Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 25 Aralık 2003

Ulus Irkad

 

SEÇİMLERİ DOĞRU DEĞERLENDİRMEK

Kıbrıs Türk Halkının son otuz yılını değerlendiremezsek son yapılan seçimleri de aynı paralelde değerlendiremeyiz. Hele buradaki “rejim savunucularını değiştirirsek herşey bitecek” şeklindeki yanılgılar da bir para etmeyecektir. Şurası doğru; Kıbrıslı Türkler daha on ay önce statükoya ve de otuz yıllık baskılara karşı direnmek ve onu değiştirmek için başkaldırıp sokakları ve meydanları doldurmuşlardı.Bunda tüm örgütlerin katılımı da doğru olmuştur. Tüm örgütler de bu kavgaya katılmakla tarihsel misyonlarını yerine getirmişlerdir. Ama sonrasında yani işler seçim alanına kaydırılınca yanlışlar yapılmaya ve iş seçim boyutuna döndürülmeye başlandı. Sadece seçim ile buradaki statükonun değiştirilemeyeceği nitekim seçim propagandaları sırasında veya mücadele sekiz ay öncesinde dondurulunca görülmeye başlandı. Çünkü salt buradaki rejimi değiştirmek fayda etmiyordu ve bu değişim eylemi ta Ankara’ya kadar uzanmaktaydı. Buradaki egemenler de güçlerini oralardan almaktaydılar.

Oysa son otuz yılda Kıbrıs Türk halkı büyük yaralar almıştı. Öncelikle nüfusunu yitirmiş ve çoğu malını, hatıralarını, hatta akrabalarını arkada bırakarak ekmeğini kazanmak için dünyanın çeşitli ülkelerini tutmuştu. 1974 öncesi sorunları olan Kıbrıslı Türk’ün 1974 sonrası daha da büyük sorunları olmuştu. Soykırım yapmak sadece bir köy halkını kurşuna dizmek değildir. Bir halkı siz yerinden yurdundan bir daha dönmeyecek bir şeklide koparırsanız bu da soykırım değil mi? Ama Gerek Kıbrıs’taki ve gerekse Türkiye’deki statükocular Kıbrıs’taki amaçlarının sadece stratejik gerekçeler olduğunu devamlı olarak açıklamışlardır ve bu halk tarafından da bilinmektedir. Atanmışlar, statükocular, militer bürokratlar, militer oligarşikler, bürokratik kastçılar denilmektedir. Peki bu güçler şu anda ortadan gitmişler midir? Veya salt bizdeki seçimler bu adamları ortadan kaldırmış mıdır? Bana göre hayır ve hatta aynen Türkiye’de Susurluk olaylarında gördüğümüz gibi tekrar kurumlaşma eyilimindedirler. Ve buradaki seçimler de ancak bu adamların tekrar kurumlaşmalarına yardımcı olabilir eğer salt buradaki seçimleri aynen Almanya ve Danimarka’daki seçimler ve de olaylar gibi görürsek... Buradaki ve oradaki yani Türkiye’deki egemenler şu anda tekrar kurumlaşıp saldırı hazırlıklarındadırlar ve bu defa geçen defaki gibi pek de affedici olmayacaklardır. Eğer muhalefet tekrar birleşip yeni analizler yaparak kendine mücadele tezleri hazırlamazsa bu defa işleri daha da güç olabilir. Salt bu mücadele dıştan da görüldüğü gibi esasında birkaç parti veya örgütün de mücadelesi değildir, tümüyle Kıbrıs Türk halkının bir mücadelesidir.

Kusura bakmayın ama ben AKP’nin veya Recep Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs konusunda veya AB konusunda pek de samimi olduğuna inanmıyorum. Adamlar tavşana kaç tazıya da tut demekten başka birşey yapmadılar. Seçimler boyunca ve daha öncesinde Recep ve adamlarının yapmaya çalıştıkları sadece buradaki dengeyi oluşturmak ve böylece denildiği gibi Kıbrıs’taki muhalefetiyle olsun, iktidarı ile olsun her iki gücü birlikte kontrol altına almaktı. Örneğin Tayyip’in 15 Kasım Törenlerine gelmesi, Abdüllatif Şener’in seçimler sonrasında milyonlarca dolarla Kıbrıs’a çıkarma yapması başka türlü yorumlanamaz. Ve arkadaşların da dediği gibi ta başından beri kazanan hep Ankara olmuştur. Bu arada Tayyip buradaki güçlü sağ partiye danışmanlarını, seçim arabalarını ve aksamlarını sağlamakla da bu dengeyi zaten ta başından sağlamıştır. Seçimler daha fazla 1990’lı seçimleri anımsatmıştır bize. Muhalefet aynen o zamanlar da bu şekilde kontrol altına alınmış, hareket alanı kısıtlanmış ve daha sonra da sona doğru gidilirken son vuruşlar yapılarak egemenler leyhine sonuca gidilmişti.

Seçime katılan partilerimiz de manevra alanları kısıtlanarak girmişlerdi. Bir partimiz hiç 30 yılı eleştirip bundan siyasal tezler üretemeyip TV kanallarında esas konulara eğilmeyip kaçamak yaparken, daha fazla AB konusunu işlemiş bir diğeri de bir gün rejim ve Türkiye’deki egemenlere saldırırken ertesi gün dengeci bir şekilde Kıbrıslı Rum egemenlerine saldırmayı uygun görerek işi dengeye vurmaya ve TC egemenlerinin fazla hışmına uğramamaya çalışmıştır. Tabi her iki parti de sağın ve milliyetçi güçlerin sembollerine daha fazla sarılmışlar ve bu bakımdan da manevra alanlarını kendi kendilerine kısıtlamışlardır. Tabi ki sen bir sol parti olarak milliyetçi sembollere sarılırsan senin karşındakiler de sana bu kısıtlanmış limitler içerisinde daha fazla manevra alanı bularak saldırırlar ve sen de daha fazla güç yitirirsin.

Şurası belli ki seçimler şu anda bitmiştir. Parti olarak elbette ki CTP en büyük parti olmuştur. Ama partilerin oylarını artırmaları bu aşamada bir zafer midir? Bana göre halkı örgütlü tutmak ve bu örgütlülükle hareket etmek daha da büyük bir başarı ve zaferdir. Platformun seçim dolayısıyla delinmesi başta CTP ileri gelenlerinin de idddia ettiği kadar oyları artırmamıştır. Kaldı ki platformun ta başından itibaren birlikte hareket etmesi Kıbrıs Türk halkının birlikteliği ve de dünya kamuoyuna vereceği mesaj olarak daha büyük bir etkide bulunacaktı. Gerek Mağusa Bölgesi’nden veya gerekse İskele Karpas Bölgesi’nden alınan sonuçlar muhalefet partilerinin TC’li vatandaşlar konusundaki tezlerini de geriye itmiştir ve bir kere daha bu oyların esasında TC’li egemenlerin ipoteğinde olduğu da görülmüştür. CTP ve TKP oylarını (Bilhassa CTP) daha fazla Sağ’dan yani DP ve CTP’den kaçan Kıbrıslı Türk oylarından sağlamışlardır. TC’li vatandaşların hala daha kontrol altında oldukları ve geceleri bu köylere baskın yapan omuzu ağır iyi sıhatte olsunların büyük başarı kazandıklarını da maalesef belirtmem gerekiyor. Bu arada bu insanların statükodan dolayı elllerinde tuttukları Kıbrıs Rum taşınmaz mallarından dolayı statükodan yana karar vermelerini beklemek de daha mantıkidir.

Seçimlerin daha önce böyle olacağı ve Türkiye’deki hükümetin bu şekilde dengeci ama esas egemenlerin koyduğu siyaset ve stratejiler üzerinde hareket edeceği belli idi. Seçimler ve AB konusunda AKP ve anti AB’ci güçlerin görülür veya görülmez bir konsensüs içerisinde oldukları ve de sonuçtan yani dengeci sonuçtan memnun oldukları da su götürmez bir gerçektir. Ben AKP liderinin Özbekistan’da yaptığı açıklamalardan ve de partisinin bazı ileri gelenlerinin Denktaş’ın danışmanları konusunda yaptıkları açıklamaları ayni politik dengeci siyasetin bir devamı olarak görüyor sonuçta da bu dengeci davranışın Kuzey Kıbrıs’ın iç siyasetine yansıyacağını savunuyorum. Ama önemli olan son birkaç senedir acı çeken ve değişim umutlarını yitirmeye başlayan Kıbrıs Türk halkının istençleri ne olacak?

Şimdi artık bilhassa iki muhalif partinin ve de platformun eski üyelerinin oturup da karar alma vaktidir.

Ne yapılmalı?

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org