Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 25 Kasım 2004

Ulus Irkad

 

KIBRIS SORUNUDAKİ GERÇEKLER VE DETAYLAR-5-

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ VE KIBRISLI TÜRKLER

Özellikle II.Dünya savaşı’ndan sonra İngiliz Sömürge yönetiminin de yardımıyla, Türk ulusal bilinci, Türkiye’yle bütünleşme istemi, kitlesel bir yoğunluk kazanmaya başlamıştı. Türk ve Elen ulusçulukları, daha doğum aşamalarında yoğun bir çatışma içine girmişlerdi. Elen ulusçuluğu Osmanlıya karşı, Türk ulusçuluğu ise, Yunanistan’ın Megalo İdea serüvenine karşı direnişte şekillenmişlerdi. Bu bakımdan adı geçen ulusçuluklar Kıbrıs’a ulaşırken, ortak değerler değil,çatışan değerler taşımışlardı. 1950’li yıllarda Kıbrıs’ta, ideolojik gerilim, askersel olarak da örgütlenmiş, seçkinlerin siyasal yönelişleri toplumları düşman kamplara sürüklemişti. Kıbrıslı Rum seçkinlerin öncülüğünde sürdürülen “Aydınlanma” ile Kıbrıslı Türk seçkinlerin öncülüğünde sürdürülen “Karşı Aydınlanma” , yüz yıllardan beri Kıbrıs’ta yaşayan insanların kendileri ni Kıbrıslı olarak tanımlamalarını engelliyor ve Kıbrıslıları, Kıbrıs’ın değil Yunan ve Türk uluslarının parçası sayıyordu(1).

Belli basın çevreleri ve “Kıbrıs Türktür” gibisinden dernekler vasıtasıyla Türk halkının 1949-1955 yılları arasında Kıbrıs konusunda gösteriler yoluyla yaptığı eylemler ve kışkırtmalar neticesinde 6-7 Eylül 1955 olayları yaşandı. Kısa sürede basının bilinçli kışkırtmalarıyla Kıbrıs iç politikada bir patlama faktörü haline geldi. Türkiye’de 1955’ten sonra “Ya Taksim Ya Ölüm” mitingleri düzenlenmeye başladı. Tabii Londra Zürih Antlaşmaları ne Taksim ne de ölüm getirmiştir.Türkiye’nin tavır değişikliğine neden olan olayların başında Yunanistan’ın 1954’te Kıbrıs’ı BM’ye götürme yaklaşımı oldu. Türkiye Yunanistan’ın bu konudaki kararlı tutumundan etkilendi. İngiltere’nin Türkiye’yi Kıbrıs’la ilgilenmesi konusundaki teşviki de TC’nin Ada’ya yönelik politikalar belirlemesine neden oldu(2).

Türkiye önce adanın İngilizlerde kalmasını savunurken, daha sonra “Kıbrıs Türktür Türk Kalacaktır” sloganını attırmış, daha sonra da Kıbrıs’taki Türk milliyetçileri “Ya Taksim Ya Ölüm” sloganına sarılmışlardır. Kıbrıslı Türklerin o zamanki liderlerinden(1954) Faiz Kaymak’ın anıları bize herşeyi yansıtmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin baskıları ile toplum liderliğinden el çektirilen Faiz Kaymak Türkiye Cumhuriyeti’nin o zamanki çelişkili politikalarını aşağıdaki gibi anlatmaktadır:

“Görüşme, 1 saate yakın sürdü. Profesör Fuat Köprülü İngilizlerin adada kalmasını desteklememizi ve “meşruti” yönetim için, İngilizler yönünden önerilen Anayasayı benimsememizi söyledi.” (3).

İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen dönemde İngiltere İmparatorluğu’nun sömürgelerini tasfiyeye ve yüzyıllar boyunca idaresi altında tuttuğu topraklardan dışarı itilmeye başladığı görülüyor,bunun sonucu olarak da İngilizlere başkaldırmak, onları bir an önce ülkelerinden çıkmaya zorlamak Asya veAfrika halklarının ilk hedefi haline gelmiş bulunuyordu. Kıbrıs, bu topraklardan biriydi ve Türkiye’ye gereği gibi yansımamakla beraber Rumların İngilizlere karşı verdikleri savaşın gittikçe hızlanmasına sahne oluyordu(4).

Kıbrıslı Türkler ise İngiltere’den henüz umutlarını kesmedikleri, daha doğrusu Türk topluluğunun ileri gelenleri kişisel ve sınıfsal çıkarlarıyla İngiltere’ye bağlı oldukları için Türk hükümetlerinin Kıbrıs’ta İngiltere’ye cephe almasını istemiyorlardı. Kıbrıs’ın Türk olduğu konusunu 1950 yılında TBMM’ye Cevdet Kerim İncedayı’nın ağzıyla getirenler de Türkiye’deki gençlik örgütlerinin içinde bulunan Kıbrıslı öğrencilerden ibaretti. Ne vakit ki Kıbrıs Türkleri İngilizlerin adadan er geç çekileceklerini ve Rumların asıl amacının Kıbrıs’ın bağımsızlığına değil Yunanistan’la birleşmeye yönelik olduğunu anlamışlardır, ancak ondan sonra gözler “anavatana” çevrilmiş, tüm umutlar Türkiye’ye bağlanmıştır.

“Namlunun Ucundaki Demokrasi” adlı kitabında daha sonraları Yunanistan Başbakanı olacak olan Andreas Papandreu, sorunu şu şekilde algılamaktadır:

“Kıbrıs sorununun aslı iki etnik grup arasındaki ilişkilerde yatmıyordu. Esas sorun, Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz bölgesindeki stratejik mevkiinden kaynaklanıyordu. İngiltere, II. Dünya Savaşı’ndan sonra ulusal kurtuluş hareketlerinin gelişmesi sonucu, sömürgelerini birer birer kaybetmeye başlamıştı. Eninde sonunda Kıbrıs’tan da çekilmek zorunda kalacağını biliyordu. Bu nedenle de Adada bir askeri üs bulundurmak istiyordu. Ortadoğu’daki kritik durum ve Sovyetler Birliği’nin bölgede doğrudan askeri gücü olmasa bile siyasal varlığını duyurması dikkate alınacak olursa, üssün önemi hiç de küçümsenemezdi. Dahası, İngiltere, Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesi demek olan “Enosis”i mutlaka önlemek istiyordu. Çünkü bu, Doğu Akdeniz bölgesinde dengenin esaslı bir değişikliğe uğramasıyla sonuçlanacaktı.

Bir yandan “Enosis” müttefiklerin işine gelmiyor; bir yandan da “Enosis” gerçekleşmeksizin Kıbrıs’ın bağımsız bir ülke haline gelmesi, NATO ve Amerikan stratejisi açısından sakıncalar içermekteydi. Küba deneyi, NATO’nun güneydoğu kanadını oluşturan Türkiye ve Yunanistan’ın yanı başındaki küçük bir ülkeye bağımsız dış siyaset izleme olanağı verilirse, iki süper devlet arasında büyük bir bunalım doğabileceğini göstermişti. Enosis, Kıbrıs’ı NATO saflarına katma avantajıyla birlikte bir dezavantajı da içinde taşıyordu. Rusya’nın sınır komşusu, sadık NATO müttefiki Türkiye’nin yararına olarak Yunanistan’a aşırı bir önem kazandırıyordu. Bu nedenle Kıbrıs konusunda Anglo-Amerikan emelleri, Enosis’le Kıbrıs’ın bağımsızlığı arasında bir noktaya ulaşılmasına yönelmekteydi.”

DİP NOTLAR

(1) KIZILYÜREK,Niyazi: (1993),Ulus Ötesi Kıbrıs,Kassulidis Ltd,Lefkoşa,15.

(2)HASGÜLER,Mehmet: (1998), Kıbrıs’ta Enosis ve Taksim’in İflası,Öteki Yayınevi,Ankara,39.

(3)Özgürlük Dergisi,sayı 30,Ekim-Kasım 1988.

(4) Özgürlük Dergisi,sayı 32, Şubat 1989.

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org