Yeraltı Notları, 28 Temmuz 2003

Sevgül Uludağ

 

Altın Sahil’de...

Hayat burada mı başladı? Bu sahilde?

Milyonlarca yıldır değişmeden bu güzellikte mi kaldı Altın Sahil?

Hayalet yengeçlerin koşuşturduğu, balıkların turkuvaz sularda kendinden geçtiği, denizkaplumbağalarının hiç şaşmadan milyonlarca yıldır yumurtlamaya geldiği bu sahil, yeryüzünün eşsiz köşelerinden biri mi?

Gözlerden gizlenmiş – ofislerden, haberlerden, yalan dağlarından, çirkin politikacılardan, lokkaralardan, derin devletin tetikçilerinden uzakta, Karpaz’ın bu uç sahilinde kumlarda yürüyorum, arada bir denizkabukları toplayarak... İnanılmaz büyüklükte denizkabukları bunlar... Hayat bu sahilde başlamış olmalı Kıbrıs’ta – başka türlüsünü düşünmek mümkün değil...

Dalgaların sesinden başka birşey duyulmuyor... Sahilde tek tük şemsiyeler... Yürüyorsunuz, kumlarda ayakizleriniz kalıyor... Dalgalar sürünüyor bacaklarınıza, köpükler kıyıya vurup geri dönüyor... Güneş sırtınızda ama incecik bir esinti eşlik ediyor adım atışlarınıza...

Burası Karpaz, burası Altın Sahil, burası yeryüzünün en müthiş kıyışeridi... Burası turkuvaz, burası Akdeniz, burası memleketim... Cennetim ve cehennemim...

Kumlarda kalan ayakizleriniz gibi izler bırakabildiniz mi hayatta? Yoksa her gelen dalga onları belirsizleştirdi mi?

İstediklerinizi yapabildiniz mi? Sizi üzen, sıkan, kıran, önünüzü tıkayan ilişkilerden arınabildiniz mi?

Kullanmadıklarınızı atabildiniz mi? Dolapları temizler, artık bir daha giymeyeceğiniz giysileri atar gibi atabildiniz mi kafanızdaki gereksiz kaygıları, lüzumsuz evhamları?

Yüreğinizi yenileyebildiniz mi? Kendinizi?

Bütün acılar, bütün sevinçler, bütün karmaşık duygular üstüste yığılı mı içinizde? Hayatınız bir karmaşa mı?

Bir kaos mu hayat?

Yoksa bu sahil gibi yalın ve açık mı?

Bugün bu sahilde özgürlüğü düşünüyorum, dilimin ucunda bir şarkı Depeche Mode’dan Freelove....

Hayatı nasıl yaşıyorsunuz? Binbir öfke, binbir kaygıyla mı? Kavgayla mı?

Nefret var mı içinizde? Kıskançlık? Hırs? Mülk edinme, statü, sınıf atlama hırsı? Kurtlar sofrasında bir yer kapma hırsı? Bir koltuk? Bir terfi? Bir mevki? İktidar hırsı?

Bütün iddialarınızdan arınıp yine de insan kalabiliyor musunuz?

Cehennemlerden geçip cenneti bulabiliyor musunuz böylesi sade ve temiz bir sahilde?

Sartre ne demişti: “Cehennem ötekilerdir!”

Sizin cennetiniz, sizin cehenneminiz hangisi?

Ateşin ortasında durup hiç kıpırdamadan, korkmadan, bir ideal uğruna, kendiniz için değil, başkaları için, karşılıksız sevdikleriniz için, yurdunuz daha güzel günler görsün, çocuklar ağlamasın, üzülmesin, çatışmalar, didişmeler bitsin diye ölümün, korkunun, öfkenin, hıncın gözlerinin içine bakıp gülümseyebilir misiniz?

Sevgi var mı yüreğinizde en önemlisi?

Seviyor musunuz başkalarını rengine, ırkına, milliyetine bakmaksızın?

İnsanı insan olduğu için sevebiliyor musunuz?

Yoksa sevginizde de hiyerarşiler var mı?

Kıbrıs benim cennetim ve cehennemim... Gençliğimin bütün enerjisini karşılıksız verdim bu cennete cehennemlerden geçerek ama bugün burada bu Altın Sahil’de Kıbrıs bana cennetini sunuyor karşılıksız... Bu sahilde bulunmak, dünyada hayatın başladığı yerde durmak gibi...

Çok saf, çok temiz ama çok güçlü bir enerji var burada: tıpkı dalgaların şaşmaz gücü gibi...

Bugün bu sahilde yeryüzünün parçasıyım – bir enerji yumağıyım... Yanımda dostlarım, sevdiklerim... Sahilde kurduğumuz bir çilingir sofrası: birkaç sandöviç, yarım şişe konyak, birkaç şişe bira...

Bugün soframız güneş, soframız deniz...

Bugün yüreğimiz geniş – yeryüzünün bütün güzel insanlarına yer var burada... Karşılıksız seviyoruz, koşulsuz, önyargısız... Çünkü biliyoruz: sevgidir özgürleştiren insanı...

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org