Yeraltı Notları, 9 Ağustos 2004

Sevgül Uludağ

 

Aleminyolu İbrahim Dervişoğulları, güneyde yeri saptanan Aleminyo toplu mezarı için Aleminyoluların kan vermesinin önündeki engeli açıklıyor: “Denktaş izin vermedi!”

*** Aleminyolu İbrahim Dervişoğulları, güneyde yeri saptanan Aleminyo toplu mezarı için Aleminyoluların kan vermesinin önünde

KAYIPLARIN İZİNDE (*)

Sevgül Uludağ

 

***  Aleminyolu İbrahim Dervişoğulları, güneyde yeri saptanan Aleminyo toplu mezarı için Aleminyoluların kan vermesinin önündeki engeli açıklıyor:

 

“Denktaş izin vermedi!”

 

***  Uluslararası İnsan Hakları için Hekimler Örgütü’nden Dr. Haglund, YENİDÜZEN’e yaptığı açıklamada, Aleminyo toplu mezarının yerini saptadığını ancak mezarın açılarak kemiklerin Aleminyolu ailelere verilebilmesi için Aleminyolu Kıbrıslıtürklerin kan örneği vermesi gerektiğini söylemişti

 

***  Aleminyolu İbrahim Dervişoğulları’na göre güneyde yeri saptanan Aleminyo toplu mezarındaki kemiklerin kimlere ait olmasını belirlemek üzere Aleminyoluların kan vermesini Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş “Biz kendimiz kan alıp yapacağız” diyerek geçen yıl engelledi...

 

Aleminyolu İbrahim Dervişoğulları, güneyde yeri saptanan Aleminyo toplu mezarı için Kıbrıslıtürk Aleminyoluların kan vermesine Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın izin vermediğini söylüyor. “KAYIPLARIN İZİNDE” röportaj dizimizin ilk röportajında Uluslararası İnsan Hakları için Hekimler Örgütü’nden Dr. Haglund, YENİDÜZEN’e yaptığı açıklamada, Aleminyo toplu mezarının yerini saptadığını ancak mezarın açılarak kemiklerin Aleminyolu ailelere verilebilmesi için Aleminyolu Kıbrıslıtürklerin kan örneği vermesi gerektiğini söylemişti. Aleminyo toplu mezarında gömülü olanların kemiklerinin yakınlarına verilebilmesi için yakın akrabalarının kan örneği vermesini isteyen Dr. Haglund, böylece DNA testleriyle hangi kemiklerin hangi aileye ait olduğunu saptayabilecekti. Kıbrıs’ın güneyinde yeri saptanmış olan ve Aleminyoluların kan vermesini bekleyen toplu mezarda Kıbrıslıtürk Aleminyolular bu örnekleri vermediği için herhangi bir çalışma yapılamıyor.

Aleminyolu İbrahim Dervişoğulları’na göre güneyde yeri saptanan Aleminyo toplu mezarındaki kemiklerin kimlere ait olmasını belirlemek üzere Aleminyoluların kan vermesini Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş “Biz kendimiz kan alıp yapacağız” diyerek geçen yıl engelledi...Ancak Denktaş sözünü ettiği “biz kendimiz kan alıp test yapacağız” sözünü de tutmuş değil...

İbrahim Dervişoğulları’yla Değirmenlik’teki evinde yaptığımız röportaj şöyle:

 

SORU: İbrahim bey kaç yaşındasınız?

DERVİŞOĞULLARI: 1936 doğumluyum yani 68 yaşındayım. 1936’da Larnaka kazasına bağlı Aleminyo köyünde doğdum...

 

SORU: Nasıl bir köydü orası?

DERVİŞOĞULLARI: Köy iki kısımdan ibaretti. Bir kısım Türk, bir kısım Rum. İsim bir, Aleminyo ama tamamen ayrıydı. Rumlarla aramızda bir dere vardı, akıyordu. Derenin doğusunda biz, batısında Rumlar kalırdı. Aramızda en az 7-8 dönümlük bir mesafe vardı. Yalnız tabii onlar bizim kahvelerimize, biz onların kahvelerine gidiyorduk - daha evvelden çok karışırdık. Tabii bu 63-74 arası bu münasebetlerimiz tabii Komutanlığın da devreye girmesiyle kesilmişti, karışmıyorduk...

 

SORU: Siz kaç kardeştiniz?

DERVİŞOĞULLARI: Biz hepsi üç kardeştik, iki oğlan, bir kız. Kardeşimin biri Londra’ya kaçtı, bir kız kardeşim de buradadır,  o da eşini ve çocuklarını kaybetti 1968’de, yani “Hadise Kurbanı” dediler... Rumların kurduğu bir tezgahtı... Tabii şehit değil de...

 

SORU: Kayıptırlar...

DERVİŞOĞULLARI: Kayıp değiller, yanımızda öldüler... Ailemizde bunlar var kayıp. Hanımın bacanağı var, 25 yaşlarında falan. En yakınlarımız bunlar, kızkardeşimin kocası ve çocukları. İki kişi bacanağım ama köyden kayıplarımız çok yani, çok oldu...

 

SORU: Babanız anneniz rençberlikle mi uğraşırdı?

DERVİŞOĞULLARI: Bunlar bir vesile oldu ve Londra’ya kaçtılar. Önce babam gitti, arkadan annemi arattı, zaten kardeşim de gitmişti ya... Kalan malını mülkünü de bana verdi... Yani anne babamdan ayrılmıştım. Hadiseler çıktığında onlar Londra’daydı, bunda kesilmediler.

 

SORU: Peki ne zaman başladı gerginleşsin Aleminyo’da ilişkiler?

DERVİŞOĞULLARI: Şimdi gerginlik 1956’lardan ufak çapta başladı ama pek böyle birbirimize belli etmeyecek kadar 58’lere kadar. 58’lerde bayağı aramız açıldı... Ama kavgaya girecek duruma girmedik, muhabbetimiz azaldı falan... Bir tedirginlik oldu ama aramızda kavga falan olmadı...

 

SORU: 60’ı yıllarda neler oldu?

DERVİŞOĞULLARI: 60’lı yıllarda anlaşmalar oldu... İstesek de istemesek de bu seneleri iyi geçirdik gibi göründü - esasında pek iyi geçirdik sayılmaz yani...

 

SORU: Ne oldu yani?

DERVİŞOĞULLARI: O eski şey yoğudu, ovalarda kalırdık, galiflerimiz yakın yakındı, birbirimiznan ne irtibat kurardık, ne birşey... Olmadı... 1963’te hadiseler koptuğu zaman o zaman tamamen... Gerçi yine de ovalarda buluştuğumuz zaman konuşuyorduk ama birbirimize de pek iyi niyetle bakmıyorduk. Bilhassa onlar...

 

SORU: Köyde ne zaman oldu hadiseler?

DERVİŞOĞULLARI: Karşı karşı olmadı hiçbir zaman. 74’te şöyle oldu... Köyün dışında, aşağı yukarı iki kilometre dışında eniştemin, kızkardeşimin kocasının bahçeleri vardı, orada çalışıyorlardı. Hadise şöyle oldu - bizim bu Derviş Yücetürk var, görmezler derneği başkanı. Bu bizim Derviş 15-16 yaşlarında delikanlıcığıdı - traktör falan sürerdi. Rumlar bunlara bir tuzak kurdu. Bunlar bir bomba buldular, bomba derken bir kutu buldu Derviş ve kardeşi falan. Derviş büyükleriydi. Bir kutu... Öyle bir şekle soktular ki, mermi kutusu intiabı yaratacak şekilde. Gayet güzel, süslü püslü, üstünde mermi resimleri anlattıklarına göre, fakat kutuyu görmedim... İnsana al beni deyen bir kutu. Kızkardeşimin adı Rahmeli’ydi, Dervişler bu kutuynan geldi bahçeye... Eniştem saf biri, öyle kalbinde kötülük olan biri değil. İşte bir kutu bulduk ama açamadık dediler ona... Bu da saf biri, koştu traktörün yanına, çocukları da orada. Bu Salih Aleminyolu’nun bir kardeşi vardı orada, Derviş, kardeşi, bir de kendi... Bu güçlüydü... Derviş traktörün üstünde bakıyordu, eniştem kutuyu açtığında patladı, Derviş ölmedi ama gözünün şafkını aldı. Eniştem, Derviş’in kardeşi, Aleminyolu’nun kardeşi üç, iki çocuğu eniştemin beş... Öldüler... Derviş de gözlerini kaybetti, epey hastanede yattı. Yani aramızda harp olmadı, hadise böyle oldu, hatta birçok Rumlar olduktan sonra üzüntülerini belirttiler falan. Yani bazı şeyler oldu ama dediğim gibi karşılıklı kavgamız olmadı. Gücenme falan oldu ama kavgamız olmadı.  

 

SORU: Bu hangi sene olduydu?

DERVİŞOĞULLARI: Bunlar 68’de olduydu.

 

SORU: 74’e kadar köydeydiniz yani...

DERVİŞOĞULLARI: Göçmen olmadık biz 74’e kadar köydeydik, çalıştık, hatta ortakçılık da yaptık. Ben 74’te bu hadiselerin içinde bir Rum’la ortakçılık yapıyordum. Ortakçılık da yaptık...

 

SORU: 74’te ne yaptınız?

DERVİŞOĞULLARI: 15 Temmuz’da Rumlarla domates toplardık, benim hanımım, onun hanımı falan. Bir radyocuğu vardı Rumun, açtı dinlerdi haber, Makarios’a darbe yapıldı diye... O esnada radyoda “Makarios öldü” denildi. Ortağım sesini çıkarmadı ama ortağımın karısı böyle bir heşşa çekti böyle, yani bir sevindi! Papazın ölüm haberini duyunca böyle bir sevinç yaşadı orada!  Tabii sonradan duyuldu ki papaz kaçtı, ölmedi! Yani dolayısıyla, ortakçılık yapardık ama belki de bir yandan kuyumuzu kazarlardı!

 

SORU: Siz ne zaman kaçtınız köyden?

DERVİŞOĞULLARI: 74 hadiselerinin ilk günlerinde kaçtık. 74’ün 20 Temmuzu’nda akşamüstü sıra bize gelmişti. İlk zaten mesela Köfünye yahut Yeni Boğaziçi savaşları’nda doğrudan onlara saldıydılar, bize dokanmadıydılar. Bu defa doğrudan bizim üstümüze geldiler 20 Temmuz’da...

 

SORU: Bunlar Kıbrıslırumlar mıydı yoksa Yunan askerleri miydi, yoksa bilmez misiniz?

DERVİŞOĞULLARI: Şimdi bunların en iyisini bana Andreas Paraskos buraya geldiğinde o anlattı bana. Onun deyimine göre onun da bir arkadaşı varmış o gelen askerlerin içinde mecburi askerliğini yaparmış, tesadüfen. Yalnız onlar arkadan gelirmiş, görmüşler ki önde sakallı falan EOKA’cılar gelir...

 

SORU EOKA B’ciler...

DERVİŞOĞULLARI: Evet. Bu adam demiş, “Yahu” demiş, “Yanlıştır. Biz nizami ordu olarak yürüyelim, bunları çekin, alın bunları geri...” Böyle bir laf etmiş, ama Andreas Paraskos bana o çocuğun bu lafı ettiği için onu öldürdüklerini anlattı. “Öldürdüler kendini” dedi bana. “Kendi arkadaşları öldürdüler kendini” dedi...

 

SORU: Köyden birini öldürdüler miydi o gün?

DERVİŞOĞULLARI: Tabii. Epey insanımız öldü o gün...

 

SORU: Nasıl olduydu?

DERVİŞOĞULLARI: Biz tabii emirleri Geçitkale’den komutanlıktan alırdık. Telsiz çalıştı, şöyle şöyle üzerimize geliyorlar falan, napalım diye. “Çarpışacaksınız, yardım gelecek” falan dendi. Emir kıldan ince, kılıçtan keskin! Yerine getirildi tabii! Çarpışmaya başladık!

 

SORU: Kaç kişi vardı köyde?

DERVİŞOĞULLARI: Asker olarak, eli silah tutan 15-20 kişiydi. Zaten gerisi 63’ten 74’e kadar gençlik kaçtı, dağıldı yani. Azaldı nüfusumuz 250’den 180’e düştük, onlar da yaşlı kısım, en gençleri bizidik. Dolayısıyla ne olacak? Hade bir saat, birbuçuk saat dayandık! Köfünye’den yardım gelemedi. Gelse ne olacaktı? Köfünye’ye kim yardım edecekti? Tabii bu esnada biz da insan öldürdük. Her halukarda kapalı mevzinde, o da gelir üstüne, tabii atacan kendine değil mi yani? Harba girdik yani...

 

SORU: Kaç kişi öldüydü yani o gün?

DERVİŞOĞULLARI: Vallahi bilmiyorum ama epeyi öldürdük biz da. Sayısını bilmiyorum ama 7-8 kişi öldürdük.

 

SORU: Sizden kaç kişi öldüydü?

DERVİŞOĞULLARI: Bizden 15-16 kişi öldüydü. Şöyle bir durum var, biz daha güçlü olsak belki 20-30-40 kişi öldürürdük, o zaman ne olacaktı? Sonra hepsimizi öldürürlerdi, esir aldıktan sonra yani! Ne kadar fazla öldürürsek, o kadar fazla ölecekti bizden de, dolayısıyla çıkmazın içindeydik. Yapabileceğimizin belki en iyisini yaptık ama dediğim gibi daha da fazla insan öldürebilsek onlar da bizden daha fazla öldürecekti. Hatta bir ara hepsini öldürmeyi düşünmüşler yani bizim köylüler. Hepsini öldürmeyi de düşünmüşler...

 

SORU: Sonra ne oldu? Esir mi oldunuz?

DERVİŞOĞULLARI: Şimdi bizim köyde bir muhtar vardı Layifi diye, öyle çağırırdık kendini, Rum muhtar... Bu adam çok iyi niyetli yani, Türkleri çok seven, Türklerle çok iyi irtibatları olan bir kişiydi. Mücadele etmiş. Galiba tesadüfen oğlu da komutanlarıymış bunların. Bizimkilerden çoluk çocuğumuz kaçabilen kaçtıydık zaten dağlara mağlara falan. En sonunda kaçabilen kaçtı, saklanabilen saklandı. Ama gerisini öldürmeyi düşünmüşler ama o engellemiş işittiğim kadarıyla, pek de resmi değil bu ama duyum...

 

SORU: Köy kaçtı dağlardan, nereye saklandı?

DERVİŞOĞULLARI: Köy dağlardan kaçtı, mücahitler mesela kaçtı kaçabilen.  Akşamüstü bizim teslim olacağımız saat, Köfünye’den birkaç tane havan topu atıldı. Rumlar genelde korkaktırlar, birkaç havan topu vurunca toparlama yaptılar, çekildiler mahallelerine.  Onlar mahallelerine çekilince bizimkiler de gecenin karanlığından istifade kaçabilenler kaçtı, kalanlar kaldı, çoluk çocuk falan kaldı. Bu kaçamayan kişilerimiz ki 18-40 yaş arasındaydı yani mücahitlik yapabilecek yaştaydılar, onları öldürdüler.

 

SORU: Ve gömdüler o toplu mezara...

DERVİŞOĞULLARI: Evet, ve gömdüler. Yani çarpışırken öldürmediler bu insanları...

 

SORU: Teslim aldıktan sonra öldürdüler...

DERVİŞOĞULLARI: Evet, teslim aldıktan sonra öldürdüler. Yani yüzyüze çarpıştık ve öldürdüler, hayır! Teslim aldıktan sonra...

 

SORU: Peki bu öldürenler, çarpıştığınız insanlar, sizin köyden insanlar mıydı? 

DERVİŞOĞULLARI: Bana “Teslim ol!” diye çağıranların içinde bizim köylülerdi, seslerinden tanırım. Onların sesini tanırım yani, bizim köylüydüler. Yalnız tabii onlara göre yani kendileri öldürmemiş de, EOKA’cılar falan öldürmüş, önleyememişler. Bilemem tabii, ne diyecek sana şimdi? Ben öldürdüm de diyemez ya! Ama köylü olarak niye önleyemediniz? Önleyemedik diyorlar. Önlemek istedik da önleyemedik derler, ne kadar samimidirler bilemem... Bana göre önleyebilirdi. Onlarda da bir mazaret: Niye silahlarınızı teslim etmediniz? Kolay mı silah teslim etmek? Nasıl teslim edeyim, emir alırım teslim etmeyecen çarpışacan diye! Kolay mı? Hiç teslim eder min?

 

SORU: Geçitkale’de kimdi komutanınız?

DERVİŞOĞULLARI: Türkiyeli bir komutandı... Şimdi iş devam etti. Biz kaçtıktan sonra sağ kalanlar Geçitkale’ye gittik. Ertesi gün tabii Geçitkale’yi kuşattı Rum, yani Köfünye’yi...

 

SORU: Niçin iki tane ismi var? Hem Köfünye, hem Geçitkale?

DERVİŞOĞULLARI: Şimdi Rumlar Köfünye der esasında - 63’e kadar Köfünye bilinirdi. Sonra bizimkiler Geçitkale yaptılar orayı. Çok da uygun bir isim yani Geçitkale çünkü bir kere Leymosun-İskele, Leymosun-Lefkoşa, Geçitkale’nin içinden geçmesi gerekirdi, hiçbir yolu yoktu, ortadaydı, merkezdi yani Geçitkale... Köfünye’yle Aleminyo’nun arası da üç mil idi. Yani 5 kilometre... Köfünye’de hiçbir zaman yoktu Rum, beş-on kişi vardı, onlar da ayrılmışlardı, dolayısıyla Köfünye, Mennoya, Aytotoro, bunlar Türk köyüydü. Dolayısıyla biz silah tutanlar Köfünye’ye sığındık, ertesi gün Rumlar Köfünye’yi kuşattı. Ama orada Barış Gücü komutanı girdi devreye. Bizde yetişemediydi gelebilsin... Barış Gücü komutanı gelir ve bizim komutana der ki, “Aleminyo’da sağ insan bırakmadılar. İskele düştü... Leymosun’u bitirdiler. Üç kuvvet burada toplanıyor, onlarla çarpışacak durumdamın?  Hadi sen çarpışacak durumdasın ama bu çoluk çocuk ne olacak? Teslim ol ki sizin can emniyetinizi sağlayayım, mal emniyeti değil, sadece can emniyetinizi sağlayayım...” Ve yalvarır tabii Barış Gücü komutanı bizim komutana... Bizim komutan tabii ne yapacak? Bölük komutanı, takım komutanına danışır, köyün ileri gelenlerine falan. Kimi böyle der, kimi şöyle der, bir türlü bir karara varamadılar. Kimi savaşalım der, kimi teslim olalım. Komutan da ne yapacağını şaşırdı. Adam gene gelir, “Aha geliyorlar” der “Üç kuvvet burada toplanacak!”

 

SORU: Siz evli miydiniz o zaman?

DERVİŞOĞULLARI: Evliydim, ondört yıllık evliydik. Dört çocuğumuz vardı, en küçüğü beş yaşındaydı. Sonunda komutan karar verdi, dedi ki ben kendi insiyatifimi kullanarak köyü teslim ediyorum! Bu defa Barış Gücü “Tamam” dedi “Teslim olacaksınız amma silahını koyanı asker kabul ederim, silahsız geleni asker diye kabul etmiyorum esirliğe, Barış Gücü esiri olarak...” Dolayısıyla ben de Aleminyo’dan kaçarken bir tabanca getirebildim ancak, onu verip biz de esir kampına girdik diğer arkadaşlarla! Köfünye’nin çıkışındaydı esir kampı, Bebek Bar vardı, onun karşısında.

 

SORU: Sizi başka köye götürmediler yani...

DERVİŞOĞULLARI: Yok yok, Barış Gücü aldı, isimlerimizi aldı, Ruma bildirdi, bu kadar kişi, isimleri şunlar şunlar, liste olarak Ruma bildirdi. Rumu bize yanaştırmadı yani. Biz esir olduk ama Rum esiri, Barış Gücü himayesinde. Esir olarak Rum esiriydik ama Barış Gücü himayesindeydik, Rumun yüzünü görmedik yani...

 

SORU: Önlemeye çalıştı ki birleşip de üstünüze gidip sizi kesmesinler ve böyle bir yöntem buldu Birleşmiş Milletler Barış Gücü...

DERVİŞOĞULLARI: Evet. İkinci Barış Harekatı olduktan sonra artık Rum bizimle uğraşmadı, anladı hanyayı konyayı, bu işlerin daha fazla büyümesinden daha fazla zararlı çıkacaklarını herhalde anladılar onlar da. Gelip bizimle uğraşmadılar. Hatta bizim onun içinde ne olurdu? Mesela her gece üç beş tane arkadaş kaçardı, kaçak kaçardı Lefkoşa’ya bir yolunu bulup kaçıyordu, onların arkasından başkalarını getirirdik, yazmazdı! İbrahim kaçtı, başka İbrahim getirirdik! Dolayısıyla o kadar insan kaçtı onun içinden, aynı nüfus devam etti yani!

 

SORU: Ne kadar kaldınız orada?

DERVİŞOĞULLARI: Üç ay... Aleminyo’daki kadınlar ve çocuklar da üç gün sonra geldiydiler... 20 Temmuz’dan üç gün sonra.

 

SORU: Şimdi mesela Aleminyo’da bir toplu mezar buldular. Açtılar. Baktılar, Uluslararası İnsan Hakları için Hekimler Örgütü... Açtılar, baktılar, tahmin ettiler ki 15-16 kişi olabilir. Gene kapattılar... Çünkü açabilmeleri için Aleminyoluların kan örneği vermesi gerekir DNA testi için. Birinci dereceden akrabaların kan vermesi gerekir ama bu köyden kimse kan vermedi.

DERVİŞOĞULLARI: İki kişimiz var ki kesin orada değil... Biz gittik, Denktaş’a danıştık, bu Salih Aleminyo falan... Dedik ki böyle böyle, bu Andreas Paraskos geldi bize yardımcı olacak, kan testi yaptıralım, cenazelerimizi kaldıralım Türk tarafına. Denktaş hayır dedi.

 

SORU: Niçin?

DERVİŞOĞULLARI: Ben yaptıracam dedi...

 

SORU: Ben yaptıracam dedi?

DERVİŞOĞULLARI: Evet, biz yaptıracayık dedi, yaptırmadı! O dava bu şekilde oldu yani...

 

SORU: Yani Denktaş’ın izni yoktur köye gitsin ve kan versin...

DERVİŞOĞULLARI: Öyle. Galiba Dohnililer uğraşmış, yapabildiler mi Dohnililer, Taşkentliler yani? Onlar karar verdilerdi yapsınlar yani.

 

AYSAN DERVİŞOĞULLARI: Tabii bizim güveyimizi öldürdüler, iki kişi daha. Yekten onları öldürdüler, ertesi gün aldılar. Onları tam olarak bilmeyik yani öldürdülersa...

 

DERVİŞOĞULLARI: Güveyimizi getirdiler, görsün karısını ve çocuklarını, ondan sonra öldürdüler...

 

AYSAN DERVİŞOĞULLARI: Onları Pazar gün aldılar... Kızkardeşimin kocasıydı o, kızkardeşim yaşar Yenişehir’de. Kocasını gördü o, süngü da varduydular ona, boğazı hep kandı.

 

DERVİŞOĞULLARI: Ben birinci derece şehit ailesi değildim, yakınlarımızdı ölenler, arkadaşlarımızdı hepsi ama neticede onlar karar vereceklerdi. Mesela Sadiye hanım var, onun oğulları mesela, hatta bir tanesi Denktaş’ın yanında çalışmış Kudret Özersay... Onlar geri çekildi. Birinci derecede onların uğraşması lazımdı, babaları olarak. Baldızımın çocukları da uğraşmadı.

Bir de bunları alıp götürsek nereye gömeceğiz? O zaman Paraskos’a da söyledim. Diyelim ki getirdik Değirmenliğe. Değirmenliğin verilip verilmeyeceği ne malum. En azından bir anlaşma olsa... Hesapta Değirmenlik bizde kalacak bir anlaşma olursa ama kesin mi? Ben dedim ki kesin bir anlaşma olsun, nere gömeceğimizi tesbit edelim. O da tabii maalesef Rum’un inadına takıldı... Olacağa da benzemez şimdi bu durumda, Rumların yanaştıkları yok. Öyle bir durum ki Rum’dan insaf beklemek lazım artık - e buna da biz yanaşmayık, daha fazla taviz verecek durumda da değilik herhalde yani. Haklarımızdan feragat etmeyik, Annan Planı’na razı olduk, EVET dedik. Şimdi bakarım Rumlar Annan Planı’nda değişiklik ister ama yapılacak olan değişiklik ne olacak? Bir de o var yani...

 

SORU: Aleminyoluları hep bu köye, Değirmenliğe mi yerleştirdiler?

DERVİŞOĞULLARI: Şehit ailelerine bir şans tanıdılar, istedikleri yere yerleşsinler diye. Esasında leyhlerine olmadı, o şans aleyhlerine oldu çünkü mal vermediler ondan sonra. Bu köye gelselerdi mal alacaklardı. Lefkoşa’dan ev aldılar, şehire gitmeleri aleyhlerine oldu çünkü bu defa mal alamadılar. Oradan mağdur kaldılar...

(Devam edecek)

(*) Bu yazı dizisi Yenidüzen gazetesinde yayımlanıyor - Hamamböcüleri’ndeki okurlarımla da paylaşıyorum...

 

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org