Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 6 Ocak 2006

Ulus Irkad

 

DEMOKRATİKLEŞMEK VE DOSYAMDA NELER YAZIYORDU?

Gönül öyle arzu ederdi ki Kıbrıs’ın Kuzey’i kendi dinamikleri ile demokratikleşsindi ama hem Kıbrıs Sorunu hem de Türkiye’nin AB sürecine girmesiyle demokratikleşme gerçekleşecek. Yani bir bakıma katalizör istesek de istemesek de AB... Görsenize şu anda kamu çalışanlarına siyaset yapma yasağı kaldırılmaya çalışılıyor. Fakat bunda ne kadar samimidirler yakında göreceğiz. Polisin sivil idareye katılması gibi olacaksa böyle demokratikleşme sözde kalacaktır. Ve demokratikleşme gerçekleşecekse buradaki demokrasinin Güney’e de mesaj vermesi gerekmektedir. Geçen hafta gazetecilerle Cumhurbaşkanı’nın söyleşisinde kendisine bombalamaların kimler tarafından yapıldığı konusundaki sorulan sorulara pek de iç açıcı tatminkar yanıtlar verilmedi. Ordan oraya uzaklaşıp yalpalandı. Başaran Düzgün’ün ve Şener Levent’in soruları kendisini oldukça terletti. Şimdi kamu görevlilerine siyaset yapma yasağını kaldıracak bir devlet ve hükümet bombalama eylemlerini “Bu her ülkede olur” yanıtı ile nasıl geçiştirebilir? Geçmişte de ülkede adamlar bıçaklanıyor, Partiler bombalanıyor, Güney’den eşdeğer mal bırakmış insanlar şikayet ediyor, hırsızlıklar var dediğinizde size :”Bunlar her ülkede olur” diye yanıt veriliyordu. Hele hele kendilerine milliyetçi diyenlerin daha birkaç sene önce Savcılığa yürüyüp savcılıktan ve ilgililerden demokrasinin ortadan kaldırılmasını talep etmelerini unutanlar var mı? Bu taleplerde bulunup insan hak ve onuruna saldırı yapanların bu toplum içinde nasıl yaşadıklarını da merak etmez değilim. Bir de kahvehanelerde UBP hesabına ispiyonculuk yapıp gece gündüz muhalif insanları ispiyonlayan ve de onları istihbarat raporlarında sicillere geçmelerine sebep olanları da çok merak ediyorum. Bunlardan bazılarının bu defa da şimdilerde bizleri CTP hükümetine ispiyonladıklarını duyuyorum, doğru mu?

Her gün evrak çantaları ile okuluma gelip hakkımda soruşturma yapanların da şimdilerde ne düşündüklerini merak ediyorum. 1994 yılında ABD’deyken beni ispiyonlayıp, Cumhurbaşkanlığı, Eğitim Bakanlığı ve derin makamlar tarafından aleyhime soruşturma başlatanların iç psikolojilerini merak etmez değilim. Ne yazıyordu verdikleri isipiyonlarda ve ihbar dosyalarında? Ben sözü geçen mektupları da gördüm ama soruşturmalar sırasında öğretmenlik mesleğinden atılma tehdidiyle Amme’den geri döndüğümü de hayatım boyunca unutmayacağım(Şahitlerim var). Beni ispiyonlayan ve ihbar eden bazılarının(Suçum Rumlara konuşmaktı) bir zamanlar benimle aynı saflarda sözde solcu diye mücadele ettiklerini de biliyorum. Volkan’da bana da yapılan saldırıları unutmadım. 2000’li yılların başlarında yazdığım makalelerde bilmem TMT’yi eleştirdim diye Bakanlıktan bana açılan telefonlarda filanca makaleyi yazdığımdan dolayı tekdir yediğimi de unutmadım(TKP-UBP hükümeti sırasında başladı ve UBP-DP hükümetinde devam etti).Bir gece, bana karşı kampanyalar sürdürülürken sabahın üçünde kardeşimin arabasının molotof kokteyille bombalanması olayını da unutmadım(Ona karşı da makalelerinden dolayı soruşturma ve mahkeme davaları açıldı ve son günlere kadar davaları sürmekteydi). Bu saldırılar yapılırken beni savunma mecburiyetinde olanların sessizleştiklerini unutamadım.Hele hele beni Londra’daki kardeşimin çıkardığı bir kaset yüzünden yaklaşık üç sene kovuşturma ve mahkemelerde sürükleyenlerin esas gayelerinin de ne olduğunu merak etmez değilim. Beş ağır ceza davası ve devleti 1.3 YTL(Bir milyon üçyüz bin TL) dolandırmam iddiasıyla yaklaşık 15 sene hapis cezası istenebileceğini de unutamadım. Hiç olmazsa şu demokratikleşme başlarken peşime bu kadar düşülmesini de çok merak ettim. CNN-Türk’te 32. gün programında DAܒde konuştuktan bir gün sonra daha önce soruşturulan kaset davasının dava olarak açılması tesadüfi miydi? Onu da merak ediyorum...

İki toplumlu aktivitelerimden ötürü UHH’cıların, Volkan Gazetesi ve şürekası ile o dönemdeki Eğitim Bakanı ve Bakanlığı’nın ; “UHH’nın iddialarına göre...” diye başlayan soruşturmalarını da unutmadım. Bu arada dış ülkelerde düzenlenen konferanslara katılmak gayesi ile Milli Eğitim Bakanlığı’na yaptığım başvuruların Dışişleri Bakanlığı’na devredilmesini ve de aylarca çıkışımın bekletilerek sonuçta bana izin verilmemesinin nedenlerinin neler olduğunu merak ediyorum. Bilhassa o dönemlerde dilekçelerimin A P.(Ben hala daha bu demokratrikleşmeye inanamadım iyisi mi zem ve kadihten kurtulmak için adamın adının baş harflerini verelim, yine suç unsuru olmasın) adlı şahısa verildiğini ve de bana onun yanıt vermesi gerektiğinin söylenmesine rağmen bana yanıt olarak dışa çıkamayacağımın söylenmesini bilhassa A.P.’den madem ki demokratikleşiyoruz bana izin verilmemesindeki bilgilerin kamuoyuna şimdi açıklanmasını istirham etmekteyim. Sayın A. P., o dönemlerde yetkili bir memur olarak, lütfen bana yurtdışı çıkış izni verilmemesini demokratikleşirken açıklayabilirler mi acaba? Hele hele muhatabım Eğitim Bakanlığı iken benim Dışişleri Bakanlığı’na yönlendirilmemin sebeplerini öğrenebilir miyim? Barikatlarda birkaç defa tutuklanmamı,kitaplarımın alıkonulmasını, birçok defa taciz edilmemi kimler emirleriyle gerçekleştirdi ve ben devletin veya resmi ilgililerin gözünde nasıl bir vatandaş resmi çizmekteydim bir ilgili çıkıp da açıklayabilir mi acaba şöyle demokratikleşirken? Örneğin 2000 yılında AB’nin Pile’de gerçekleştirdiği konferansa katıldığımdan dolayı Eğitim Bakanlığı’nda niye soruşturulduğumu da merak ediyorum(Hem de iki-üç defa taciz edilerek). Bu arada konferansa katılması etik değerlere ters olmasına rağmen o konferansa gelip konuşulanları kaydedip daha sonra da suç unsuru diye istihbarata ve Eğitim bakanlığına veren ve Türkiye’de(Kontrgerilla Merkezlerinde ve daha sonra da Kontr Maocu Perinçek’in Aydınlık’ında) çarpıtılan bu konuşmaların niye Aydınlık Dergisine kadar aksettirildiğini de merak etmez değilim.

Gerçekten ben de gerek Şener Levent ve Başaran Düzgün arkadaşlar gibi dosyamda neler yazdığını, niye geçmişte birçok defalar mağdur edildiğimi, sırf bu yüzden niye telefonlarımın dinlendiğini, bir resmi ilgili arkadaşın bana geçmişte dediği gibi aleyhime saraylarda ve gizli odalarda niye toplantılar yapılıp ayağımın tutulmaya çalışıldığını, niye müdürlük ve muavinlik sınav ve mülakatlarına girdiğim halde 25 yıllık öğretmen olmama rağmen terfi alamadığımı açıklayacak bir ilgili bulabilir miyim? A. P. adlı arkadaşımın bilhassa bu yazdıklarımı nazikçe yanıtlayacağını da bilmekteyim. Bu yazıyı yazmamdaki esas muhatabın da kendisi olmadığını ama dilekçelerime yanıt vermesi gereken muhatabımın kendisi olduğunun bana o dönemlerde devamlı söylendiğini de belirtmek istiyorum.

Evet gerçekten ben de dosyalarımda hakkımda neler yazıldığını merak ediyorum. Bir ilgili veya istihbarat mensubundan sırası gelip de demokratikleşirken açıkca yanıt beklediğimi açıkça belirtmek istiyorum.

Bunca sıkıntıdan sonra tekrar soruyorum: Dosyalarda hakkımda neler yazıyordu? Bir yanıtlayan çıkabilir mi acaba?....

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org