Yeraltı Notları, 20 Ağustos 2004

Sevgül Uludağ

 

“Kıbrıslıtürk kayıpların yarıdan fazlasının akibetini biliyoruz...” (*)

KAYIPLARIN İZİNDE

KAYIPLARIN İZİNDE

Sevgül ULUDAĞ

 

***  1989 yılından bu yana Kıbrıs Kayıp Şahıslar Komitesi’ndeki Kıbrıslırum Temsilci’nin yardımcılığını yapan ve toplu mezarların açılışında bulunan Xenophon Kallis:

 

“Kıbrıslıtürk kayıpların yarıdan fazlasının akibetini biliyoruz...” (*)

 

***  Kıbrıslıtürk kayıpların %50’den fazlasının  akibetleri ve nerede gömülü olduklarına ilişkin bilgileri Kıbrıs Kayıp Şahıslar Komitesi’ndeki Kıbrıslıtürk Temsilci’ye 1998’de verildiğini anlatan Kallis, “Yaptığımız araştırmalar temelinde, Kıbrıslıtürk temsilciye, Kıbrıslıtürk kayıpların %50’sinden fazlasının akibeti hakkında bilgi verdik... 200’den fazla şahıs... Kıbrıslıtürk temsilciye ayrıca başka kayıp şahıslarla ilgili ek bilgilere sahip olduğumuzu da aktardık.  1963 ve 1974’te kaybolmuş bulunan Kıbrıslıtürk kayıp şahısların durumunu aydınlatmak için çok iş yaptık” diyor...

 

***  Kallis “Bu bilgilerin bazıları 1989’da Kayıp Şahıslar Komitesi’ne verilmişti. Ama esas bilgiler 1998’de verilmişti... Yani 6 yıl önce verildi kendilerine, ancak hiçbirşey yapılmadı. Mezarların açılması için birşey yapılmadı. Ailelerin bu bilgileri alma hakları vardır. O nedenle Kıbrıslıtürk kayıp ailelerine, eğer isterlerse ofisimize gelerek bu bilgileri almaları çağrısı yaptık...” diye konuşuyor...

 

 

Xenophon Kallis, 1989 yılından bu yana “kayıplar” konusuyla yakından ilgili. Kıbrıs Kayıplar Komitesi’nde bulunan Rum üyenin asistanlığını yapıyor. Aynı zamanda toplu mezarların açılışında bulunan çalışma grubunun üyesi... Babası Libmyalı, annesi Dalili olan Xenophon Kallis, halen Dali köyünde yaşıyor. Onunla söyleşimiz şöyle:

 

SORU: Kayıplar konusuyla nasıl ilgilenmeye başladınız?

KALLİS: Farklı düzeylerde ilgilenmeye başladım kayıplar konusuyla... Ancak inanıyorum ki tüm Kıbrıslılar şu veya bu şekilde, şu veya bu düzeyde “kayıplar” konusuyla ilgilidir çünkü kayıplarla ilgili öyküleri dinliyoruz, Kıbrıs’ın zorlu tarihsel dönemleri boyunca kaybolmuş bulunan  arkadaşlarımız, yakınlarımız, ailemiz vardır... Bu bağlamda, her bir Kıbrıslı ilgilidir kayıplar konusuyla. Bu çerçevede ben de kayıplar konusuna duyarlıydım... İngiltere’de öğrencilik yıllarım boyunca da çeşitli gruplardaydım ve kayıplar konusuna duyarlıydım. Sosyoloji, sosyal politika ve kamu yönetimi okuyordum. Kıbrıs’a döndüğümde Kayıplar Komitesi’nde bulunan Rum üyenin ofisinde çalışmaya başlamıştım... Bu da benim resmi olarak ilgimin başlangıcı oldu...

 

SORU: Hangi yıldı bu?

KALLİS: 1989’du...

 

SORU: Yani 15 yıldır kayıplarla uğraşıyorsunuz...

KALLİS: Evet, 15 yıl oldu! Başladığım gündeki konular neyse, bugün de aynı konular var...

 

SORU: Kayıplar konusuyla daha derin biçimde ilgilenmeye başladığınızda neler farkettiniz? Beklediğinizden daha fazla acı mı getirdi size? Neler getirdi? Orada çalışmak nasıl birşeydi?

KALLİS: Her birimiz için kendini keşfetme sürecidir bu... Kıbrıs çok küçük bir yerdir, çok zor koşullarda büyüdük, sürekli öyküler duyuyoruz, kendi yaşanmışlıklarımız da var. Ancak bu konuyla resmi olarak uğraşmaya başlayınca iki şey keşfettim: Kıbrıs toplumunda, hem Kıbrıslırumlar, hem de Kıbrıslıtürklerin bu trajik sorun nedeniyle çektiği acının büyüklüğünü ve olayın genişliğini farkettim. İkincisi de ailelerin çıkarına olacak şekilde, bu sorunu insancıl biçimde çözmek için işbirliği eksikliğini farkettim. Ailelerin çıkarına olacak şekilde derken şunu kastediyorum: onların sevdiklerine neler olduğunu, başlarına neler geldiği konusunda aydınlatacak, sağ mı, ölü mü olduklarını ortaya koymak... Üçüncüsü, bir Kıbrıslı olarak, bir insan olarak, uluslararası topluluğun bu konuya tepkisi benim için üzücüydü. Kıbrıs gibi küçücük, yarım nüfuslu bir ülkede, New York’un ya da Londra’nın bir kenar mahallesi büyüklüğünde bir yerde, nasıl bunca çok kayıbın olabileceğini bugüne kadar anlamış değilim... Ve bu konuların bunca uzun süredir çözülememiş olması, ilerleme kaydedilmemiş olması benim için en trajik yönüdür konunun. Çünkü uluslararası topluluk, her zaman Kıbrıs’ın işlerine karışmıştı ve  bu konu bilinçli ya da maksatlı biçimde çözümsüz mü bırakılmıştır? Çözmek mi istemediler? Bilemiyorum... Bugüne dek bunun nedenini anlayabilmiş değilim.

 

SORU: Sohbetimizde 1981’den bu yana Birleşmiş Milletler’in kayıplar konusuyla ilgili olduğunu, Kayıplar Komitesi’ne bu tarihte katıldığını söylemiştiniz...

KALLİS: Kıbrıs’ta Kayıp Şahıslar Komitesi 1981’de oluşturulmuştu. Birleşmiş Milletler kararları uyarınca oluşturulmuştu bu komite ve üç kişiden oluşuyordu - bir Kıbrıslırum temsilci, bir Kıbrıslıtürk temsilci ve bir de BM Genel Sekreteri’ni temsilen Birleşmiş Milletler temsilcisi. Genellikle bu İsviçre büyükelçisi olurdu, Uluslararası Kızılhaç Komitesi tarafından önerilirdi, Genel Sekreter tarafından da atanırdı. Bu komitenin amacı, kayıplar sorununu çözmekti, Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kayıplar sorununu... Hem Kıbrıslıtürk, hem de Kıbrıslırum temsiclilerin araştırma ekipleri vardır ve bunlar tüm Kıbrıs’ta, Birleşmiş Milletler’in de varlığının bulunduğu ortamda araştırma yaparlar, kayıp şahısların sağ mı ölü mü olduklarını bulmak için araştırma yaparlar. Ofisimiz Kıbrıslıtürk kayıpların akibetini araştırdı, Kıbrıslıtürk temsilcinin ofisi de Kıbrıslırum ve Yunan kayıpların akibetini araştırdı, tabii Birleşmiş Milletler’in önünde...

 

SORU: Araştırma yapmaya başladığınızda neler bulmuştunuz? Çünkü Kıbrıslıtürk kayıpların gömülü bulunduğu pek çok alanı bildiğinizi öğrendik... Örneğin Dohni gibi, Alaminyo gibi... Birazcık bulgularınızdan söz edebilir misiniz?

KALLİS: Kıbrıs’ta Kayıp Şahıslar Komitesi çerçevesinde çalışmalarımız tümüyle gizlilik içinde yürütülür, toplantılarımız da, bulgularımız da... Kıbrıslırum araştırma ekibi olarak yaptığımız araştırmalar sonucunda, komiteye birkaç grup Kıbrıslıtürk kayıbın akibeti hakkındaki bulgularımızı aktardık. Bazılarının gömülü bulunduğu alanları da bildirdik 1989’da. Ne yazık ki hiçbirşey yapılmadı. Ne yazık ki Kıbrıslırumlarla ilgili benzer bilgiler gelmedi... Pek çok politika karıştı bu işlere, onca yıl geçti, bulgular ailelerin lehine kullanılamadı. Kıbrıs hükümeti, bir noktada ilerleme ve bazı adımlar atma kararı aldı. 1997’de Sayın Denktaş ve Sayın Klerides, kayıplar konusunda bir anlaşmaya vardılar. Buna göre kayıp şahısların gömülü olduğu yerler hakkında bilgi alış verişinde bulunacaktık. Yaptığımız araştırmalar temelinde, Kıbrıslıtürk temsilciye, Kıbrıslıtürk kayıpların %50’sinden fazlasının akibeti hakkında bilgi verdik...

 

SORU: Kıbrıslıtürk kayıpların %50’si derken, sayıca ne anlama geliyor bu?

KALLİS: 200’den fazla şahıs... Ancak Atlılar-Sandallar’ı da dikkate alırsanız, onlar da kayıp sayılıyor, onları toplam sayıdan çıkarırsınız, çünkü onlardan kalanlar oradadır, gömülü oldukları yer de oradadır. Kıbrıslıtürk temsilciye ayrıca başka kayıp şahıslarla ilgili ek bilgilere sahip olduğumuzu da aktardık.  Bir başka deyişle, 1963 ve 1974’te kaybolmuş bulunan Kıbrıslıtürk kayıp şahısların durumunu aydınlatmak için çok iş yaptık. Kıbrıslıtürk temsilci ise bize Kıbrıslırum kayıp şahısların gömülü bulunduğu iki yerle ilgili bilgi verdi, bu yerlerden biri Beşparmaklar’da, diğeri de Lefkoşa’da. Müzakereler kesildi çünkü Kıbrıslıtürk temsilcilik yeni önşartlar ortaya koymuştu, darbede öldürülenlerin listesini talep etmişti. Onlara bu listeyi verdik, bunu kabul etmediler ve müzakereler durdu.

 

SORU: Yani 15 Temmuz 1974’te meydana gelen darbede öldürülen Kıbrıslırumların listesini mi istediler demek istiyorsunuz?

KALLİS: Evet, çünkü uluslararası alanda Kıbrıslıtürk temsilci her zaman “Onların kayıpları Yunanlılar tarafından öldürüldü, bize onların gömülü olduğu alanları söyleyin” diyordu. Darbede öldürülenlerin listesini hem Birleşmiş Milletler’e, hem de Kıbrıslıtürk temsilciye verdik. Listeyi ben hazırlamıştım...

 

SORU: Kaç kişiydiler?

KALLİS: 100 kişi kadardı. Bu liste Kıbrıs Dışişleri Bakanlığı web sitesinde görülebilir. Listeyi verdik. Bu olanaktan yararlanıp çağrıda bulunuyorum: eğer herhangi bir kişinin bilgisi varsa kayıp Kıbrıslırumlarla ilgili, bunu paylaşsın. Kayıplar listesinde bulunan Kıbrıslırumların, darbe esnasında öldürülen ya da darbe esnasında kaybolan kişilerden oluşmadığını kesinlikle söyleyebilirim. Darbede öldürülen her bir kişiyi biliyoruz, isimlerini biliyoruz, ailelerini biliyoruz, her aileyi bilirim... Yani bu konuda kuşku götürmeyecek bilgilere sahibiz ve kayıp Kıbrıslırumlarla darbede öldürülen Kıbrıslırumlar konusunda kafa karışıklığı olmamalıdır. Ve yine ilerleme olmamıştı, 1997’de varılan anlaşma yine uygulanamamıştı. Sonra hükümet tek taraflı adımlar atmaya karar verdi ve Constantin-Heleni mezarlığı ile Lakadamya’da mezarlar kazılarak açıldı...

 

SORU: Bunu biliyorum çünkü Andreas Paraskos’la röportaj yaptık bu konuda... Lakadamya mezarlığını nasıl keşfettiğini anlattı...

KALLİS: Ben de anlatayım çünkü bu konuda yanlış anlamalar vardır, neden bu kazıların yapıldığına ilişkin de yanlış anlamalar vardır. 1974’te pek çok yaralı ve ölü Kıbrıslırum vardı, oysa Lefkoşa Genel Hastanesi’nde bunca çok ölüye yönelik altyapı bulunmuyordu. İnsanları Constantin-Helena mezarlığına gömmeye başlamışlardı, orası dolunca da Lakadamya’yı buldular. Burası henüz açılmamıştı... Lakadamya’yı ölüleri gömmek için kullandılar. Bazı ölülerin durumu çok kötüydü çünkü bu insanlar normal koşullarda ölmemişlerdi, şiddet dolu ölümlerdi bunlar, kimisi yanmıştı, kimisi bombalardan ölmüştü... İnsanlar hastaneye götürülüyordu ancak onları kaydedecek zaman yoktu, kimlik saptayacak zaman yoktu. Böylece buldozerleri kullanarak ölüleri gömdüler. Gömdükleri pek çok kişinin kimliğini bilmiyorlardı. DNA teknolojisi gelişince artık bilimsel olarak bu insanların kimliğini saptama olanağına kavuştuk, o zaman mezarları açtık. DNA’ları temelinde oraya kimlerin gömülü olduğunu biliyoruz şimdi.  Şu ana kadar 140 kişinin kimliğini saptadık, buna 13 kayıp şahıs da dahildir. Bu 13 kişi Kıbrıs’taki Kayıp Şahıslar Komitesi’ne verilmiş olan kayıplar listesindeydi. Ve buna devam ediyoruz, henüz işimiz tamamlanmadı.  Daha ileri gidebilmek için, Kıbrıslıtürk kayıplarla ilgili olsun, Kıbrıslırum kayıplarla ilgili olsun, ailelerin işbirliğine ihtiyacımız vardır. İster Kıbrıslıtürk, ister Kıbrıslırum, isterse dünyanın başka bir yerinde olsun, aileler DNA testi için kan vermedikleri sürece, herhangi bir kimlik saptaması yapamayız geride kalanlardan. Sonra, bundan sonraki aşamaya geçtik. Bundan sonraki aşama da Kıbrıslıtürk kayıp şahıslar için açıklanan önlemlerdi. Mezarların açılmasından sonra yani, bu önlemler açıklandı...

 

SORU: Bu, 23 Nisan 2003’te barikatların açılmasından sonra olmuştu demek istiyorsunuz herhalde...

KALLİS: Evet...

 

SORU: Kıbrıslıtürk temsilci tarafından Kıbrıs’taki Kayıp Şahıslar Komitesi’ne verilen 500 kişilik bir listeyi yayınlamıştınız... Bu ailelere çağrınız neydi? Gelip kan vermeleri mi isteniyordu DNA testi için?

KALLİS: Bunlar bir dizi önlemlerdi...

 

SORU: Ne gibi?

KALLİS: Kıbrıslıtürk kayıp şahıslarla ilgili çok araştırma yapmıştık. Bunu insancıl nedenlerle yapmak görevimizdi, ayrıca onlar Kıbrıslılardı... İnsanın acısı aynıdır. Böyle bir liste yayımladık, ailelerin buna bakmasını, ailelerinden kayıp şahsın o listede olup olmadığına bakmasını istiyorduk. Ve onların ofisimize gelerek, her bir Kıbrıslıtürk kayıp için hazırladığımız dosyayı görmelerini, kayıp şahıs için ne yaptığımızı, ne tür bilgi topladığımızı görmelerini istedik.

 

SORU: Bu bilgiler, Kayıp Şahıslar Komitesi’ndeki Kıbrıslıtürk temsilciye on yıl kadar önce verilmişti diye duyduk...

KALLİS: Bu bilgilerin bazıları 1989’da Kayıp Şahıslar Komitesi’ne verilmişti. Ama esas bilgiler 1998’de verilmişti... Yani 6 yıl önce verildi kendilerine, ancak hiçbirşey yapılmadı. Mezarların açılması için birşey yapılmadı. Ailelerin bu bilgileri alma hakları vardır. O nedenle Kıbrıslıtürk kayıp ailelerine, eğer isterlerse ofisimize gelerek bu bilgileri almaları çağrısı yaptık...

 

SORU: Bu ofis nerededir?

KALLİS: Telefon numaralarını vermek istiyorum. 22-305794. Bu telefon, Kıbrıs’taki Kayıp Şahıslar Komitesi’ndeki Kıbrıslırum Temsilci’nin ofisinin numarasıdır. Sayın İlias Georgiadis’in... Ben onun yardımcısıyım. Bu ofis Ayios Omogolides bölgesindedir, Akropolis bölgesindedir. Aileler buraya gidebilirler, kayıp şahıslarına ait dosyaya bakabilirler, dosyadaki bilgileri inceleyebilirler. Size anlattığım gibi, Kıbrıslıtürk kayıpların çoğu için yapmış olduğumuz araştırma sonuçları vardır, eğer ölmüşlerse, gömülü oldukları alanlarla ilgili de bilgiler vardır.

 

SORU: Pek çok Kıbrıslıtürk gelip baktı mı bu dosyalara?

KALLİS: Çok sayıda Kıbrıslıtürk geldi...

 

SORU: Ve Kıbrıslıtürk temsilcilik kendilerine bilgi vermediği için ilk kez öğrendiler ne olduğunu...

KALLİS: Evet, ilk kez öğreniyorlardı - kendilerine bilgi verilmemişti... İkinci adım ise şuydu: onlara mezarın açılmasını isteyip istemediklerini soruyorduk. Ancak bunu yapmak için de kan örnekleri gerekiyordu. Bir databank oluşturduk, bir tür kan bankası, bunu Genetik ve Nöroloji Enstitüsü’nde yaptık, havaalanının yanında... Kıbrıslıtürkler oraya gidebilirler, Enstitü’dekiler her bir kayıp şahısla ilgili bilgilendirilmişlerdir. Ve burada küçük bir kan örneği verebilirler, eğer sağlık nedeniyle kan veremiyorlarsa, salya örneği de olabilir bu. Bunu alıp DNA’sını çıkarırlar Enstitü’de. DNA bilgileri son derece gizli tutulur, yalnızca aile içindir bu ve yalnızca sevdiklerinin kimliğini belirlemek içindir, başka bir amaç için kullanılmayacaktır. Ve Kıbrıslıtürklerin gömülü olduğunu bildiğimiz yerler için eğer yeterli sayıda kan örneği varsa, o zaman mezar açılabilir. Alaminyo’da mezar kazılmıştır, yerleri saptanmıştır ancak İnsan Hakları İçin Hekimler adlı sivil toplum örgütünden gelen, farklı ülkelerden bilim adamları - Dr. Haglund ve ekibi yani - ailelerden yeterli sayıda kan örneği olmazsa, buradaki kemikleri çıkarmayı reddetmiş bulunuyorlar. Çünkü bu projenin amacı insanidir - amaç, sevdiklerinden geride kalanları ailelere uygun biçimde gömebilmeleri için geri vermek ve ailelerin nihayet sevdiklerinin akibetini öğrenmeleridir. Sevdiklerinden geride kalanları verdiğimiz her bir olayda DNA analizine ilişkin bilimsel bir rapor da veriyoruz, kazıdaki bulgularla ilgili bilimsel bir rapor da veriyoruz aileye ve bir de ölüm sertifikası veriyoruz, o insanın nasıl öldüğüne ilişkin bir rapordur bu. Her bir kişinin cenazesi için de bin Kıbrıs Lirası veriyoruz...

 

SORU: Hatırladığım kadarıyla bu önlemlerde Kıbrıslıtürk kayıp yakınlarının, Kıbrıslırum kayıp yakınlarıyla aynı haklara sahip olduğu belirtiliyordu, öyle miydi?

KALLİS: Evet, aynı haklara sahiptirler. Yakınları kayıp olan ya da ölmüş bulunan Kıbrıslırumlarla ilgili bir yasa var. Belirli hakları var, anne ya da eş ya da çocuk olmasıyla ilgili bazı kriterlere göre bazı mali yardımlar var. Bu önlemleri açıklarken, Kıbrıslıtürk kayıp ailelerinin, asker olmayan ve ölmüş olan Kıbrıslıtürklerin ailelerinin, bu durumdaki Kıbrıslırum ailelerle aynı haklara sahip olduklarını belirtmiştik. Örneğin darbeye katılmış olan Kıbrıslırum askerler bu yasada haklara sahip değil, o nedenle herhangi bir yardım almıyorlar. O nedenle siviller diyorum... Sivillerin bu hakları var...

Kıbrıslıtürklerin bu çağrımıza yanıtı kitlesel oldu diyebilirim...

 

SORU: Kaç Kıbrıslıtürk ailenin DNA testi için kan verdiğini söyleyebilir misiniz?

KALLİS: Bu gizli bir bilgi olduğu halde, şöyle diyebilirim: yüzlerce kan örneği verildi, yüzlerce... Tam sayıya girmek istemiyorum. Ailelerden ayrıca antropolojik bilgiler de aldık. Ofisimizde bir Kıbrıslıtürk doktor çalışıyor, Dr. Armağan Salih... Ofisimizdedir, kan örneklerini alıyor, Kıbrıslıtürk ailelerin vermek istediği bilgileri alabiliyor... Şunu belirtmek istiyoruz: yaptıklarımızı tümüyle insancıl nedenlerle yapıyoruz, Kıbrıslıtürklerin Kıbrıslırumlar için neler yapıp neler yapmayacağına bakmaksızın, Kıbrıslıtürk kayıp aileleri için elden gelen herşeyi yapacağız. Bu problemin çözümünü istiyoruz, ailelerin çıkarları için bu sorunun çözümünü istiyoruz.

 

SORU: Sohbetimizde bir kişinin kayıp olmasının anlamından söz etmiştiniz. “Kayıp olmak, yaşamın inkarıdır” demiştiniz... Biraz bundan söz eder misiniz?

KALLİS: Kıbrıs dahil, tüm dünyada kayıp şahıslar için trajik olan şudur: insanlık tarihinde ilk kez, bir insan varlığının yaşamının inkarı ortaya çıkıyor - çünkü kayıp kişi ne yaşamdadır, ne de ölüdür. İster sağ, ister ölü olalım, hepimiz bir topluma aitiz. Oysa kayıp şahıslar bir tür boşlukta yaşarlar, insanlık tarihinde ilk kez bu tür bir “varlık” sözkonusudur. Görevimiz,  ki mezarları açarken bunu yapmaya çalışıyoruz, kayıp kişileri ister sağ, isterse ölü olsunlar, ailelerine ve toplumlarına geri vermektir. Elbette her aile sevdiklerinin kendilerine sağ olarak dönmesini ister ancak eğer bu kişiler ölmüşlerse, onların ölülerini ailelerine ve toplumlarına vermek de önemlidir çünkü ölü olsalar bile o topluma aittirler. Sosyal terimlerle söyleyecek olursak, kayıp kişilere “varlık” kazandırırız. Ailelerin buna ikna olması önemlidir çünkü verilen siyasi bir demeç sonucunda bir kayıp kişinin yaşamının inkarını kabul etmek  zordur. Ailelerin ölümle ilgili  kanıta ihtiyacı vardır. Ölümün kanıtı ve yaşamın inkarının kanıtı da kayıp kişilerden geride kalanlardır, bunu ailelere geri veririz. Daha önce belirttiğim gibi kayıp kişilere “varlık” kazandırırız, onları ailelerine ve toplumlarına geri veririz ve bu ailelere ölü olduklarına dair kanıtları veririz. Şunu da eklemeliyim: şimdiki insan hakları kavramlarına ve insani hukuğa göre, uluslararası alanda ölülerin de uygun biçimde gömülme hakları vardır. Ölülerin de huzur içinde yatma hakkı vardır. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum, hem toplumsal, hem de dini bakımdan... Her birinin uygun biçimde gömülmesinin, her birinin somut kanıtlar sonucu sağ mı ölü mü olduğunun belirlenmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.

 

SORU: Birkaç sorum daha var. Biri Dohni’yle ilgili. Dohni’de neler oluyor?

KALLİS: Spesifik olarak konuşmak istemiyorum, diğer kayıp ailelerine haksızlık olur bu.

 

SORU: Neden Dohni’den bahsediyorum? Çünkü Dohnililer DNA testi için kan örneği verdi...

KALLİS: Dohni’deki kayıpların akıbeti ve gömülü oldukları yerler hakkında bilgi verdik. Ailelere, sevdiklerinden geride kalanları geri vermek için elden gelen herşeyi yapacağız. Şu anda ne yaptığımızı tartışamam ancak tüm önçalışmaları yapıyoruz aileler için yapmamız gereken şeyleri yapabilmek için.

 

SORU: Alaminyo’dan bazı insanlarla konuşuyorum, özellikle kayıp çocuklarıyla... Alaminyo’dan kayıp şahısların çocukları birkaç şey söylüyorlar. Öncelikle babalarının kayıp olmadığını bildiklerini, onların ölmüş olduğunu ve gömülü oldukları yeri de bildiklerini söylüyorlar. Bazıları babalarının gömülü olduğu yerde kalmasını istediklerini söylüyorlar, rahatsız edilmelerini istemediklerini söylüyorlar. Bazıları, babalarının gömülü olduğu toplu mezarda bir tür anıt yapılmasını istediklerini söylüyorlar... Ne düşünüyorsunuz? Bunlar Alaminyo’da gömülü bulunan bazı Alaminyolu Kıbrıslıtürklerin çocuklarından aldığım mektuplarda yazıyor... Onlarla konuştum da...

KALLİS: Alaminyo’yla ilgili iki nokta var. Kıbrıslıtürk temsilcinin Kıbrıs Kayıplar Komitesi’ne getirmiş olduğu Alaminyolu Kıbrıslıtürklerle ilgili dosyalarla yapmış olduğu resmi başvuruda, onların “kayıp şahıslar” olduğu belirtiliyor. İlk kez bu kişilerin aileleri tarafından “ölmüş” olarak kabul edildiğini duyuyorum. Burada bir çelişki var çünkü bir yandan bir kişiyi “kayıp” olarak takdim edip, öbür yandan “ölmüş olduğunu” söyleyemezsiniz.  Ailelerin onların kayıp olduğu yönündeki bilgilerine dayanarak, araştırmalar yaptık, önhazırlık kazısı yaptık. Bunun amacı, sevdiklerinden geride kalanları ailelere geri vermekti. Her bir ailenin haklarını tanıyoruz. Ailelerin işbirliği olması halinde, bizim insancıl görevimiz sevdiklerinden geride kalanları, ailelerine geri vermektir. Her bir aileye... Kişi olarak şuna inanıyorum: her bir aile, sevdiklerinden geride kalanlarla ilgili işlemleri kendilerine göre yapacaklardır. Ben yalnızca ailelerin haklarını tanıyorum, her bir ailenin bu hakkı vardır. Şu çağrıda bulunmak istiyorum bir kez daha: eğer sevdiklerinin kayıp olduğuna inanıyorlarsa, elimizde bilgiler vardır, onların işbirliği olmadıkça, daha fazla ilerleyemeyiz.

Sevdiğiniz insanları tarlalarda, dağlarda, gömülmüş oldukları çeşitli yerlerde bırakmanın birazcık insani olmadığını düşünüyorum. Her bir dönemin politikalarına bakılmaksızın, ölülere saygı göstermeliyiz. Ölülerin huzur içinde yatma hakkı vardır, tümümüz bu insanların huzur içinde yatması için işbirliği yapıp elimizden geleni yapacağız.

 

SORU: Dün Alaminyolu kayıplardan bir Kıbrıslıtürkün oğluyla görüştüm...  Öncelikle Kıbrıslırumlardan derin bir kuşku duyuyordu, bunu anlayabilirim. Babasıyla ilgili yaşadığı deneyimler acıdır... Bana şunu söyledi: “Neden mezarları açmaya ille de Alaminyo’dan başlamak istiyorlar da örneğin Dohni’den başlamıyorlar?” dedi. “Çünkü onlar yasaları çok iyi biliyorlar” dedi... Son derece kuşkuluydu... “Neden Dohni değil de Alaminyo?” diyordu...

KALLİS: Bir kuşku olmaması gerekir Alaminyo’yla ilgili. Fazla güven olmadığını anlıyorum, sosyal düzeyde buluşmalara ancak çok yakın geçmişte başladık, geçmişte kötü deneyimlerimiz oldu, bu deneyimler de birbirimize nasıl bakacağımızı koşullandırıyor. Aynı şekilde birbirimizin hareketlerini ve tepkilerini de yorumlamamıza ya da yanlış yorumlamamıza neden oluyor. Bu anlaşılabilir birşey, bu kişinin tepkilerini anlayabiliyorum. Ona şunu söylemek istiyorum: “Gizli” bir “gündem” yoktur, siyasi bir manipülasyon yoktur, neden Alaminyo da Dohni ya da başka bir yer değil diye siyasi bir neden yoktur. Kıbrıslıtürklerin gömülü olduğu alanların büyük çoğunluğuyla ilgili bilgiler verdik. Eğer aileler işbirliği yaparsa, kazılara devam edeceğiz. Yani Alaminyo’yla ilgili özel birşey yok, bir yerden başlamamız gerekirdi, bu da tesadüfen Alaminyo oldu, özel birşey yok yani...

 

SORU: Son sorum şu: Erdoğan hükümetinin Avrupa Konseyi’ne Ekim’e kadar kayıplar sorununu ele alıp çözmeye söz verdiğini okuduk Rum basınından. Neden böyle bir söz verildi? Konu neydi?

KALLİS: Türk delegasyonundan Avrupa Konseyi’ne işbirliği yapacaklarına dair bir söz verildi, mezarların açılacağına, etkili araştırmalar yapılacağına ve başka şeylere söz verdiler.

Ben bir politikacı değilim, umuyorum ve dua ediyorum ki anons ettikleri uygulanır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kıbrıs’taki kayıp şahıslarla ilgili kararının uygulanması konusu görüşülürken böyle bir söz verdiler.

 

SORU: Bu karar ne zaman alınmıştı?

KALLİS: Birkaç yıl önce. Kıbrıs devletinin Türkiye’ye karşı açtığı bir davanın sonucuydu bu. Yine umudumu ve dualarımı ifade etmek istiyorum, en azından orada söylediklerinin somut adımlar olarak uygulanması ve bu konuda ilerleme kaydedilmesini umuyor, bunun için dua ediyorum.

 

SORU: Benim sormadığım, sizin eklemek istediğiniz birşey var mı son olarak?

KALLİS: Benimle röportaj yapan biri olarak değil de bir Kıbrıslı olarak şunu ifade etmek istiyorum: o kadar çok sayıda, onca kuşak boyunca, o kadar çok acı çekildi ki Kıbrıs’ta, inanıyorum ki bu sorunu çözmeliyiz, bu sorunu inandırıcı biçimde çözmeliyiz. Toplumlar olarak tüm bu hatalardan birşeyler öğrenmeliyiz. Eğer bunları temizlemezsek, bir Kıbrıslı olarak, adada hiçbir zaman güven koşulları oluşturabileceğimize inanmıyorum.

 

SORU: Çünkü bunlar sistemi zehirlemeye devam edecektir...

KALLİS: Sistemi zehirlemeye devam edecektir, şurada, burada, Kıbrıs’ın her yerinde insanların gömülü olduğu mezarlar olacaktır, bunlar tesadüfen ortaya çıkacak, insanlar sevdiklerini aramaya devam edecekler... Benim için iki toplum arasındaki güvenin düzeyini gösteren bir barometredir bu. Gelecekte birlikte yaşama olasılığımızın ve aramızdaki ilişkinin niteliğinin  de barometresidir...

 

(Devam edecek)

 

(*) Bu yazı dizisi 26 Temmuz 2004’ten bu yana YENİDÜZEN’de yayımlanıyor. Hamamböcüleri’ndeki okurlarımla da paylaşıyorum...

 

 

 

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org