Yeraltı Notları, 18 Ağustos 2003

Sevgül Uludağ

 

Yeni bir Kıbrıs, ancak gençlerle!...

Toplumun en dinamik kesimi gençlerimizi izlemek “refresh” yapıyor insanı...

Polemikleri, çıkmazları, atılımları benim de parçam oluyor – kim ne yapıyor, kim neyi tartışıyor, kim nereye doğru yol alıyor, tüm bunlar müthiş heyecanlı!...

Genç insanlarımızın heyecanlarını, bunalımlarını, bu toplumda kendilerine bir yer açma çabalarını gözlüyorum... Aşklarına, kavgalarına, işsizlik denen “toplumsal ceza”dan çıkış yolları arayışlarına, gelecek güvencesi arayışlarına bakıyorum.

Rejime meydan okuyuşları uçuruyor beni!...

Onlarla gülüp, onlarla öfkelenip, onlarla hüzünleniyorum... Toplumun en dinamik kesimi sesini duyurmaya çalışıyor sağır kulaklara – görünmez kılınmış kocaman bir kesimin sesini duyurma çabalarına tanıklık ediyorum...

Bazı hatalarına gülümsüyorum – kimi zaman bu hataları usulca işaret ediyorum onlara – bir “abla” gibi değil, yalnızca yakınlarında duran, yüreğini paylaşan bir gözlemci gibi... Kimi “abileri”nin onları birer “piyon” gibi kullanmak istemesine “itiraz”ımı izah ediyorum...

Rengarenk gençler var çevremde – tek bir “etnik grup”tan değil onlar – farklı etnik, siyasi, sınıfsal kökenlerden gençler...

Örneğin Josi’yi tanıdığımda önyargılarımla yüzleşmek zorunda kalmıştım. İçe gömük yeşil gözleri, esmer bir teni vardı – esas derdi adamızın güneyinde yaşayan göçmen işçilerin sesini duyurmak, haklarını aramaktı: Filipinli, Sri Lankalı, Pakistanlı emekçilerin...

Kıbrıslırum kadınlarla ilgili edindiğim imajları yıkmıştı Josi... Onu tanıyıncaya dek neden Kıbrıslırum kadınların belli bir imajı olduğunu düşünmüştüm? Edindiğim bütün izlenimleri darmadağın ediyordu Josi – gençti, alışılagelmiş kavramları sorguluyordu, ırkçılıktan, ayırımcılıktan, cinsiyetçilikten söz ediyordu... Bulunduğu her ortamı sorguluyordu... Karmaşanın ortasında duruşu muhteşemdi...

Brüksel’de, Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kadınların atölye çalışmasında verilen öğle aralarında üst katlardan aşağıya inmiyor, dördüncü kattaki pencereye tüneyip bir yandan sigara içiyor, bir yandan da bahçeye güneşlenmeye, sohbet etmeye inen Kıbrıslı kadınların davranışlarını gözlüyorduk birlikte... Bir grup Rum kadın bir banka oturmuş, onlara doğru yürüyen şu Türk kadın yanlarında oyalanacak mı? Hayır, oyalanmayıp bir “hello” sallayıp doğruca Türk kadınların oturduğu banka gidecek... Şu Rum kadın Türklerin yanına mı oturacak yoksa kendi “etnik grubu”nu mu tercih edecek? En “cool” kim takılacak? Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kadınların ayrı birer “blok” şeklinde hareketini kim kıracak?

Kıbrıslıların etnik kimliklerine göre davranışlarını gözlediğimiz bu eğlenceli oyunda yanıtın yine gençlerde olduğunu keşfetmiştik... Yalnızca gençler “Rum” ya da “Türk” olduğuna bakmaksızın birlikte takılmayı tercih ediyordu... Brüksel’de Faslıların “Vahşi Hayat” lokantasına gittiğimizde de durum az çok böyleydi...

Geçen Cumartesi Baraka’ya takılıyorum – Devrim yaz tatili için burada... Gazeteye gittiğimde masamın üstüne bıraktığı, tam da onun “Pink Floyd” tarzı üslubunda yazılmış davetiyeyi buluyorum. Yeni bir dünya, yeni bir Kıbrıs düşünü kuran, alternatif yaşama biçimlerini tartışan, içinde yaşadıkları ortamı sorgulayan bu gençler Cumartesi kahvaltıları başlatmışlar. Kahvaltı tam bir çilingir sofrası: domatesler, salatalıklar dilimlenmiş, süt kokulu hellimler de öyle... Kıbrıs çörekleri hazır ve elbette bir avuç zeytin... Ev yapımı limonata ikram ediliyor. Kahvaltı bahane, esas olan gençlerin sohbeti – Bask’ın durumundan Korsika’ya uzanıyoruz, globalleşmeyi tartışıyoruz – azınlık çoğunluk kavramlarını, Kıbrıs’ta yaşanmakta olanları, Avrupa Birliği’ni, Avrupa İnsan Hakları Mahekemesi’nde Kıbrıslıların açtığı davaları...

Devrim Barçın alıştırıldığımız “kalıp yargı”ları kırıyor – rejimin, düzenin bizlere dayattığı kavramlara, gündemlere, konulara başka türlü bakmanın da mümkün olduğunu “emek-sermaye” çelişkilerini işaret ederek harika biçimde açıklıyor...

Kahvaltı bir okul gibi – hem yeni şeyler öğreniyoruz, hem de kendimizi yetersiz bulduğumuz konularda kendimize ev ödevleri veriyoruz... Gelecek Cumartesi de Lefkoşa’daysam yine bu kahvaltıya gideceğim – kahvaltı sofrası için önerilerimle birlikte... Belki bir kavanoz çilek reçeli de götüreceğim ya da bir paket dilimli ekmek ve peynir – harika tostlarımı burada yapabilir, bu arada hafta boyunca aklıma takılanları gençlerle paylaşabilirim... Çünkü onlar önyargısız, henüz “kalıp”lara sokulamamışlar, henüz “statüko”yla uzlaşmamışlar... Zaman içinde duruşları kesinleşecek ama şu anda “global”le “lokal”i birleştirme becersini gösteriyorlar. Benim özlediğim de bu: yalnızca “lokal” konulara hapsederseniz kendinizi ve başınızı kaldırıp dünyanın nereye gittiğine bakmazsanız, konuştuğunuz dili sizin dışınızda kimseciklerin anlamadığı bir yere varırsınız... Global hareketlerle bağlar kurarsanız hem dünyada konuşulan “dil”i anlarsınız, hem de anlattıklarınız anlaşılabilir... Kendi “kabileniz” dışındakilerle de diyaloğa girişebilir, değişebilir ve değiştirebilirsiniz!... Örneğin Baraka’da Coca Cola satılmadığını biliyor musunuz? Çocuk emeğini sömüren, Kolombiya’da yaptıkları dünyanın tepkisini çeken bu çokuluslu tekelin ürünleri Baraka’da satışa sunulmuyor... Geçen hafta Münür’ün internette dağıttığı afişe bayılıyorum!...

Bir diğer siyasi gençlik grubu “Gelecek sandıkta değil sokaktadır!” yazılı T-shirtlerle dolaşıyor ortalarda! YBH Gençlik’in bu rengarenk T-shirtlerinden en çarpıcısı siyah olanı: Doğukan’ın poz verdiği fotoğraflara internette de rastlamak mümkün... YBH Gençlik, internet ortamını en etkileyici biçimde kullanabilen ve dünyaya çok hızlı ulaşabilen siyasi gençlik gruplarımızdan... Son eylemleri de hızla dünyaya yayılmıştı... YBH Gençlik, güneyden İşçi Demokrasisi grubuyla birlikte Temmuz ayına damgasını vuran “Milliyetçiliğe ve Savaşa Karşı İki Toplumlu İnsiyatif”in örgütleyicileri arasındaydı – ilk kez Kıbrıslırumlarla Kıbrıslıtürkler birlikte Muratağa’ya gidip bir toplu mezara birlikte çiçek koymak istemişlerdi... Rejimin hışmını çektiler, tehditler aldılar, hırpalandılar... Suçlandılar... Ama elleri sopalı kabadayıların karşısında başları dimdik durdular – korkmadan, geri çekilmeden, ateşin ortasında gözlerini kırpmadan durdular... Kıbrıs’ta olduğu kadar, uluslararası alanda büyük ilgi çektiler - çünkü onlar da “lokal” olanla “enternasyonal” olanı birleştirme becerisine sahiptiler... Ateşin ortasında korkusuzca durup dünyadaki enternasyonal hareketle bağlar kuruyorlardı... Böylesi hareketleri dünya çok iyi biliyor: Fransa ve Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrası yeniden yakınlaşma, yaraları sarma, birbirini anlama sürecinde bu tür etkinlikler çok yapıldı. Kıbrıs’ta bir “ilk”ti – onu gerçekleştirdiler...

CTP Gençlik daha değişik etkinlikler yapıyor: EDON’la birlikte festivaller, dayanışma geceleri, kitle toplantıları... YBH Gençlik “şehir gerillaları” gibi son derece stratejik düşünüp enerjisini, önemli momentlerde gündem belirleyici eylemlerde odaklarken, CTP Gençlik yığınsal hareketler peşinde... CTP Gençlik şimdilerde bir gençlik gazetesi çıkarmak için uğraşıyor: Her Perşembe yayımlanacak “Değişim” adlı bu gazeteyi merakla bekliyorum... Yurtdışında, özellikle Türkiye’de okuyan CTP Gençlik eğilimli gençlerimiz ise yaz tatilinde “Elekten Üç Gece”de buluşuyor – bu da kalabalıkları müzik, sinema, tartışma ortamında biraraya getiren eğlence ağırlıklı eylemler... Bu yaz “Duvarımız” filmini gösterip Niyazi Kızılyürek’le Panikos Hrisantu’yu ilk kez kuzeyde biraraya getiriyorlar... Gençlik Merkezi’nde düzenlenen etkinliklere Kıbrıslırum gençler de katılıyor....

Açıklamalarını, radyo programlarını, eylemlerini yakından izlediğim bir diğer siyasi gençlik grubu da BDH Gençlik... Onlar, kadın hareketimizin başlattığı ve hızla toplumsal kültüre dönüşen “sokak eylemleri”nde bu aralar... Sabahları trafiğin yoğun olduğu saatlerde pankart açıyorlar. BDH Gençlik, yalnızca seçimlere endeksli bir hareket olarak mı kalacak yoksa sosyaldemokrat gençlerin “abileri”nden bağımsız, kendi seslerini duyurabilecekleri, kendi sorunlarına çıkış yolları arayacakları bir alanı kendi kendilerne yaratabilecekler mi? Bunu birlikte göreceğiz...

Tüm bu harika gençlerimiz yeni bir Kıbrıs’ı, yeni bir dünyayı kuracak – onları tanımak, izlemek, ara sıra azıcık katkı koymak hayatımı daha anlamlı kılıyor...

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org