Yeraltı Notları, 11 Ekim 2004

Sevgül Uludağ

 

ÖLÜMÜN KIYISINDAN DÖNENLER 2 (*)

Ölümün kıyısından dönenler

ÖLÜMÜN KIYISINDAN DÖNENLER 2 (*)

Sevgül Uludağ

 

***  Kliru köyünden  Costas Panayotu Artemiou, Girne’de İngiliz mezarlığının önünde 15 kişiyle birlikte kurşuna dizildi ölmedi, üç kez vuruldu ama hayatta kaldı... Adana’da tedavi gördü, Kıbrıs’a iade edildi...  Ölümlerden dönüp hayatına devam ediyor...

 

“Çocuklarımız böyle şeyler yaşamasın...”

 

Klirulu Costas Panayotu Artemiou’nun öyküsü, Dohnili Suat Kafadar’ınkinden pek farklı değil... Her ikisi de ölümün kıyısından dönmüşler. Tekrar tekrar vuruldukları halde, kurşunlar hep sıyırıp geçmiş, yalnızca yaralanmışlar ve hayatta kalmayı başarmışlar...

Makinistlik yaparken  20 Temmuz 1974’te askere çağrılan ve  Minareliköy’den Ayyorgi’ye (Karaoğlanoğlu) götürülen Costas Panayotu Artemiou ve arkadaşlarına birkaç gün sonra “Geri çekileceksiniz” emri verilmiş... “20 Temmuz’dan 22 Temmuz’a kadar herhangi bir çatışma olmadı... Sonra tanklar Girne’ye girdi... Önce Girne yöresinde bir yarım inşaatta 4-5 gün saklandık, 15 kişi kadardık. Sonra Türk askerleri bizi farkedip yakaladılar. Alıp bizi Girne girişinde İngiliz mezarlığı arkasında, denize doğru, mezarlık duvarının önünde kurşuna dizdiler. Ben ortalarda bir yerde duruyordum, geriye doğru düştüm, ölmüş gibi yaptım... Bacağımdan iki yerden vurulmuştum. Geriye kalan herkes ölmüştü. Askerler herkesin öldüğünü sanıp oradan ayrıldılar, durdurulduğumuz yerin ardında bazı çalılıklar vardı, askerler gider gitmez, emekleyerek bu çalıların içine saklandım...” diyor...

“Saklandığım yerden başka insanları vurmak üzere getirdiklerini duydum ama birşey göremiyordum. Seslerini duyuyordum. Başka bir grubu vurmak üzere ateş ettiklerinde tekrar bacaklarımdan vuruldum... Karanlık bastırdığında Girne’de bir eve gidip saklandım, 4-5 gün bu evde saklandım... Boş bir evdi... Gündüzleri yatağın altında saklanıyordum çünkü gündüzleri ganimet yapmak için eve girenler oluyordu... Bu evde saklandığım ilk gecenin sabahı iki Türk askeri eve girip beni bulmuşlardı, tekmelemişler ve yine beni vurmuşlardı... Yine ölü taklidi yaptım ve onlar ayrıldı... Bu üçüncü kez vuruluşumdu ama hayattaydım... Dördüncü gün Türk askerleri gene gelip bu kez beni tutukladılar, Girne polis karakoluna götürdüler, buradan da Sarayönü polis karakoluna. 5-10 gün buradan kaldıktan sonra Adana’ya götürüldük...” diye anlatısını sürdürüyor...

“Hiçbir zaman Kıbrıslıtürklerle problemim olmadı. 1974’te tüm bunlar olup bittikten ve ben geri döndükten sonra da Kıbrıslıtürklerle sorunum olmadı... Adana’da hastanede yatarken, bana çok iyi davranan bir Türk cerrah vardı... Bana çok iyi baktı... Ama başkaları da vardı ki hiç de iyi davranmadılar... Dinleyin, bir elin beş parmağı bir olabilir mi? Rumlar arasında da Türkler arasında da iyi davranmayanlar olmuştur, iyi davrananlar olduğu gibi...” diye konuşan Costas Panayotu Artemiou’yla Kleri köyündeki evinde konuşuyoruz. Artemiou, İngilizce konuşamadığından gazeteci arkadaşım Maria Chrisantou söylediklerini çeviriyor. Röportaj sırasında Costas’ın eşi Maria ve çocukları da hazır bulunuyor...

Onunla söyleşimiz şöyle:

 

SORU: Sayın Costas Panayotu Artemiou, öncelikle konuşmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederim... Nerede doğmuştunuz, kaç yaşındasınız?

ARTEMİOU: 54 yaşındayım, Kliru köyünde doğdum...

 

SORU: Aileniz büyük müydü?

ARTEMİOU: 6 kardeştik, 3 kız, 3 erkek kardeştik... Babam Mitsero’daki madende çalışırdı, buradan uzakta değil, kömür madeniydi... Annem de temizliğe giderdi evlere.

 

SORU: 1974’te ne yapıyordunuz? Neyle meşguldünüz?

ARTEMİOU: O zaman 24 yaşındaydım... Nişanlıydım, makinistlikle meşgul oluyordum, makinistlik yapıyordum, arabaları tamir ediyordum. 15 Temmuz 1974 darbesinden beş gün sonra 20 Temmuz’da işgal yaşanıyordu, tüm erkekleri orduya çağırmışlardı. Darbe sırasında bu köyde pek birşey olmamıştı. Askere çağrılınca gidip adımı yazdırdım, Minareliköy’e gittik (Neachorgo) ve oradan da bizi Girne’ye, Ayyorgi’ye (Karaoğlanoğlu) götürdüler. Orada bir süre kaldık, birkaç gün sonra geri çekilmemiz için emir verildi.

 

SORU: Yani Türk askerleriyle o güne kadar herhangi bir çatışma yaşamadınız...

ARTEMİOU:  Hayır, çatışma olmamıştı. Biz geri çekilmeye başladığımızda tanklar Girne’ye girmeye başlamıştı, 20’si ile 22 ya da 23’üne kadar, yani geri çekilmeye başladığımız ana kadar herhangi bir çatışma olmamıştı. Gidip bir yarım inşaatta saklandık... 4-5 gün kadar burada kaldık...

 

SORU: Kaç kişiydiniz?

ARTEMİOU: 15 kişi kadardık. Sonra Türk askerleri bizi buldular, sonra bizi bir duvarın önüne dizdiler. Girne’nin girişinde denize yakın bir İngiliz mezarlığı vardır, Girne’nin girişindedir bu. Mezarlığın arkasında, denize doğru bizi duvarın önünde durdurup kurşuna dizdiler. 15 kişiydik... Bunlardan biri benim köyümdendi, biri Melunda’dandı... Diğerlerinin nereden olduğunu bilmiyorum, çünkü biz bir grupta değildik, düzenli askerlerden değildik, 20 Temmuz nedeniyle askere çağrılmıştık.

Bu 15 kişinin arasında ben ortalarda bir yerde duruyordum, geriye doğru düştüm ve ölmüş gibi yaptım. Bacaklarımdan vurulmuştum, iki yerden. Tüm diğerleri ölmüştü, benim dışımdaki herkes ölmüştü. Askerler herkesin öldüğünü sanıp oradan ayrıldılar. Durdurulduğumuz yerin arkasında bazı çalılıklar vardı, askerler ayrılır ayrılmaz emekleyerek bu çalılıkların arasına gizlendim.  

Saklandığım yerden başka insanları vurmak üzere getirdiklerini duydum ama birşey göremiyordum. Seslerini duyuyordum. Başka bir grubu vurmak üzere ateş ettiklerinde tekrar bacaklarımdan vuruldum... Karanlık bastırdığında Girne’de bir eve gidip saklandım, 4-5 gün bu evde saklandım... Boş bir evdi... Gündüzleri yatağın altında saklanıyordum çünkü gündüzleri ganimet yapmak için eve girenler oluyordu... Geceleri ise yatakta uyuyordum...

Bu evde saklandığım ilk gecenin sabahı iki Türk askeri eve girip beni bulmuşlardı, tekmelemişler ve yine beni vurmuşlardı... Yine ölü taklidi yaptım ve onlar ayrıldı... Bu üçüncü kez vuruluşumdu ama hayattaydım... Evde gizlendiğimin dördüncü günü Türk askerleri gene gelip bu kez beni tutukladılar, Girne polis karakoluna götürdüler, buradan da Sarayönü polis karakoluna. 5-10 gün buradan kaldıktan sonra Türkiye’ye götürüldük...

 

SORU: Yaralarınıza ne olmuştu?

ARTEMİOU: Evde gizlenirken bir şişe kolonya bulmuştum, bununla yaralarımı temizlemeye çalışmıştım... Sarayönü polis karakoluna gittiğimizde Uluslararası Kızıl Haç ziyaretimize gelmişti, onlar yaralarıma bakmışlardı... Sonra da Türkiye’ye götürüldük, Adana’ya...

 

SORU: Kaç kişiydiniz?

ARTEMİOU: Gemideyken gözlerimiz bağlanmıştı, ellerimiz de bağlıydı, göremiyorduk...

 

SORU: Kaç kez vurulmuştunuz?

ARTEMİOU: Üç kez vurulmuştum yedi kurşunla... Ama kurşunlar bedenime girmemişti, yaralayıp geçmişti... Yaralarım bacaklarımdaydı...

 

SORU: Gemide birşey olmuş muydu?

ARTEMİOU: Gemideyken gözlerimiz bağlıydı, ellerimiz de bağlıydı. Adana’daki hapishaneye götürülünce gözlerimiz ve ellerimiz çözülmüştü. Hücrelere konuncaya kadar koridorda bekliyorduk ve bazı askerler tutukluları dövüyordu. Ben şanslıydım çünkü bir Türk subayı yaralı olduğumu görmüş, iki askere emir vererek beni hücreye koydurmuştu, böylece dayak yemekten kurtulmuştum... Tutuklu bulunduğumuz odada yüz kişi kadardık, büyük bir odaydı... Ertesi günü yaralıları hapishanenin revirine kaldırdılar, bunlardan biri bendim, bir kişi daha vardı...

 

SORU: Adana’da ne kadar kaldınız?

ARTEMİOU: 10 Ağustos’ta Adana’ya gitmiştik, 27 Ağustos’ta helikopterle Kıbrıs’a geri getirildim...

 

SORU: Uluslararası Kızıl Haç’tan ötürü mü?

ARTEMİOU: Hayır... Çünkü yaram mikrop kapmıştı... O nedenle geri getirdiler beni... Üç kişiyi geri getirdiler. Biri Girneliydi, biri de Trahonalı... Benden çok daha yaşlıydılar, herhalde şimdi hayatta değillerdir. Bunlardan biri şeker hastasıydı, diğeri de 70 yaşlarındaydı - 70 yaşındakinin adı Prokopis idi, diğeri ise Costas’tı ama takma adı “Yatros” yani “Doktor”du. Tabii doktor falan değildi, yalnızca takma adı böyleydi... 70 yaşındaki adam, hapishanedeyken yemeğe giderken itiş kakış sırasında yanlışlıkla düşmüş, başparmağı mikrop kapmıştı. Kangrene dönüşmüştü yarası - henüz Türkiye’deyken başparmağını kesmişlerdi ama kangrenleşme devam edince onu da geri gönderdiler. Bizi helikopterle Adana’dan Girne Boğazı’na götürdüler, burada bizi bir landrovere koyup Sarayönü polis karakoluna götürdüler. İkindi vakitlerine kadar Sarayönü’nde kaldık, sonra da bizi Ledra Palace’a götürdüler, Kızıl Haç gelip bizi güneye getirdi.  Türkiye’deyken beni hastaneye götürüp bacağımı alçıya almışlardı...

 

SORU: Bacağınız şimdi nasıldır?

ARTEMİOU: Kötüdür gerçekten. Kurşunların çoğu ayağıma gelmişti, bu yüzden kimi zaman bacağımı oynatmakta zorluk çekiyorum, kış aylarında ya da yorulduğumda iyice kötüleşir...

 

SORU: Hayatta olduğunuza inanabiliyor muydunuz?

ARTEMİOU: Bizi kurşuna dizmek üzere duvarın önüne dizdiklerinde artık hayatımın sona ermiş olduğunu, yaşayamayacağımı düşünmüştüm. O andan sonra yalnızca şanslıydım.

 

SORU: Hayat bir mucizedir, değil mi?

ARTEMİOU: Evet!... Beni Girne’de gizlendiğim evde ilk gün bulduklarında, tekrar beni duvara dayayıp ateş etmişlerdi, kurşunlar yine yalnızca bacaklarıma gelmişti... Hayatta kalmıştım...

 

SORU: Aileniz sizden haber alabilmiş miydi?

MARİA ARTEMİOU (eşi): 15 gün boyunca hiç haber alamamıştık, onu “kayıp” olarak addediyorduk. Sonra Sarayönü karakolundayken, Adana’ya gitmeden önce bize bir mesaj göndermişti Kızılhaç aracılığıyla, hayatta olduğuna dair... Onu Adana’ya götürmelerinden Kıbrıs’a helikopterle geri getirinceye kadar ondan hiçbir haber alamamıştık. Helikopterle onu geri getirdiklerinde, o gün radyodan üç tutuklunun geri getirildiğini duymuştuk ama isimlerini söylememişlerdi radyodan. Onu güneye getirir getirmez, hastaneye yatırılır yatırılmaz, bize onun burada olduğunu bildirdiler.

 

SORU: Ne hissettiydiniz o zaman?

MARİA ARTEMİOU (eşi): Çok mutluyduk! O gece beni hastaneye götürmediler çünkü Costas’ın durumunu bilmiyorlardı, kardeşi ve amcalarından biri hastaneye onu görmeye gittiler. Sonra geri gelip bize iyi olduğunu, yalnızca bacağından yaralı olduğunu söylediler, ertesi sabah gittim ben hastaneye.

 

SORU: Costas, annenizle babanız ne yapmıştı?

ARTEMİOU: Savaşa katılan bir kardeşim daha vardı... Benden daha büyüktü o. Üçüncü erkek kardeşim ise Arap ülkelerinde olduğundan savaşı yaşamamıştı. İkimiz savaşa katılmıştık ama kardeşim savaş esiri olmamıştı...

 

SORU: Şimdi geriye dönüp baktığınızda ne istiyorsunuz? Nelerin olmasını istiyorsunuz bu adada?

ARTEMİOU:  Hiçbir zaman Kıbrıslıtürklerle problemim olmadı. 1974’te tüm bunlar olup bittikten ve ben geri döndükten sonra da Kıbrıslıtürklerle sorunum olmadı... Adana’da hastanede yatarken, bana çok iyi davranan bir Türk cerrah vardı... Bana çok iyi baktı... Ama başkaları da vardı ki hiç de iyi davranmadılar... Dinleyin, bir elin beş parmağı bir olabilir mi? Rumlar arasında da Türkler arasında da iyi davranmayanlar olmuştur, iyi davrananlar olduğu gibi...

 

MARİA ARTEMİOU (eşi): Umalım ki başka savaşlar olmasın, başka çatışmalar olmasın, çocuklarımız için... Ne yaşamışsak geçmişte kaldı, en azından çocuklarımız bunları yaşamasın...

 

SORU: Ne zaman evlenmiştiniz?

MARİA ARTEMİOU (eşi): 26 Ekim 1975’te... İki çocuğumuz var, Stavros 23 yaşında, Panayotis de 27 yaşında...

 

SORU: Costas yaşadıklarını düşünüyor musun sık sık?

ARTEMİOU: Bu deneyim beni çok fazla değiştirmedi, ailemle, çocuklarımla çok ilgiliyim... Zaman zaman yaşananları düşünüyorum, isteseniz de, istemeseniz de düşünürsünüz zaten... ama bu deneyim beni değiştirmedi. Savaş zaten korkunç birşey... Savaş sona erdiğine göre, Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumların yapması gereken, birlikte yaşamaktır. Savaş oldu diye ayrı yaşamamız gerektiğine inanmıyorum...

 

SORU: Hala makinistlik mi yapıyorsunuz?

ARTEMİOU: Evet, Toyoto’da makinist olarak çalışıyorum...

 

PANAYOTİS ARTEMİOU (oğlu): İnanıyorum ki 1974’te iki toplum kendi çıkarları için değil, başkalarının, üçüncü bir tarafın çıkarları için savaşa gitti. Bizi yalnız bıraksalar, incitmeselerdi, durumumuz çok daha iyi olacaktı, ekonomik bakımdan da daha iyi durumda olacaktık. Babamın yaşadıklarına rasyonel biçimde bakacak olursak, babam Türkler yaralanmıştı ve acı çekmişti, demek ki babamıza acı çektiren Türklerden nefret etmeliydik. Oysa buraya savaşmaya gelen Türklerin de yalnızca öldürmek için gelmiş insanlık dışı canavarlar olduğuna inanmıyorum, istedikleri için değil, başkaları tarafından buraya gönderildikleri için buraya gelmişlerdi, santranç tahtasındaki piyonlar gibiydiler. Ne yazık ki bu olanlar oldu... Ama benim Türklerle ya da Kıbrıslıtürklerle bir derdim yok... Yeniden yakınlaşma etkinliklerine de katılmak istiyorum ama bir sorunum var: İngilizcem iyi değil!... Daha iyi iletişim kurmak için İngilizcemi ilerletmeye çalışıyorum... İnsanlarla konuşmak önemli ve dil sorun oluyor ama bunu çözeceğiz...

 

SORU: Maria sen birşey eklemek ister misin?

MARİA ARTEMİOU (eşi): Umalım ki barışçıl bir çözüm olsun ve 1974 tekrarlanmasın... Çocuklarımız var, herkesin çocukları var, onlar aynı şeyleri yaşamasın... Herkes için barış istiyorum...

 

SORU: Costas, sana sormadığım, eklemek istediğin birşey var mı?

ARTEMİOU: Herkes elbette aynı görüşte olamaz ama pek çok insanla konuşuyorum... Halkın büyük çoğunluğunun Kıbrıslıtürklerle bir sorunu yok. Kıbrıslırumlar referandumda “Hayır” dediğinde de, bu, Kıbrıslıtürklerle bir sorunları olduğundan değildi, kendilerini yeterince güvende hissetmiyorlardı, Türk askerlerinin adada kalacak olmasından ötürü kendilerini güvende hissetmedikleri için “Hayır” demişlerdi...

 

PANAYOTİS ARTEMİOU (oğlu): Bu aktaracaklarımı bir Türk sanatçı söylemişti... İngilizler, Amerikalılar, Türkiye ve Yunanistan, Kıbrıslıları rahat bıraksınlar, o zaman Kıbrıslılar en iyi biçimde kendi çıkarlarına olacak çözümü bulabilirler demişti... Ben de buna katılıyorum, insanlar için en iyisi bu ancak ne yazık ki bizi rahat bırakmıyorlar...

(Devam edecek)

 

(*) Bu yazı dizisi 7 Ekim 2004 tarihinden itibaren YENİDÜZEN gazetesinde yayımlanmaya başladı. Hamamböcüleri’ndeki okurlarımla da paylaşıyorum...

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org