Yeraltı Notları, 6 Ağustos 2003

Sevgül Uludağ

 

“Free our children!...” (*)

*** Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum gençler ilk kez kendi ülkelerinde kamp yaptı: “Çocukları özgür bırakın!...”

“Free our children!...” (*)

*** Trodos’ta düzenlenen gençlik kamplarında Kıbrıslıtürk gençlerin gecelemesine kuzey Kıbrıs makamlarınca izin verilmeyince, gençlerimiz sabah 8’de kampa gidip, geceyarısı “Sinderella saati”nden önce Lefkoşa’ya dönmek zorunda bırakıldı... Kampa Elye’den (Doğancı) katılan gençlerimiz günde iki kez ikibuçukar saatlik yol katetmelerine rağmen, zorlukları ve engelleri aşabileceklerini gösterdiler... Üçer günlük atölye çalışmalarında gençler “çevre” ve “çocukların insan hakları” konularını ele alarak, yürütecekleri kampanyaları biçimlendirdiler...

*** Uluslararası Af Örgütü’nün de desteklediği çocukların insan hakları konulu atölye çalışmalarında gençler şimdi çocuk emeğiyle üretilmiş ve Kıbrıs’a da ithal edilen çikolata, spor ayakkabı, parfüm, giysi, futbol topu gibi ürünlere boykot kampanyaları hazırlamakla meşgul... Avrupa Parlamentosu Milletvekili Mirsini Zorba da, dünyada çocuk emeğinin sömürüsüne karşı Kıbrıslı gençlerin yürüteceği kampanyaları desteklemeye söz verdi...


Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum gençler ilk kez kendi ülkelerinde kamp yaptı... Trodos dağlarında, çam ağaçlarının altına kurulan çadırları yalnızca Kıbrıslırum gençler kullandı: çünkü kuzey Kıbrıs makamları, Kıbrıslıtürk gençlerin Trodos’ta gecelemesine izin vermeyince, gençlerimiz sabah 8’de kampa gidip, geceyarısı “Sinderella saati”nden önce Lefkoşa’ya dönmek zorunda bırakıldı...
Özellikle Elye’den (Doğancı) kampa katılan Kıbrıslıtürk gençler için bu günde iki kez ikibuçuk saatlik bir yola katlanmak anlamına geliyordu... Ancak gençlerimizin neşeli ruh hali, bu tür engelleri takmayacaklarını yansıtıyordu... Nasılsa Elye, barış ateşlerinin yakıldığı, Kıbrıslıtürklerin barış ve demokrasi mücadelesinde köşe taşlarından biriydi...

YEP 16: “Melissa Çevre Grubu”
25-27 Temmuz 2003 tarihlerinde “Youth Encounters for Peace” yani “Barış için Gençlik Buluşmaları”nın 16ncısı Trodos’ta çevre konusunu ele aldı – gençler, gruba ablasıyla birlikte kampa katılan altı yaşındaki Kıbrıslıtürk kız çocuğu Melissa’nın adını kendi gruplarına vermeyi kararlaştırdılar. “Melissa Çevre Grubu”, çevre konularını ele alarak su, avcılık, çöplerin geri kazanılması ve ozon tabakası konularında dört ayrı grupta çalışmalarını sürdürmeyi kararlaştırdı... Melissa Çevre Grubu, Kıbrıs’ta bir barış ormanı kurulması üzerinde de çalışacak...

YEP 17: “Çocuklarımızı Özgür Bırakın!...”
29-31 Temmuz 2003’te Trodos kampına her iki taraftan 53 genç katılarak genelde insan haklarını, özelde de çocukların insan haklarını incelediler. Özellikle dünyada çocuk işçilerin durumunu inceleyen gençler, dünyada 10 yaşın altında 200 milyon çocuğun “kölelik” koşullarında çalıştırıldığını öğrendiler. Günde 16 saat boyunca çalıştırılan ancak buna karşılık emeklerinin karşılığı ödenmeyen, okula gidemeyen, oyun oynayamayan, gülümsemeyi unutan çocukların durumunu inceleyen videolar izleyen gençler, Kıbrıs’a ithal edilen bazı çikolataların, parfümlerin, giysilerin, halıların, oyuncakların, spor ayakkabılarının ve futbol toplarının çocuk emeği kullanılarak üretilmekte olduğunu öğrendiler. Çikolatalar için kakaoyu çocuk işçiler topluyordu, tıpkı bazı Fransız parfümlerinin üretiminde kullanılan yaseminlerin de çocuk emeği kullanılarak toplanması gibi...
Kendilerine “Çocuklarımızı Özgür Bırakın” adını veren bu grup, Uluslararası Af Örgütü, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Çocuk Fonu gibi uluslararası örgütlerle ve dünyadan gençlik örgütleriyle işbirliği yaparak, çocuk emekçilerin özgür bırakılması için kampanyalar yürütmeyi kararlaştırdılar...

Zorba’nın ziyareti
Kampın son gününde “Çocuklarımızı Özgür Bırakın” grubunun ziyaretçileri vardı – Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum gazetecilerin yanısıra Avrupa Parlamentosu Milletvekili Mirsini Zorba da çocuk emeğinin sömürüsüne karşı Kıbrıslı gençlerin yürüteceği kampanyaya yardımcı olmaya söz verdi.

Kampta...
“Çocuklarımızı Özgür Bırakın” grubunun Trodos’taki atölye çalışmalarının sonuncu gününe katılarak gençlerle sohbet ediyorum, son iki günde tartıştıkları konuları, çizdikleri resimleri inceliyorum...
1987 yılında çekilmiş dünyada çocuk işçilerle ilgili bir video izliyorlar – videoda Pakistan, Hindistan, Mısır, Kolombiya, Rusya, ABD gibi ülkelerde çocuk işçilerin durumu anlatılıyor...
“İnsan hakları hakkında neler öğrendim?” başlığı altında Kıbrıslı gençler şunları yazmış:
*** Genç yaşta pek çok çocuk çalışmak zorunda kalıyor, okula gidemiyor...
*** Aileleri çok düşük gelire sahip olduğu için yardım etmek zorunda kalıyorlar
*** Çocuk işçilerin seçme şansı olmamış – çaresizdirler, paraya ihtiyaçları vardır
*** Kendilerini, özellikle kendi sağlıklarını ihmal ediyorlar
*** Rusya ve Kolombiya gibi ülkelerde çocukların çalışması “normal” karşılanıyor
*** Çocuklara karşı fiziksel şiddet kullanılıyor
*** Fransız parfüm şirketlerinin kullandığı yaseminler Mısır’da çocuk işçiler tarafından toplanıyor
*** Yalnızca ABD’de yarım milyon çocuk işçi var!
*** Çocuk işçiler neredeyse “beleşe” çalışıyor
*** Çok küçük yaşta çalışmaya başladıkları için hayattan daha iyi birşey beklemiyorlar – kaderlerine razı olmayı öğrenmişler
*** Çoğu işyerinde çocukların tuvalete gitmesine bile izin verilmiyor, doğru düzgün beslenemiyorlar, hastalandıklarında doktora gidemiyorlar, çok uzun saatler çalışıyorlar, tehlikeli koşullarda çalışıyorlar... Çoğu zaman iş kazalarına kurban gidiyorlar...

11 yaşındaki çocuk işçi: Pakistanlı Ashique Hashmir
Çocukların insan haklarının incelendiği kampa katılan gençler, 11 yaşındaki çocuk işçi Pakistanlı Ashique Hashmir’in gerçek yaşam öyküsünü de öğreniyor. Ashique 5 yaşından beri tuğla fabrikasında çalışıyor, 1 kızkardeşi, üç erkek kardeşi var. Ailesinin bakmak zorunda olduğu ninesi ve dedesi de var. Ashique Hashmir’in ailesinin aylık geliri 70 Euro. Ashique’ın ailesi iki yıl önce işverenden 110 Euro borç almış, şimdi faiziyle birlikte borç 250 Euro’ya yükselmiş. Ashique yalnızca üç ay okula gidebilmiş, fabrika sahibi bunu duyunca babasını cezalandırmış...
Gençler, Ashique ve onun gibi çocuk işçiler için neler yapılabileceğini tartışıyorlar. Hemen yarın ne yapılabilir? Gelecek aya kadar ne yapılabilir? Gelecekte ne yapılabilir?

Kampanyalar hazırlanıyor
YEP 17 “Çocuklarımızı Özgür Bırakın!” grubu, çocuk emeği kullanan uluslararası markaları saptamaya çalışacak. Kıbrıs’a ithal edilen ürünler arasında çocuk emeğiyle üretilmiş hangileri? Bunları bulup çıkarmak ve boykot kampanyaları yürütmek, halkı bilinçlendirmek için elektronik posta grubu oluşturuyorlar, görev bölümü yapıyorlar. Kıbrıs dünyanın merkezi değil – Kıbrıslı gençler de yalnızca kendi ülkeleriyle değil, yeryüzünün başka bölgelerinde bulunan çocukların sorunlarıyla da ilgilenebileceklerini, onlar için kafa yorup emek verebileceklerini gösteriyorlar...

Yürekten gelen bir proje: YEP
YEP yani “Youth Encounters for Peace” (Barış İçin Gençlik Buluşmaları) yürekten gelen bir proje... 1997’nin Haziran, Ekim ve Aralık aylarında YEP1, YEP2 ve YEP3 grupları Nicos Anastasiou tarafından oluşturulmuştu. Nicos, İki Toplumlu Çatışmaların Çözümü Eğitmenler Grubu’nun aktif üyelerinden biri olarak gençleri biraraya getirmeye başlamış ancak Aralık 1997’de Türk tarafının tüm iki toplumlu gruplara yasak getirmesiyle birlikte grup çalışmaları kesintiye uğramıştı. Nicos inatçıydı – oturup Türk makamların gençlik buluşmalarına ne zaman izin vereceğini beklemeyi reddetti. Çalışmalarını Pile’ye kaydırdı. YEP4 gençlik grubu Baflı Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırumların torunlarından oluşuyordu. YEP11, daha sonra “Steps for Peace” dans grubuna dönüştü... YEP14 genç müzisyenlerin grubuydu... Böylece Barış İçin Gençlik Buluşmaları, Kıbrıs çapında örgütlenmesini tüm engellere karşın sürdürüyordu... YEP gençlik grupları sayısız “ilk”e imza attı – Pile’de pek çok gençlik festivalleri, rock konserleri düzenledi... Andreas ve Kemal için Pile’de kan örneği verenler ve yetişkinleri de bu kampanya davet edenler onlardı... Şimdi YEP16’nın odaklanacağı konu Kıbrıs’ta çevre, YEP17 ise “Çocuklarımızı Özgür Bırakın!” diyerek çocukların insan hakları üstünde çalışacak, çocuk emeğinin sömürüsüne karşı çıkacak...


*** YEP’in mimarı Nicos Anastasiou:
“Avrupa yurttaşı olmak için ne alacağım değil neler verebilirim demeli...”

YEP gruplarının mimarı Nicos Anastasiou, kamp sona ererken düşüncelerini şöyle paylaşıyor:
“Giderek kendimi daha güçlü hissediyorum, YEP projesine başladığımızda tümüyle yalnızdık, biliyorsun... Yüzlerce genç YEP atölye çalışmalarından geçti, birbirleriyle tanıştılar, derin ve özgün dostluklar kurdular... Birlikte güldüler, birlikte ağladılar, yaşam boyu sürecek bağlar oluşturdular. Başka gençlere de yaşadıklarını anlatıyorlar... Bu da bize güç katıyor, umut katıyor... Gençlerin heyecanı yeni projelere doğru yolalmamızı sağlıyor. Sesimizi duyabilecek herkese sesleniyoruz. Barış İçin Gençlik Buluşmaları önemlidir... Barış için çaba göstermek önemlidir. Hem Avrupa yurttaşı olmak isteyip hem de evimizde oturup kalmak mümkün değildir. Avrupalı yurttaşlar olmak istiyorsak kalkıp Avrupa’dan ne alacağım demek değil, Avrupa’ya ne verebilirim, kendi toplumumda nasıl önemli bir yer edinebilirim, başka insanların sorunlarına nasıl çözüm getirebilirim, önyargılardan nasıl kurtulabilirim demek lazım. Evet, katılacağımız Avrupa ekonomik avantajlar getirecektir ama katılacağımız Avrupa korkunç dünya savaşlarından, savaşların yıkımından çıkmış bir Avrupa’dır – Avrupa Birliği oluşturulduğundan bu yana o topraklarda hiç savaş yaşanmadı. Almanya’ya bakın, Fransa’ya bakın... Bizim üyesi olmak istediğimiz Avrupa, toleransın, karşılıklı kabulün, barışın, affedici olmanın, yeniden yakınlaşmanın, ırkçılığa karşı mücadelenin Avrupa’sıdır – tüm bu kavramlar Avrupa’nın yüreğindedir. Avrupalı olmak istediğimizi söyleyen Kıbrıslılar olarak sürekli televizyon seyredip sürekli şiş kebap yemek yerine, yurttaşlar olarak evimizin dışına çıkmalı, politikacılarla, sendikacılarla, sivil toplum örgütleriyle işbirliği içinde aktif yurttaşlara saygı gösterilmesini ve aktif yurttaşlar olarak saygı göstermeyi öğrenmeliyiz. Yetkililerimizden yurttaşlara saygı göstermesini talep ediyoruz. Kıbrıs’taki tüm yetkililerden tüm Kıbrıslıların insan haklarına saygı göstermesini talep ediyoruz. Aksi halde “Ben Avrupalı olmak istiyorum” demek anlamsızdır. Bu bir pakettir, ya alırsınız ya bırakırsınız dostlar...”



KAMPA KATILAN GENÇLER NE DİYOR?

*** Christos Charalambous:
“Kıbrıslıtürkleri tanıyınca hayretler içinde kaldım”

Christos Charalambous 17 yaşında. Leymosun’da Linopetra Lisesi’ne gidiyor... Kampla ilgili düşüncelerini şöyle açıklıyor:
“Başlangıçta, bu kampta ne olacağı konusunda hiçbir fikrim yoktu – böyle bir deneyimim yoktu... İlk kez Kıbrıslıtürk gençlerle birlikte olacaktım. Daha önce Kıbrıslıtürklerle tanışmıştım, birkaç kişiyle ama benim yaşımda değillerdi. Kıbrıslıtürklerle ilgili tam bir bilgim yoktu. Biraz korkuyordum, neyle karşılaşacağımdan emin değildim. İtiraf etmeliyim ki buraya gelip gelmemekte son ana dek kararsızdım. Kafam karışıktı ve zordu... Ama geldim buraya... Kıbrıslıtürkleri taşıyan otobüsü görür görmez rahatladım, otobüsten inenler arasında birkaç tanıdığım genç vardı... Sonra tanımadıklarımla da tanıştım, basketbol oynadık, konuştuk... Bugüne kadar okulda duyduklarım “Türk” sözcüğünün “kötü” birşey olduğu yönündeydi. “Kıbrıslıtürkler Türklerden farklıdır” deseniz de öğretmenlerim ve çevrem onların sanki kötü olduklarını hissettiriyorlardı. Ya da korkulacak insanlar, zor insanlar... Hayretler içinde kaldım Kıbrıslıtürkleri tanıyınca... Şimdi biraz üzgünüm çünkü kamp sona eriyor. İyi arkadaşlar edindim, birbirimize telefonlarımızı verdik... Çok akıllı gençlerle tanıştım, çok mutluyum... Buluşmaya devam edeceğiz...”


*** Ulaş Nazım:
“Aramızda barış olmaması için hiçbir sebep yok...”


Ulaş Nazım Güzelyurt Türk Maarif Koleji’nde okuyor, bu yıl lise üçe devam edecek... Şöyle diyor:
“Daha önce Fulbright’ın 40. yıldönümü için ayrı bir düzenleme olmuştu, resim yarışması ve İngilizce sınavına katılmıştım. 10 Kıbrıslıtürk 10 Kıbrıslırum olarak Washington DC’ye gittik, sergimiz falan oldu, atölyelerde resim yapıyorduk, bu geçen yaz olmuştu. Şimdi de bu kampa katıldım. Rumlarla beraber olmak, barış yapmaya çalışmak, barış için uğraşmak benim gerçekten amacım olmaya başladı, böyle devam etmesini isterim. Rumlarla Türklerin aramızda barış olmaması için hiçbir sebep yok bence. Gerçekten birşeyleri başarabilmek için çok çalışmak lazım. Bunun için de çaba gösteriyoruz...”



*** Görkem Müniroğlu:
“Tabelalar ve konuşulan dil hariç herşey aynı”

Görkem Müniroğlu 21 yaşında, Ankara’da Hacettepe Güzel Sanatlar Akademisi’nde heykel öğrencisi... Bu yıl akademide son yılı... Düşüncelerini şöyle anlatıyor:
“Kıbrıslırum gençlerle ilk kez tanıştım, daha önce internette birkaç defa konuştuğum olmuştu barış yanlısı insanlarla, iki tarafın da böyle bir özlem içinde olduğunu konuştuk sohbet ettik. Ama ilk defa karşılaştık. Şöyle birşeyim de yoktu aman nasıldırlar, nasıl olacak falan diye... Buraya gelirken içimde hiçbir kaygı, hiçbir korku yoktu. Kıbrıslırumlarla birlikte olacağız işte arada soğukluk olur mu, anlaşmazlık olur mu, kavga olur mu diye bir kaygım yoktu zaten.
Organizasyon bence kesinlikle mükemmeldi, daha önce böyle bir organizasyona katılmadım, kıyaslayamayacağım ama çok güzel. Esas organizasyonumuzun konusu olan insan hakları ve özellikle çalışan çocuklardı – bize daha önce bilmediğimiz, göremeyeceğimiz filmler izlettirdiler, bunu su yüzüne çıkardı atölye – herkes biliyor dünyada milyonlarca çalışan çocuk olduğunu ama bunların tam anlamıyla ne olduğunu anladık. Tam anlamıyla ne durumda olduğunu gördük. Bunları görmüş olmak, bilmiş olmak çok güzel, çok etkileyici. Böyle bir konuyu ele alması çok güzel. İkinci gün, tartışacak konuları bitirdikten sonra kendi aramızda madem ki buradayız ve barış için buradayız başka şeyler de tartışalım dedik. Tabii direk konu Kıbrıs sorunu oldu. Çok duygusal anlar yaşadık, bu duygusal anlara rağmen herkes gene seviyeli, saygılı ve sevgi doluydu... Bu davranışlarla, bu hareketlerle birbirini hiç kırmadan sürdürebildik duygulu anlar olmasına rağmen. Bunu görmek çok güzeldi. Herkes biraraya geldi, omuz omuza tutuştu – evet dedik, barış bu işte... Ağlayanlar oldu, gözleri dolanlar oldu, birbirine sarılanlar oldu... İlk tanıştığımız biriyle bir anda kaynaşamayız, onu bile yıktı, herkesi biraraya getirdi. Bu formal devletin, politikacıların konuştukları, yapmak istedikleri anlaşmaları veya geçmişte olanları hepsini bir yana koyduk, biz o dönemlerde yaşamadık... Anlatılan hikayeler olsun, tarih olsun, bundan sonrasına bakıyoruz. Gerçek barış bu – oturmak, konuşmak, gülmek, paylaşabildiğini görmek... Bunun üzerine herkes hikayeler anlattı, bunu pekiştirdikçe pekiştirdik. Normal yaşantıma döndüğümde kesinlikle bakış açım değişmiş, pekişmiş olacak. Ariyeten benim bundan sonra çevremdeki insanlara yansıtacağım bilgiler çok daha farklı olacak. Burada olan 30-35 kişi de benzer şeyler yapacak. Bu adımların barış için olabilecek en mantıklı, en sağlam adımlar olduğunu düşünürüm. Trodos’a ilk kez geldim... Buraya gelmeden önce dört defa geçmiştim güneye, o da sadece Lefkoşa’da yürüyerek dolaşmıştım. İlk defa otobüsle dışarıya açıldım. Onun da verdiği büyük bir heyecan var. Rum veya Türk ayırımıyla alakası yok. Dünyanın herhangi başka bir yerine gitmek gibi ama garip olan herşey aynı... Ağaçlar, toprak, arabalar... Tabelalar ve konuşulan dil hariç herşey aynı... Bunun verdiği bir de şaşkınlık var...”



*** Margarita Yalossia:
“Çok müthiş bir deneyimdi...”


Margarita Yalossia 16 yaşında...Larnaka’da Amerikan Akademisi öğrencisi... Kampla ilgili şöyle diyor:
“Daha önce Pile’ye gitmiş, Kıbrıslıtürk gençlerle tanışmıştım... Kampın sona eriyor olması nedeniyle hüzünlüyüm... Çok müthiş bir deneyimdi... Yeni arkadaşlıklar kurdum, eski arkadaşlarımı gördüm... Çok eğlendik ve çok da ilginçti konular...”



*** Christine Polikroni.
“Kıbrıslıtürklerle Rumlardan daha iyi anlaşıyorum”

Christine Polikroni 18 yaşında, Amerikan Akademisi’ne gidiyor...
“Daha önceden Kıbrıslıtürk arkadaşlarım vardı, yani Kıbrıslıtürklerle ilk buluşmam değil... Ama çok hoşuma gitti kamp çünkü birlikte yaşayabileceğimizin kanıtını burada görebilirsiniz. Çoğu zaman Kıbrıslıtürklerle, Kıbrıslırumlarla anlaştığımdan daha iyi anlaşabiliyorum... Bunun nedeni Kıbrıslıtürklerle, Rumlarla olduğu gibi, hergün görüşemiyoruz... Kıbrıslırumlar zaten orada vardır. Ancak Kıbrıslıtürklerle buluştuğumuzda bu dost olmamız için tek şans diye düşünüyoruz, bundan yararlanmaya çalışıyoruz... Ve Kıbrıslıtürklerle çok iyi arkadaş oluyoruz...”



*** Cemal Kavasoğulları:
“Engeller olaya daha çok değer katar...”

Cemal Kavasoğulları 18 yaşında, Hacettepe Üniversitesi’nde tıp öğrencisi...
“Daha önceden bu tip deneyimlerim var, Seeds of Peace kampına katıldıydım Amerika’da. Dolayısıyla bir kaynaşmışlığım vardı, daha önceden tanıdığım arkadaşlarım vardı. Az çok nasıl olacağını bilirdim ama yeni insanlar tanımak, daha çok geliştirmek arkadaşlıklarımı iyi birşey. Daha çok insan tanıdığım için, eski arkadaşlarımı daha iyi tanıma şansı bulduğum için sevinçliyim. Diğer arkadaşımı, bizim taraftan gelen arkadaşlarımı da etkilemek, onları bu olaylara katmak, bilgilendirmek, bilinçlendirmek beni mutlu eder. Bu gerçekten tarihi bir olaydır, ilk defa Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum gençler kendi ülkelerinde Trodoslar’da bir kampa katılıyor. Kapılar açıldığından beri ilk defa bu kadar uzun süre birarada kalma şansı bulduk. Gerçi ilk planımız kampta üç gece kalmaktı ama izin çıkmadı. Gene de biz karar verdik ki hergün gidip geleceğiz ve zorluğa dayanmamız lazım bunu gerçekleştirmek için. Bunu da yaptık, bu da gurur verici birşey aslında. Belki bir engeldir ama olaya daha çok değer katar.
Esas konumuz çocuk işçiler, çocukları yasal olmayan yollarla çalıştıranlar ve çocuk haklarıydı. Bununla ilgili pek çok yeni bilgi öğrendik, hangi kuruluşların bunlarla ilgilendiğini, hangi ülkelerde bu sorunların esas olarka varolduğunu, bizim ülkemizin az çok ne durumda olduğunu, diğerlerine göre konumunu öğrendik. Bununla birlikte tabii her Türk-Rum beraberliğinde olduğu gibi, bizim konumuz olan Kıbrıs sorununa, eskilere değindik, duygusallaştığımız anlar oldu. Bu tür paylaşımlardır birbirimizi anlamamızı sağlayan... Birçok şey kattı yani...”


*** Charis Achilleos:
“Kamp sona erse bile çalışmalar sürecek”

Charis Achilleos 19 yaşında, Yunanistan’da tıp okuyor...
“Çok heyecanlıydım çünkü tıp öğrenimim için Kıbrıs’tan ayrıldığımda çok farklı bir durum vardı, şimdi geri dönüyorum ve Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumları yeniden kaynaşmış vaziyette buluyorum, kuzeyden güneye, güneyden kuzeye geçişleri görüyorum... Tüm bunlara ek olarak bir de Trodos’ta kamp olacağını duyuyorum. Vaav diyorum! Bu kesinlikle yeni birşey çünkü Kıbrıslıtürklerle ancak Amerika’da yaz kamplarına katılabiliyorduk, Kıbrıs’ta değil yurtdışında buluşabiliyorduk. Bunu duymak çok müthişti, hemen Trodos’taki kampa katılmak için başvuru yaptım. Bunun bir mucizeye benzediğini düşünüyorum...
Kamptaki gençlerin bir kısmını tanıyordum ancak çoğu daha küçük yaşlardaki gençlerdir ve ben buraya kampa yardımcı olmak için geldim, pek çok yeni insanla da tanışmış oldum. Şimdi kamp sona eriyor ancak burada kurulan dostlukların devam edeceğinden eminim. Başka ikitoplumlu gruplarda da, YEP’lerde de bu böyle oldu. Eğer sağlam bir temelleri varsa kuruluş aşamasında, güçlü dostluklar ve iyi ilişkiler oluşturuluyorsa katılımcılar arasında, genellikle devamı geliyor... Kamp sona erse bile insanlar çalışmalarını sürdürüyorlar. Ve birlikte harika işler başarıyorlar!...”

(*) Bu yazı dizisini Yenidüzen’deki YENGEÇ SEPETİ sayfam için hazırladım, Hamamböcüleri’ndeki okurlarımla da paylaşıyorum. Yazı dizisi 6-7 Ağustos 2003’te Yenidüzen’de yayımlandı...

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org