Yeraltı Notları, 13 Ekim 2004

Sevgül Uludağ

 

ÖLÜMÜN KIYISINDAN DÖNENLER (3)

ÖLÜMÜN KIYISINDAN DÖNENLER (3)

ÖLÜMÜN KIYISINDAN DÖNENLER (3)

Sevgül ULUDAĞ

 

***  10 yaşındayken Balıkesir’de toplu bir katliamda vurulduğu halde hayatta kalan pilot Petros Souppouris, çocuklarına barışı öğretiyor:

 

“Onlara Kıbrıslıtürklerle birlikte yaşamak zorundayız diyorum...” (*)

 

Balıkesirli Petros Souppouris, 1974 yılında henüz on yaşındaydı... On yaşında bir çocuktu, sokaklarda koşup oynayan, ailesinin çiftliğinde hayvanlarla ilgilenen, kardeşleriyle muziplikler yapan... Günün birinde “savaş” denen cinayet kapılarını çaldığında, bütün hayatı değişiverdi. Üç Kıbrıslıtürk önce çiftlikten hayvanlarını çaldı, ertesi günü de bir katliam gerçekleştirdi: ailenin sığındığı evde bulunan 21 kişiyi öldürdüler... Aralarında Petros’un annesi, babası, iki erkek kardeşi ve 2 yaşındaki kızkardeşi de öldürülenler arasındaydı... Bu katliamdan yaralı olarak yalnızca 3 kişi kurtulmuştu, biri Petros’tu, biri 14 yaşındaki Yorgos Lasis, biri de 30 yaşlarındaki Yanulla... Petros’un 8 yaşındaki kardeşi Costas, evden kaçıp köyün ortalarına doğru koşup saklandığı için kurtulmuştu... Ardından Türk askerleri köye girmiş, Petros’u ve diğer yaralı iki kişiyi bularak yaralarını tedavi etmeye, neler olup bittiğini anlamaya çalışmışlardı... Hatta subaylardan biri Petros’tan, bu katliamı gerçekleştiren Kıbrıslıtürkleri tanımlamasını istemişti ama Petros bunu yapamamıştı çünkü onları tanıyamıyordu, yaşı henüz 10’du ve yaralıydı...

Petros şimdi 40 yaşında, 20 yıldır pilotluk yapıyor, Kıbrıs’ın semalarında uçtuğunda, adamızı bir bütün olarak görüyor, “Çok güzeldir Kıbrıs” diyor... Çocuklarına barışı öğretiyor: “Onlara Kıbrıslıtürklerle birlikte yaşamak zorundayız diyorum... Evime dönüp dönmemem önemli değildir, önemli olan Kıbrıslıtürklerle birlikte yaşamaktır” diye konuşuyor...

Onunla röportajımız şöyle:

 

SORU: Petros, sen bir pilotsun... Kaç yıldır pilotluk yapıyorsun?

SOUPPOURİS: 20 yıldır...

 

SORU: Ama çocukluğundan başlayalım istersen, nerede doğmuştun, ailen nasıldı, nelerle meşguldü...

SOUPPOURİS: Ben Palekythro’luyum (Balıkesir)... Orada doğdum, en büyük çocuk bendim... 1974’te 10-10.5 yaşındaydım, diğer kardeşlerim benden küçüktüler.

 

SORU: Kaç kardeştiniz?

SOUPPOURİS: Üç erkek kardeşim daha vardı - 9, 8, 4 yaşlarında erkek kardeşlerim vardı, bir de 2 yaşında kızkardeşim vardı.

 

SORU: Yani sen evin “erkeği” gibiydin! En büyükleriydin!

SOUPPOURİS: Evet! Kırsal kesimde tarımla uğraşıyordu ailem, bir çiftliğimiz vardı, ineklerimiz vardı Pakelythro’da... Annem evde ve çiftlikte uğraşıyordu, babam da çiftlikteydi... Geçmiş yıllarda İngiltere’ye gitmişti çalışmak için, sonra geri dönerek çiftliğini kurmuştu, oldukça ilerici bir adamdı, çiftliğinde yeni tarımsal teknikleri kullanıyordu.

 

SORU: Çiftlikte neler üretiyordunuz?

SOUPPOURİS: Temelde et ve süt üretimimiz vardı... İneklerden... Biraz da hellim yapıyorduk...

 

SORU: Palekythro’da okula gidiyordun...

SOUPPOURİS: Evet...

 

KÖYDE PEK AZ KIBRISLITÜRK VARDI

SORU: Büyük bir köy müydü?

SOUPPOURİS: 500 kişi falan vardı... Palekythro karma bir köydü, ben doğduğumda yani 1964’lerde bazı sorunlar yaşanmıştı ve Kıbrıslıtürklerin çoğu komşu köye gitmişlerdi. Pek az Kıbrıslıtürk kalmıştı köyde...

 

SORU: O günlerden anıların var mı?

SOUPPOURİS: Çok küçüktüm ama akrabalarla konuştuğumda, genelde iyi ilişkileri vardı ama 1964’te yaşananlardan ötürü gitmişlerdi...

 

SORU: 1974’ü hatırlıyor musun?

SOUPPOURİS: Evet...

 

“DARBE SIRASINDA BABAM TUTUKLANMIŞTI”

SORU: Darbe sırasında köyde birşey olmuş muydu?

SOUPPOURİS: Darbe sırasında babam Kıbrıslırumlar tarafından tutuklanmıştı, 3-4 gün tutuklu kalmıştı... Sonra Türkiye’nin işgali başladığı gün geri dönmüştü babam. Köyde kalmıştık çiftlikten, ineklerden ötürü... İkinci operasyon sırasında da köyde kalmıştık...

 

SORU: Köylülerin çoğu kaçmış mıydı?

SOUPPOURİS: Evet... İkinci operasyonla birlikte gitmişlerdi, geride yalnızca birkaç aile kalmıştı... Bunlardan biri de benim ailemdi...

 

SORU: Annenle babanın isimleri neydi?

SOUPPOURİS: Andreas ve Areti Souppouris...

 

“SOYADIMIZ SUBAŞI SÖZCÜĞÜNDEN GELİR BELKİ DE...”

SORU: Souppouris soyadının bir anlamı var mı?

SOUPPOURİS: Belki de Türkçe’den geliyor, “su” sözcüğünden... “Subaşı” sözcüğünü biliyorum, belki de bundan geliyor bu soyadı. Ancak büyükbabam ve büyük-büyükbabam Palekythro topraklarının çoğunun sahibiydiler, büyük arazileri vardı köyde, onlar için çalışan çok sayıda insan vardı geçmişte...

 

“ÖNCE HAYVANLARIMIZI ÇALMIŞLARDI...”

SORU: 14 Ağustos’ta birşey oldu muydu?

SOUPPOURİS: Birinci gün birşey olmadı, ikinci gün yani 15 Ağustos’ta bazı komşular da gelip bizde kalmaya başlamışlardı, böylece 20-21 kişi kadar olmuştuk. Daha çok kadınlar ve çocuklardan oluşuyordu evimizde kalanlar. Evde kaldık 2-3 gün kadar. 14’ünden iki gün sonra, bazı Kıbrıslıtürkler gelerek hayvanlarımızı çaldılar...

 

“GERİ GELİP KATLİAMA GİRİŞTİLER...”

SORU: Onları tanıyor muydunuz?

SOUPPOURİS: Tanımıyordum. Ertesi günü yani Cumartesi günü korkunç birşey oldu. Üç kişi tekrar geldi ve yavaş yavaş evden insanları çıkarmaya başladı...

 

SORU: Kıbrıslıtürk müydü bu üç kişi?

SOUPPOURİS: Evet... Yetişkinleri vurmaya başladılar, annemi, babamı, daha yaşlı insanları... Sonra çocukları vurmaya başladılar. Ben de evden çıkarıldım, evden son çıkarılanlardan biriydim, ben de vurulmuştum...

 

“BÜTÜN AİLEM ÖLDÜRÜLMÜŞTܔ

SORU: Nerenden vurmuşlardı seni?

SOUPPOURİS: Göğsümden... Böğrümden... Üç kurşun isabet etmişti bana. Bütün ailem öldürülmüştü...

 

SORU: Yani annen, büyükbaban...

SOUPPOURİS: Büyükbabam orada değildi. Annem, babam, bir teyzem, iki erkek kardeşim ve kızkardeşim öldürülmüştü, kardeşlerimden Costas koşarak köyün ortalarına doğru kaçmıştı...

 

SORU: Costas kaç yaşındaydı?

SOUPPOURİS: 8 yaşındaydı. Ben de 10 yaşındaydım... Öldürülen diğer kardeşlerim 9 ve 4 yaşındaydı. Kızkardeşim de 2.5 yaşındaydı.

 

“ÇOCUKLARI DA VURDULAR...”

SORU: Onlar vurulurken görmüş müydün?

SOUPPOURİS: Tabii görmüştüm. Ben de yaralanmıştım ve bayılmıştım... Ancak evimize sığınan öteki ailenin de çocukları çok küçüktü, bir yaşında bir çocukları vardı, kızlardan biri ağır yaralanmıştı ama hayatta kaldı. 30 yaşlarındaydı o... Yorgos Lasis de yaralanıp hayatta kalmıştı, Ankara’ya götürülmüştü tedavi için... 21 kişiden 3 kişi ve bir de erkek kardeşim hayatta kalmıştık yalnızca. Bu 3 kişiden biri de bendim hayatta kalan.

 

SORU: Yani 21 kişiden 3 kişi mi hayatta kalmıştı?

SOUPPOURİS: Evet 3 kişi, artı koşup kaçan erkek kardeşim. Yorgos Lasis 14 yaşındaydı, Yanulla da 30 yaşındaydı, Yanulla şimdi Yunanistan’da yaşıyor. Yorgos Lasis de Yunanistan’da yaşıyor.

 

“ÇOK KORKUNÇ BİR DENEYİMDİ...”

SORU: Sizi evden dışarıya çıkarırken neler hissetmiştin?

SOUPPOURİS: Çok korkmuştum... İnsanlar öldürülürken de korkunçtu, böyle şeyleri düşünmeye zamanınız olmuyor, ürkütücü bir duygudur bu. Korkunç bir deneyimdi bu ama insan bununla başetmek zorunda kalıyor. Hatırlamıyorum ama 20 dakika kadar falan baygın kalmıştım, kendime geldiğimde eve girdim, çünkü içeriden birinin su isteyerek seslendiğini duymuştum. Yorgos Lasis’ti, ölmemişti, ona soğuk birşeyler verdim... Bundan birkaç saat sonra Türk ordusu gelmişti...

 

“BANA TÜRK ASKERLERİ BAKTI...”

SORU: Yani sizi vuran Kıbrıslıtürkler oradan ayrılmıştı...

SOUPPOURİS: Evet... Türk ordusu geldi, yakındaki bir eve ve bizi gördüler. Ölülerle ne yaptıklarını bilmiyorum. O noktadan sonra bana Türk askerleri baktı, hayatta kalan bazı komşularla birlikte.  Subaylardan birinin benden bunu bize yapan Kıbrıslıtürkleri tanımlamamı istediğini hatırlıyorum.... Kim olduklarını tanımıyordum, aynı zamanda yaralıydım... Ama ne olduğunu öğrenmeye çalıştılar. Birkaç gün evde kaldık, sonra yakında bir köy olan Voni’ye (Gökhan) götürüldük, Palekythrolu tüm diğer insanlarla ve başka köylerden insanlarla birlikte. Orada 30 gün kadar kaldık, sonra da Kızıl Haç benim ve kardeşimin güneye geçişimizi ayarladı...

 

SORU: Ama güneye geldiğinizde birisi var mıydı sizi karşılayacak?

SOUPPOURİS: Dayım vardı, Lefkoşa’da eczacılık yapıyordu, o bizi karşıladı, sonra da halam bizi yanına aldı, bizden daha büyük tek bir çocuğu vardı, bize teyzem baktı...

 

“BAŞIMIZA NE GELECEĞİNİ KESTİREMİYORDUM...”

SORU: O günleri hatırlıyor musun? Neler hissediyordun? Kızıl Haç sizi güneye geçirmek için harekete geçtiğinde neler düşünüyordun?

SOUPPOURİS: Kızıl Haç, beyaz bir araç içinde götürdü bizi, önce birşeyleri kontrol etmek için çeşitli köylere uğramışlardı, geceleyin de bizi güneye getirdiler. Önce korkmuştuk, yine başımıza ne geleceğini bilemiyorduk, küçüktük, ben yalnızca 10-10.5 yaşındaydım, kardeşim de 8 yaşındaydı.  Adamızın güneyine geldikten sonra doktora gittik... Doğru düzgün fiziksel ve psikolojik bakım gördük, ondan sonra hayatımız normale döndü.

 

“SİLAHLAR ÇOK ISINMIŞ OLMALIYDI...”

SORU: Kurşunlara ne olmuştu?

SOUPPOURİS: Kurşunlardan biri böğrümü delip geçti... Diğerleri ise... Şunu düşünüyorum: sonuncu kişi bendim, 30 dakika süreyle ateş etmişlerdi, silahlar çok ısınmış olmalıydı, beni yalnızca yaraladılar... Bu kurşunlardan biri kalbimin yanına geldiği halde beni ciddi biçimde yaralamadı, sıyırıp geçti...

 

SORU: Halanız büyüttü sizi...

SOUPPOURİS: Evet... Babamın altı kızkardeşi vardı, bir de erkek kardeşi...

 

YUNANİSTAN’DAN BİR GAZETECİNİN İYİLİĞİ...

SORU: Pilot olmaya nasıl karar verdiniz? Tesadüf müydü?

SOUPPOURİS: Bilinçli olarak istiyordum... Pilotluk eğitimi alacak param yoktu, yalnızca şanslıydım. Yunanistan’da çok iyi gazetecilerden biri, IKONOMIGOS TAGEDROMOS dergisine 40 yıl süreyle yazılar yazan gazetecilerden biri olan Yannis Marinos, Kıbrıs’tan insanlara yardım etmek istemişti. Kıbrıs’a geldi, bizimle tanıştı, maddi olarak da yardım etti bize. Ama yaptığı diğer şey şuydu: Yunanistan’ın en zengin kişilerinden biri olan Bodosakis’in vasiyetine bizi eklemesini sağladı. Böylece eğitim görecektim ve bu zengin kişi ödeyecekti eğitim masraflarımı. Bodosakis sonuçta öldü, ama hem benim, hem de kardeşimin eğitim masraflarını ödedi. Sayın Yannis Marinos da son yıllarda Avrupa Parlamentosu’nda milletvekiliydi, bu yıl vazgeçti. Yeni Demokrasi Partisi’ndendi, Yunanistan’da yazılarıyla çok ünlüdür. 15 yaşıma geldiğimde bilinçli olarak pilot olmaya karar vermiştim. Onlar parayı koydular, ben İngiltere’de, Oxford’ta eğitim gördüm, ben de bütün çabamı ortaya koydum.

 

20 YILDIR UÇUYOR...

SORU: Neden pilot olmak istemiştin? Yeryüzünde olup bitenlerden hoşlanmadığın için mi?

SOUPPOURİS: Bilmem, çok iyi birşey, hoşuma gidiyordu ama savaş pilotu olmak istemedim, sivil havacılıkta pilotluk istiyordum.

 

SORU: Ne kadar süredir uçuyorsun?

SOUPPOURİS: 20 yıl oldu... 19.5 yaşımdayken Cyprus Airways’de uçmaya başladım, askere gitmedim, böylece iki yıl kazandım, çünkü “aile reisi” bendim. 14 ayda eğitimimi tamamladım, sonra lisansımı aldım, şanslıydım ve iş buldum. Şimdi 40 yaşındayım, o zamandan beri uçuyorum...

 

SORU: Nerelere uçtun?

SOUPPOURİS: Kıbrıs’tan Avrupa’nın her yanına uçuyorum, Paris, Londra, Amsterdam... Atina... Körfez’e, Orta Doğu’ya uçuyorum.

 

SORU: Şimdi durup Kıbrıs’a, neler olup bittiğine baktığında neler düşündüğünü öğrenmek istiyorum. Öncelikle hayatımızda iki yeni şey var: birincisi barikatların kısmi olarak açılışı, ikincisi de Avrupa Birliği üyeliğimiz... Neler düşünüyorsun? Örneğin barikatlar açıldığında köyünü ziyarete gittin mi?

SOUPPOURİS: Gittim, köyüme ve evimi ziyarete gittim... Evimde iyi bir insan oturuyor, o da buradan, Lefkoşa’dan bir köyden... Evimden ayrıldığım zaman evet, kötü anılarım vardı... Ama gençlik anılarınız da var ve bir tür denge kuruyorsunuz...

 

SORU: Evinizde birşey bulabilmiş miydiniz?

SOUPPOURİS: Aslında bulamadım çünkü önce askerler kalıyordu, sonra 7 yıl kadar önce bu kişiye devrettiler evi.

 

“EVİME DÖNÜP DÖNMEMEK ÖNEMLİ DEĞİLDİR...”

SORU: Fotoğraf falan bulamadınız mı?

SOUPPOURİS: Bulamadım... Ancak evimizde kalan adam bana “Bak” dedi “Biliyorum ki bu senin babanın evidir, gelip kalmak istiyorsan, gel kal...” dedi. İyi birşeydi bu... Ama şimdi evim burada, ailem burada... Biliyorum, bu sorunu o günün koşullarında oluşan durum yarattı, bazı insanlar bu sorundan etkilendi, bazıları etkilenmedi, bazıları kazandı, bazıları kaybetti... Bu durumu anlamakla ilgili birşey, temelde aynı şeylerin olmasından kaçınmak gerek... Benim için evime dönüp dönmemek önemli değildir ya da evimde kalıp kalmamak önemli değildir. Benim için önemli olan benim çocuklarım, senin çocukların, çocuklarımızdır...

 

“KÜÇÜK ŞEYLER SİZİ TEHDİT ETMEZ...”

SORU: Dohni’den Suat Kafadar’la konuştuğumda bana “Yaşadığım her bir gün hayatın bana hediyesi gibidir” demişti, “30 yıldır bir armağan gibi yaşıyorum...” demişti. Senden çok daha büyüktü, 19 yaşındaydı, o da vurulmuştu senin gibi... Sen nasıl hissediyorsun? Bir katliamdan canlı çıktın... Çok şey gelebilirdi başına - tekrar kontrol edip canlı olduğunu farkedince, yine vurabilirlerdi seni... Veya Türk askerleri geldiğinde, seni tedavi etmek yerine vurabilirlerdi... Neler hissediyorsun?

SOUPPOURİS: Öncelikle insanların, her iki taraftan insanların bunları öğrenmesi gerektiğine inanıyorum. Bu bir ilk adımdır. Durumun ne olduğunu iyice anlamalıyız ki gelecekte böylesi bir durumdan kendimizi koruyabilelim. Her iki taraf için geçerli bu. İkincisi, eğer iyi bir kişiliğiniz varsa, böylesi bir olayın hayatta size yardımcı olduğunu, gelişmenize yardımcı olduğunu düşünürüm. O zaman küçük şeyler sizi tehdit etmez, hayatta meydana gelebilecek talihsiz olaylar sizi tehdit etmez. Bazı şeyleri kolaylıkla atlatırsınız böylece...

 

ÇOCUKLARINA BARIŞI ÖĞRETİYOR

SORU: Çocuklarınıza neler öğretiyorsunuz?

SOUPPOURİS: Çocuklarımı alıp evime götürdüm... Onlara “Kıbrıslıtürklerle birlikte yaşamak zorundayız” diyorum... “Önemli olan evinizin alınmış olup olmadığı değildir, önemli olan birlikte yaşamaktır... Yalnızca Kıbrıslıtürklerle değil, başka milliyetlerden insanlarla da birlikte yaşamaktır, başka dinleri, başka insanların kaygılarını anlayabilecek bir insan olmaktır” diyorum.

 

SORU: Uçtuğunda ve Larnaka’dan havalandığında Kıbrıs üzerinden uçuyorsun... Kıbrıs’ı bir bütün olarak görebiliyor musun?

SOUPPOURİS: Evet... Aslında Kıbrıs’a dönerken görürsün... Omorfo yöresinden, Batı’dan geliyoruz, o zaman Girne’yi, ışıkları görürsün... Bütün Kıbrıs’ı görürsün... Çok güzeldir...

 

“BUNLARI HER İKİ TOPLUMUN BİLMESİ, ANLAMASI LAZIM...”

SORU: Son olarak eklemek istediğin birşey var mı?

SOUPPOURİS: Şunu söyleyebilirim: Sizin gibi insanlar önemlidir çünkü toplumlar arasında bu bilgilerin akışını sağlıyorsunuz, bu önemlidir çünkü insanların olanları daha iyi anlamasını sağlıyorsunuz... Zamana ihtiyacımız var... Evet şimdi Avrupa Birliği var, bundan yararlanabiliriz. Barikatların açılması var, ticaret de başladığı anda, insanlar daha da yakınlaşacak, toplumlar yakınlaşacak, maaşlar, ücretler arasındaki farklar kapanmaya başlayacak, bu da zaman meselesi...

(Devam edecek)

 

(*) Bu yazı dizisi 7 Ekim 2004 tarihinden itibaren YENİDÜZEN gazetesinde yayımlanmaya başladı. Hamamböcüleri’ndeki okurlarımla da paylaşıyorum...

 

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org