Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 9 Kasım 2003

Ulus Irkad

 

Kıbrıs Türk Muhalefeti Tartışmalıdır

En başında ben bu yazıyı yazarken kimseyi fikrinden vazgeçirmek için yazmıyorum onu belirteyim. Ama kişilerin değişik görüş açılarından halk için zararla gelecek bazı tehlikeleri belki bazıları görmüyordur veya belki de onların görüş açıları buna fırsat vermiyordur diye görüş belirterek ikaz etmek bir yurtseverlik ve aydın olma görevidir diye düşünmekteyim. Elbette ki daha önceki yazılarımda da belirtttiğim gibi sonuçta oluşan çoğunluk kararına da saygılıyım. Ama olur ya bazen çoğunluğun da haklı olmadığı zamanlar olmuş ve azınlıkta olanların daha iyi görüş belirttikleri de olmuştur. Çok uzun zamanlar önce “Tek ülkede sosyalizm olmaz” diyenlerle “Hayır olur” diyenler arasında olan tartışmalar gibi. Veya 1974 sonrası “Bu yapı bizi felakete götürür” diyenlerle “hayır götürmez biz ilelebet payidar kalacağız” diyenler gibi. Geçenlerde toprak konusunda tartışmalar başlamıştı. Malum Annan Planı güme gittikten sonra burada bizim statükocular global çözüm diye ortaya çıkarak bunu icraata koymak için komisyonlar kuracaklardı. Onlara göre Kuzey’de mal bırakan Rumların çoğunluğu bu komisyonlara başvuru yapacaklardı. O günlerden itibaren bunun gayrı hukuki olduğunu söyleyenler olmuştu. Nitekim haklı çıkanlar bunlar oldular. İçeride yapacağınız icraatlar eğer dünya hukuku ile bağdaşmıyorsa boşu boşuna kürek çekiyorsunuz demektir. İçeride her zaman için dünya hukukunu çiğnememeye çalışmalısınız. Çiğnediğiniz takdirde kaybeden taraf sonuçta siz oluyorsunuz. Nitekim 1980’li yıllardan önce Federe Devlet Meclisi’nde birçok muhalif milletvekili “Toprak dağıtım yasası” olarak ortaya çıkan yasa tartışılırken bu tip yasaların dünya hukukuna ters olduğunun dikkatini çekmişlerdi. Günlük gazetelerimizden Yenidüzen’de gerek Nalbantoğlu gerek Naci Talat ve de Alper Orhon’un o günlerde yapmış oldukları meclis konuşmalarını okumuştuk. Hatırladığım kadarıyla Sayın Alpay Durduran da o günlerden itibaren bu tip toprak yasalarının uluslararası hukuka ters olduğunu başkasının mülkiyetinde olan bir malı sizin keyfi olarak başkalarına veremeyeceğinizi devamlı olarak vurgulamıştı. TC Avrupa mahkemesi hukukçularından Kıbrıs asıllı Bakır Çağlar da Kıbrıs’ta verdiği konferanslarda aynı konulara parmak basmıştı.

Seçimlere çok az bir zaman kalmıştır. Radikal gazetesi yazarlarından Murad Yetkin birkaç defadır Kıbrıs’ta yapılan araştırmalarda muhalefetin oylarının devamlı gerilediğinden bahsetmektedir. Bu elbette ki kimsenin arzusu değildir. Ama seçimlere girmiş olan partileri de bana göre düşündürmesi gerektirmektedir. Bunun yanında Türkiye militer kaynaklı haberlerden de TC gazetelerinden okuduğumuz kadarıyla militer grupların ve de erkin Kıbrıs’taki egemen erkten yana olduğunu da farketmekteyiz. Muhalefet saflarında moral bozukluğu oluşturacak bir yazı yazmak istemiyorum. Ama kendini sol kesimden yana gören herkesin bu istihbarati bilgilerden sonra üye oldukları partilerle sıkı işbirliğine girip bu konuları çok detaylı bir şekilde tartışmaları gerekmekte ve de muhalefetin bu şartlar altında kazanmaması durumunda elindeki başka alternatifleri olup olmadığını araştırması gerektiğini düşünmekteyim. Hatta platformun yeniden oluşturularak bu konuyu ciddi ciddi konuşması gerektiğine inanıyorum. Esasında seçimi muhalefet partilerinin kazanması halinde bile bu tip bir tartışmanın ve de alınacak sonucun çok zaruri olduğuna inanıyorum. “Ben en büyüğüm” şeklindeki tavırlar da bırakılmalı ve de platformu oluşturan kesimlerin bir an önce biraraya gelerek sonuçları tartışarak imkansızı da dile getirirken ne yapılacağını da tartışarak bir araya gelmesi gerekmektedir. Gelinmemesi halinde “Ne yapacağız?” politikasızlığı oluşabilir ve seçim sonrasında bir kazanım olsa bile yine bir dağınıklık yaşanabilir. Yıllardır hem Türkiye’de hem de Kuzey Kıbrıs’ta statükoyu ellerinde tutanların sahneyi kolay bir şekilde bırakacakları düşünülüyorsa çok yanlış yapılmaktadır. Derin ilişkide olanlar derin ve de paranoyak politikalarını elbette ki tüm şiddeti ile devam ettireceklerdir. Radikalde çıkan yazılar, Ankara kulislerinde militer erkin konuştukları bana göre ihmal edilmeyecek istihbarati bilgiler içermektedir. Militer erk seçimleri statükocuların kazanması için alan olarak görmekte ve desteğini kesinlikle bu güçlere vermektedir. Son zamanlarda ilerici kesimlere yapılan saldırılar, Kıbrıs’a ithal edilen gerici grupların sol ve muhalif kesimler üzerine saldırtılmak istenmeleri pek es geçilemeyecek olaylardır. Bunların da görüşülmesi ve tedbirler alınması zaruridir.

Muhalefetin müdahalelerle seçimi kaybetmesi ve suni bir şekilde statükocuların seçimden zaferle çıkmaları olasılığı içerisinde tartışılması gereken konular arasında şunlar girmelidir:

1- Bundan sonra ne yapılmalı ?

2- AB Parlamentosu için Güney’de yapılacak seçimlere Kuzey’deki partilerin girme olasılıkları ve bunun aciliyet olup olmadığı,

3- YBH’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun hem Kıbrıs Türk halkı açısından hem de örgütleri açısından önemi ve bunun ileriye götürülmesi,

4- Güney’deki çeşitli örgütlerle iştişare edilerek Kıbrıslı Türklerin AB parlamentosu ile her şartta ilişkilerinin devam etmesi(seçimler nasıl isterse sonuçlansın) nasıl olacak?

5- Seçim sonrasında Kuzey Kıbrıs’ın şimdiki Kıbrıs olmayacağı her hal ve şartta değerlendirilerek üzerinde ortak bir nokta olarak tartışılmalıdır. Örneğin Murad yetkin’in yazdıkları doğruysa Kıbrıslı Türklerin işlerinin oldukça zor olacağı da bilinmektedir. Bu arada Sir David Hannay’in Manşet Programında Mehmetali Birand’a söyledikleri de oldukça önemlidir. Eldeki emareler acil olarak yukarda da sözettiğim gibi bu durumların görüşülmesini gerekli kılmaktadır.

Önerilerimin yerine getirilmemesi durumunda birşey olmayabilir. Ama zaman içinde oluşacak halk tepkisine öncelikle seçim muştuları dağıtanların yanıt veremeyeceğini düşünmekteyim.

Hiçbirşey bizi sorumluluktan uzaklaştıramaz.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org