Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 29 Aralık 2005

Ulus Irkad

 

KENDİ HUKUKLARI İÇİNDEKİ HUKUKSUZLUK

Son Aresti Davası gündeme girince Türkiye telaşa kapılmış ve onun da zorlamasıyla Kuzey Kıbrıs’ta bir yasa değişikliği yapılmıştır. Pek tabi ki bu değişikliğin ne menem bir değişiklik olduğu da tartışma kaldırmaktadır. Evet, yapılan bütün sözde değişiklikler Kuzey Kıbrıs’ın yapısına uymaktadır. Mesela Lokmacı’daki sınır düzenlemesi Kuzey Kıbrıs’taki yapıya uymakta.Alttan asker geçecek üstten de halk modeli. Statükonun devam ettiğine dair başka bir delil mi istersiniz? Buyurun görün(!) Örneğin buradaki rejimi örtmek için elden gelen herşey yapılarak köprüye makyaj yapılıyor. Köprü statükoyu sarsmıyor aksine statüko köprüye şekil veriyor. Her iki halktan insanların normal yol seviyesinden merdivenler veya asansörle metrelerce yükseğe çıkması ve tekrar aşağıya inip yeryüzüne kavuşması... Şimdi denilecek ki “Be kardeşim sen Güney’e bak. Güney bir milim bile değişim göstermemiş sen de bula bula Güney’i eleştireceğine bizi eleştirip Güney’i gofluyorsun.” Güney’i goflayan kim? Şimdi olayı Kuzey Kıbrıs egemen bakış çerçevesinden veya bugün artık Kıbrıstürk Milliyetçiliği’nin bakış açısı içerisinde yorumlayan hükümete bakalım; Gerçekten haklı mı? Yani olayı uzağa çekilip bakmak tavrıyla görmek gerekiyor. Öyle bir senaryo çiziliyor ki hükümettekiler her bakımdan haklı ve dürüst. İmaj öyle şekillendirilmekte halkın kafasında. Haberler de ona göre yönlendirilmekte ve baştakilerin yüzde yüz dürüst ve haklı oldukları şeklinde kafalar ütülenmektedir. Şimdi sakin sakin düşünelim. Ama öncelikle de karşımızda(Kıbrısrum toplumu) gerçekten barış istemeyen ve şövenizm derecesinde bir ideolojisi olan bir toplum olduğunu düşünelim. Tamam da bu toplum ne isterse olsun onunla tüm ilişkileri kesmek mi gerekiyor?(CTP, Conflict Resolution uzmanı taraftarlarına sorsun bakalım, tavırları bu tekniğe uymakta mıdır?) Hani nerede kaldı çözümcü diplomasi? Bugün diplomaside bile çok önemli teknikler gelişmiştir ve bu teknikler kullanılarak çözüm bulmak, uyuşmak bir o kadar kolaylaşmıştır. Çözüm ve uzlaşma bulmadan önce muhakkak diyalog sağlanması ve ortak politikalar veya noktalar üzerinde durarak çözüme veya uzlaşmaya gitmek ön şarttır. Hele bir düşünün; bizim Kuzey Lefkoşa Belediye Başkanı barikat olayından önce diyalog yolunu döşedi mi mayınladı mı? Bir de Lokmacı Barikatı’nı açmak hedefseydi açmadan ve masraf yapmadan önce niye diyaloğa girişilmedi? Tek taraflı hareketle bir sonuca gidilemeyeceğini bilmiyorlar mıydı? Hiç olmadı Güney’in veya Papadopulos’un bu konuda şevki olmasaydı bile öncelikle bir diyaloğa girilip daha sonra açıklamalar yapmak daha iyi değil miydi? Tek taraflı davranmakla tüm diyalog yolunu dinamitledikleri üzerinde yaygın bir düşünce hakim oldu. Zaten yeni diplomasi tekniklerinde yukarda yazdığım gibi tek taraflı davranmanın hiçbir zaman yeri yoktur. Şimdikilerin ise eskileri hiç aratmayacak benzerlikleri dikkat çekmektedir.

Eski statükocu kesim ise son Meclis’ten geçirilen yasanın anayasaya göre hukuk dışı olduğunu ve bu yüzden dava açacağını açıkladı. Bu adamların hiç hakları olmamasına ve de hukuksuzluğun daniskasını yaparak 30 yıl önce, öncelik hakkı Güneyli Göçmenlerin olmasına rağmen, eşdeğerlerden de önce toprak kapişarisine başlamaları hangi hukukun bir parçasıydı? Eşdeğer, eşdeğer diyerek kendi partizanlarına bu toprak yağmasını başlatmaları da ayrı bir yağma örneğiydi ve Güney’den Kuzey’e geçmiş göçmenlerin birçoğunun üzüntüden ölmelerine sebep oldular. Cemal Hamza’nın mezar taşında ne yazmaktadır? O mezar taşı UBP’nin ve Denktaş rejiminin yüz karasıdır. Ama bugünlerde global değişim diyerek Güney’de mal bırakan insanların tapuları için ağızlarının suyu akmaktadır. Bu adamlara göre

Güney’de mal bırakmış ama Kuzey’de zarıncalattıkları göçmenlerin tapularını kullanarak 1974 sonrasında elde ettikleri Kıbrısrum mallarını böyle iç etme hesapları vardır. Esasında CTP ve şürekası Türkiye’den gelen emirlere riayet edip bu yasayı Türkiye’yle birlikte çıkardılar. AİHM’nin bu yapılacak değişiklikten tatmin olması diye bir durumun olacağı da şüphe çekmektedir. Üç aylık süre tanındı ama sonuçta AİHM’nin koyduğu normlara uyulup uyulmadığı da araştırılacak. Eğer bu olmazsa tekrar aleyhe bir havanın oluşmaması için bir neden göremiyorum.

Durum ve şartlar hala daha Kıbrıslıtürklerin kendi kendilerini yönetmedikleri için devamlı olarak zorda kaldıkları ve Kıbrıs’ta istikrarı ıskalayamadıklarını göstermektedir. Eğer beklenen istikrar gelmezse Kıbrıslıtürkler çok zor çekecekler. Kıbrıs’taki şimdiki diyalogsuzluk da durum ve şartları tekrar eski duruma getirebilir ve bu da Kıbrıslıtürkleri olumsuz yönde etkiler.

Umalım ki bu şekildeki dezavantajlar pek gelişmez. Gelişirse kaybeden yine bizler olacağız...

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org