının öngörüldüğü doğru değildir. 650 Türk askeri de sembolik birşeydir, 1960’ta da 650 Türk askeri vardı Anayasa uyarınca, büyük bir tehdit oluşturmuyor bu sayı ve bunca yıldır Türk ordusunun kuzeyde işlere müdahale ederek kontrol altında tuttuğu gibi gelecekte de bu sayıda askerin işleri kontrol altında tutacağı anlamına da gelmez. Ve bu işten esas mağdur olanlar da Kıbrıslıtürklerdir. Elbette Kıbrıslırumlar sevdiklerini kaybetmişlerdir, evlerini kaybetmişlerdir ancak insanlar, Türk ordusunun empoze ettiği sınırlandırmalara katlanmış olanların Kıbrıslıtürkler olduğunu unutuyor.

 

“REFERANDUMDA İKİ BÜYÜK ADIM ATILDI”

Aslında çoğunlukla gözden kaçan şudur: referandumda iki büyük adım atılmış bulunuyor. Kıbrıslırumların HAYIR’ıyla burada bir geri adım da meydana gelmiştir ama uluslararası topluluk da hep referandumun olumsuz yönüne odaklanmıştır, olumlu yönüne değil. “Bir dakika, Türkiye zaman içinde Kıbrıs’tan geri çekilmeyi kabul etmiştir, ayrıca yeniden birleştirilecek bir Kıbrıs’a da evet demiştir, bu birleşme Kıbrıslırumların uzun süredir istediği biçimiyle olmasa da, bir tür iktidar paylaşımı da olan bir birleşmedir” demediler. Kıbrıslıtürkler de buna ezici çoğunlukla EVET demiştir. Bu da, insanların bir çözüm arayışında yepyeni bir çerçeve oluşturuyor. İnanıyorum ki şimdi iyimser olma zamanıdır. Kıbrıslırumlarla Kıbrıslıtürklerin Londra’daki buluşmalarına katıldım, katıldığım her toplantıda depresyondaydılar, Kıbrıslırumların HAYIR demiş olmasından ötürü belli bir de acı vardı, neredeyse her toplantıda bu olumsuz hava var. Ben de ayağa kalkıp “Aslında ben çok iyimserim, iki tane çok önemli adım atıldı, bunun üzerine birşeyler inşa edilebilir” diyorum. Buraya gelmekle öğrendiğim de şu oldu: tabandaki insanlar sürekli buluşuyor, çok geniş anlamda hareket halindeler, Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumların birbirlerinden nefret ettiği gibi birşey sözkonusu değil – birbirlerine karşı sıcak davranıyorlar, bu özgün bir duygu. Pek çok kişi de “Biz Kıbrıslıyız” diyorlar – yani halka gelince, insanlar bölünmüşlüğe odaklanmış değil... Kıbrıslırumlar arasında Türkiye’ye karşı bir düşmanlık var, Kıbrıslıtürklere yönelik değil bu duygu... Ancak bu da Türkiye’nin değişmekte olduğunu kavramakta yavaş olmalarından kaynaklanıyor, bu değişim olumlu birşey, henüz yerine oturmamış, Türk ordusunun hala aşırı bir gücü var, eğer AB üyesi olsalar, böylesi bir güçleri olmayacak – eğer Avrupa normlarını ve değerlerini paylaşacak olsalar, ordunun elinde böylesi bir güç olmayacak. Ancak Erdoğan bunu değiştirmek için dev adımlar atmıştır – şimdi bunların uygulanması zamanıdır, bu adımları uygulayabilirlerse, bunlar Türkiye’yi Avrupa’ya götürecek adımlardır.

 

“KIBRIS’IN DOĞAL MÜTTEFİKİ TÜRKİYE OLACAK”

Türkiye’nin Avrupa üyeliği de hem Yunanlılar, hem Kıbrıslırumlar hem de Türkler için çok iyi olacak, çünkü bu tümünün çıkarınadır, ekonomik, siyasi ve askeri çıkarları birleşecektir. Elbette her zaman Türkiye’nin sınırlarının nerede olduğu yönünde bir tartışma olabilir ve bu da farklılıklar yaratacaktır ancak Türkiye’yle Kıbrıs’ın savunma çıkarları, Kıbrıs’la Yunanistan’ın savunma çıkarlarından daha yakındır birbirine. Günün birinde Kıbrıs’ta bir çözüm olduğunda, Kıbrıs’ın doğal müttefiki Türkiye olacaktır, Orta Doğu’dan gelebilecek olası tehditlere karşı... Rumlar bir gün Türkiye’ye dost olarak bakabildiklerinde, o zaman savunmaları için onlara güveneceklerdir. Avrupa çerçevesi de çok sayıda şeyi değiştiriyor, harika biçimde değiştiriyor, bu Kuzey İrlanda’da da oldu... Değerleri değiştiriyor, davranış biçiminizi değiştiriyor, hükümetler arasındaki teması dramatik biçimde artırıyor...

 

“ANNAN PLANI ANAKRONİK KALACAK!...”

Büyük bir problem çözme mekanizmasıdır Avrupa Birliği çerçevesi, hükümetler yanyana oturup kendilerini etkileyen sorunları birlikte çözerler. Çok yönlü perspektifleri, çokkültürlü yaşamı teşvik eden bir mekanizmadır – tüm bunlar olduğunda Annan Planı çok anakronik kalacak. Bir kez herkes Avrupa’nın tüm yararlarını elde ettiğinde böyle olacak. Örneğin Türkçe’yi ele alalım, günün birinde Kıbrıs’ta Türkçe, Rumca ve İngilizce’den çok daha fazla ve çok daha yaygın başka diller konuşulmaya başlanacak! Ve onların da hayatın tüm alanlarına tam katılımının sağlanması gerekecek! Bunu Britanya’da şu anda yaşıyoruz mesela... Ve şu anda Kıbrıs’ta da büyük oranda göçmenler var... Annan Planı da iktidar paylaşımı anlamında siyasi sorunun çözümünde daha modern ve daha Avrupalı, salt çoğunluğu öngören türde demokrasilere kıyasla. Kuzey İrlanda’da da örneğin çatışma ve kültürel farklılıklar, daha karmaşık bir iktidar paylaşımı mekanizmasını gerektirmişti... Kuzey İrlanda’da herşeyi değiştiren şeyler Avrupa’nın adalet ve eşitlik değerleri oldu, Avrupa mahkemelerinin etkisi oldu... Britanya’ya karşı bazı önemli davalar açılmıştı, bazı İrlandalılar hapisteydi, Britanya ordusu da tutuklulara işkence yapıyordu. Avrupa Birliği üyeliği bu çerçeveyi değiştirdi, İrlanda’nın da başka bir perspektiften bakmasına neden oldu. Örneğin İrlanda, Avrupa’daki yerine daha çok bakmaya başladı, Britanya’yla eski kavgasına daha az zaman ayırmaya... Kıbrıslılara da böyle olacak sanırım. Avrupa çerçevesinde, dünyada ve Avrupa’daki yerlerine daha çok bakacaklar, kendi aralarındaki eski kavgayı bir yana koyup. Kıbrıslılar da biliyoruz ki aşırı derecede Kıbrıs’a odaklanabiliyorlar! Bir kez Kıbrıs’taki sorun aşılabilirse o zaman “Neden bu kadar zaman harcadık bu soruna ki?” diye soracaklar... ““Tüm dünya orada dururken ve dünyayla ilişkiye girebilecekken, tüm enerjimizi çözülebilir bir sorun uğruna aşırı derecede harcadık” diyecekler!

(Devam edecek)

 

(*)  Bu röportajı YENİDÜZEN gazetesi için yaptım, Hamamböcüleri’ndeki okurlarımla da paylaşıyorum...

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org